Uzun bi aradan sonra yeniden yazmayı denemek istedim. O zamandan bu zamana neredeyse bir yıl olmuş. Üniversitenin ilk yılında başlamıştım buraya yazmaya. Bu son senem. Yetmiş tane yazı yazmışım buraya. Bazen geçmişi hatırlamak adına okuyorum yazdıklarımı ve bloga yazma amacımı yerine getiriyorum. Pek de iç açıcı şeyler yazmamışım. Gerçi yazacak çok fazla bir şey bulamamışım ama boş konuşmak benim işim ya doldurmuşum. Diyeceksin "Hayrola bi gelişme mi var?", gelişen tek şey ne yazdımsa onları iyice kabullenişim. Artık sızlanmanın bi anlamı kalmamış. Kabullenmek en iyisi. Belki daha iyileri de vardır ama elimden gelenin en iyisi bu kadar heralde.
Son sınıf oldum ya artık mezun olmanın üzüntüsü içerisindeyim. Bahsettiğimiz bi "gelecek" kavramı var ya ben onu hep başka bir boyut olarak algılamıştım. Şimdi de zannediyorum ki okul hayatı bitince her şey darmadağın olacak. Hayat bi şekilde devam ediyo. Aynı evin aynı odasında aynı dağınıkla devam ediyo hayat. Arada bi hasta oluyorum falan. Bazen aşık oluyorum. Her şeye rağmen bi kaç gün sürdürebiliyorum. Son hissiyatlarımdan sonra bunu bile başarı saymaktayım. Yalnızlığa gelemez insan diyoruz ya ben yalnızlığın ortasında duruyorum. Ne ben ona gidiyorum ne o bana geliyo. Daha kolay oluyo ikimiz için de. Artık "Yine sabahın köründe uyunur mu be abi" günlerine son verdim. Erken yatıp erken kalkıyorum. Okula falan gidiyorum. Rutin hayatla büsbütün bütünleştim. Artık yollar daha uzun gelmeye başladı. Özetle sıkıcı.
Daha kış gelmeden yine hasta oldum. Bu dönemlerde de hep hasta oluyorum. Eskisi gibi limonata içince kendime de gelemiyorum artık. Yaşlandım sanırım. Üşengeçliğimden doktora da gitmiyorum. Eş dost sağolsun ilaçsız bırakmıyolar. Ben en çok turuncu olanlarını seviyorum. Beyaz olanlar bana hiç de işe yarar gibi gelmiyo. O kadar ilaç şirketinde staj yaptım. Ben ilaçtan da anlarım. Her boktan anladığım gibi.
Evde olduğum zamanlar bütün gün ne yaptığımı bile hatırlamıyorum. O denli gereksiz zaman dilimleri benim için. Bi kaç tane oyun indiriyim dedim. Artık büyümüşüm hemen sıkılıyorum. Şu an beni ne mutlu eder onu bile bilmiyorum. Çok konuşmak harbiden de zararmış. Tut kendini deli yüreğim diyorum. Evet bildiniz tutamıyorum. Aslında yalnızlık iyimiş lan bi yerde. Her şey kafana göre. Olduğun gibi. Dışarı çıkmak istemiyosam ki genelde istemiyorum, o zaman evde kalıyorum. Evde de çılgınlar gibi televizyon izliyorum. Onu da hayranlığımdan değil, bi mantık hatası bulayım da artık izlemiyim diye. Görüldüğü gibi pek de mantıklı sayılmam.
İnsanlarla çok konuşmasam, nasıl boş biri olduğumu anlarlar diye tırsıyorum bazen. Ben konuşmazsam onlar konuşur. Onların açtığı muhabbetler de çoğu zaman sıkıcı olur. Zaten sıkılmaya yatkın bi bünyem olduğundan pek dayanamıyorum. Hiç olduğum gibi biri değilim lan ben hakkaten. Ama yine de kendimi seviyorum. Bunca yıldır beni yalnız bırakmadığı için. Şimdi burada yalnızlıkla ilgili bi sürü klişeye daha değinebilirdim. Lakin hiç birisini sikime bile takmıyorum. Yalnızlık güzeldir. Sessizlik iyidir. Konuşmalarsa çoğu zaman kırıcıdır. Susmaksa asla bir erdem olmamıştır. Nasıl konuşacağını bilemeyen insanların uydurduğu en kaliteli safsatadır. Bana gelince nasıl konuşacağını bilmediği halde çok konuşan bir insanım. Bu özellikle doğmadım. Ama iki insan aynı anda susunca o rahatsız edici sessizliği birinin bozması gerekir diye düşünüyorum. Ve gönüllü oluyorum. Sessizliği bozuyorum evet ama aslında sessizliğin güzelliğini de ortadan kaldırıyorum. Diğer insanlar da sessizliğin güzelliğini fark etselerdi asla bu işe girişmezdim. Biraz bunu deneyip insanlara da sessizliğin güzelliğini fark etmelerine fırsat vermeliyim. Bu yazıyı yazan bir insanın muhabbeti de gerçekten çok sıkıcı. Minik bi söz vererek bu bahsi de burada kapayayım. Çok konuşmicam.
Kendini sevmeyen insanların, başkalarını gözlerinde çok büyüttüklerini düşünmüşümdür. Kendimi seviyorum ama çoğu zaman ağız dolusu sövüyorum. Kendime yapmadığımı bırakmasam da kırılmak darılmak olmuyo ya öylece avunuyorum. Diyorum ya dostum bi şekilde yaşıyorum tıpkı senin gibi. Üstünde çok da kafa yorulacak biri değilim. Sıradanım, basitim. Anlaması kolay birisiyim. Kişisel gelişim kitaplarında bahsedilen "Siz özelsiniz, Aslansınız, İsterseniz başarırsınız, Lider sizsiniz" cümlelerine hiç konu olamadan ölüp gideceğim. Önemli biri olmaya çalışacak kadar salak değilim. Hayat bu şekilde çarçur edilmemeli. Az konuşun, kendinizi sevin gerisini siktir edin. Bırakın arkanızdan salak densin. Sevgiler diyip bitirmekti adetim. Şu sıralar bana daha çok lazım. Allah'a emanet...
Bir Nefes Hayal
Kimi zaman içimden geldiği gibi , kimi zaman içimden gelmesi gerektiği gibi ...
5 Ekim 2013 Cumartesi
24 Aralık 2012 Pazartesi
Kestik ve Katil Oldum Lan
Şizofrenik hayallerimden birisini gerçekleştirdim. Hiç olmadığım biri oldum üç günlüğüne. Yaşadığım en farklı üç gündü. Kimliksiz kimsesiz ve isimsiz. Başka bir hayata üç günlüğüne misafir oldum. Belki tam olarak ne olduğumu ve nasıl davranacağımı tam bilemedim ama yine de kendimden kurtulmak mükemmel bir terapi oldu bana.
Öğrenmeye devam ediyoruz ya hani film oyuncularının da bizden pek farklı olmadığını öğrendim. Demiştim ya bi gece eve gelsem ve kendimle karşılaşsam. Hakkaten ilginç olurdu. Peki bir sabah katil olarak uyansam? Kaç gün oldu hatırlamıyorum ama günlerden bir gün katil olarak uyandım. Kimi öldürdüm hatırlamıyorum. aslında öldürüp öldürmediğimden de emin değilim. Birini öldürmeden katil olabilir mi lan insan ? Övünmek gibi olmasın ama ben katil oldum. Şimdi ergen gibi "İçimdeki çocuğu öldürdüm" falan gibi bişey beklemeyin. Hakikaten ciddiyim. Bi katil nasıl yaşar lan? Ne yer ne içer nasıl giyinir? Bu zamana kadar hiç katil olmuş biriyle tanışmadım. Tanışsaymışım bu kadar zorlanmazdım belki de. Hoş içte bi sululuk var ya her kabın şeklini alıyorum. Katil olmanın da pek bi zorluğunu görmedim hani. Peşime polisler takılsa, ikinci kattan falan atlasam, birini gizlice takip etsem tenhada bassam tetiğe... Silahımda da susturucu olsa ve bi işi bitirmiş olmanın haklı gururuyla siyahları çıkarıp beyazlar giyinsem. Aslında işe polisi karıştırmayın, karışınca nolur bilmem ama pek iyi olmaz. Galayı kaçırmak istemeyiz heralde.
Son zamanlarda deli gibi film izliyorum. Yerine göre heyecanlı, şaşırtıcı ya da anarşist duygulara kapılıyorum. Bu akşam kendi filmimi izledim.Nasıl desem baba olmak gibi. Hiç baba olmadım ama olsam bu kadar olurdum. Mutluluktan ağlamaya ilk defa bu kadar yaklaştım. Çok ilginç valla ya. Üç gündür gece gündüz kısa film çekmeye çalışıyoruz. Ve birini öldürmeden katil olmanın hazzını yaşıyorum. Gerçi kimse bilmiyor katil oldugumu. Polis de dahil. Hem Cem Karaca'nın da aslında bir ceviz ağacı olduklarını da bilmiyolar. Beni farketmemişler çok mu. Ceviz ağacı lan bu hani ceviz olsa anlardım. Neyse. Kısa film çekiyoruz kısa keselim ve "Kestik!". Sevgiler
Öğrenmeye devam ediyoruz ya hani film oyuncularının da bizden pek farklı olmadığını öğrendim. Demiştim ya bi gece eve gelsem ve kendimle karşılaşsam. Hakkaten ilginç olurdu. Peki bir sabah katil olarak uyansam? Kaç gün oldu hatırlamıyorum ama günlerden bir gün katil olarak uyandım. Kimi öldürdüm hatırlamıyorum. aslında öldürüp öldürmediğimden de emin değilim. Birini öldürmeden katil olabilir mi lan insan ? Övünmek gibi olmasın ama ben katil oldum. Şimdi ergen gibi "İçimdeki çocuğu öldürdüm" falan gibi bişey beklemeyin. Hakikaten ciddiyim. Bi katil nasıl yaşar lan? Ne yer ne içer nasıl giyinir? Bu zamana kadar hiç katil olmuş biriyle tanışmadım. Tanışsaymışım bu kadar zorlanmazdım belki de. Hoş içte bi sululuk var ya her kabın şeklini alıyorum. Katil olmanın da pek bi zorluğunu görmedim hani. Peşime polisler takılsa, ikinci kattan falan atlasam, birini gizlice takip etsem tenhada bassam tetiğe... Silahımda da susturucu olsa ve bi işi bitirmiş olmanın haklı gururuyla siyahları çıkarıp beyazlar giyinsem. Aslında işe polisi karıştırmayın, karışınca nolur bilmem ama pek iyi olmaz. Galayı kaçırmak istemeyiz heralde.
Son zamanlarda deli gibi film izliyorum. Yerine göre heyecanlı, şaşırtıcı ya da anarşist duygulara kapılıyorum. Bu akşam kendi filmimi izledim.Nasıl desem baba olmak gibi. Hiç baba olmadım ama olsam bu kadar olurdum. Mutluluktan ağlamaya ilk defa bu kadar yaklaştım. Çok ilginç valla ya. Üç gündür gece gündüz kısa film çekmeye çalışıyoruz. Ve birini öldürmeden katil olmanın hazzını yaşıyorum. Gerçi kimse bilmiyor katil oldugumu. Polis de dahil. Hem Cem Karaca'nın da aslında bir ceviz ağacı olduklarını da bilmiyolar. Beni farketmemişler çok mu. Ceviz ağacı lan bu hani ceviz olsa anlardım. Neyse. Kısa film çekiyoruz kısa keselim ve "Kestik!". Sevgiler
20 Aralık 2012 Perşembe
Kışa Girerken
Saçlarımı yıkadım ve makineyle kuruttum. Saçımın aldığı şekil camın yansımasından komik görünüyordu. Sigara içerken hep mutfağın camındaki yansımama bakarım. Sigaranın ateşinin her nefes çekişimde daha da kızarmasını izlerim. Bi de mutfakta volta atarak içerim ben sigarayı.Altı adımda biten bi koridorum var. Orada döner dururum. Bir yandan da bi sigara içme süresince yürüyebileceğim bi koridor hayal ederim ya da kocaman bir avlu. Hapishanelerdekinden...
Bu gün resmen güneş ışığını hiç görmedim. Geçtiğimiz üç günde sabahın ilk ışıklarına kadar ders çalışıp çılgınlar gibi kahve içtiğimden düzensiz olan uyku düzenim iyice bozuldu. Akşama kadar uyumuşum. Uyandığımda sesimin iki perde daha kalınlaştığını hafif genze doğru meylettiğini farkettim. Hastalanmıştım. Uyku sersemliğini üstümden atmaya çalışıyordum. Kendi evimdeki ışığın yerini aradıktan sonra banyoda tek çubuğu kırılmış olan gözlüğümü lavaboya düşürmemle hastalağımın ciddiyetini anladım. Geçen soğuk algınlığı için içtiğim o sarı hapların peşine düştüm. En son odamdaydı. Ders notlarının ve kullanılmış bir yığın peçetenin arasında hapları arıyordum. Bir yandan da yerde duran banyo havlusuna basmamaya gayret ediyordum.
Odam çok uzun süredir toplanmadı. Ayaklarım çok üşürse bi tane plastik şişeye sıcak su doldurup ayaklarımın altına koyarım. Son iki girişimimde şişeler patladıktan sonra artık böyle fantezilere girişmiyorum hiç. Hazır yerler ıslanmışken silip süpürüyorum işte. Son zamanlardaki marjinal temizlik anlayışım bu yönde. Bitmiş sigara paketleri kitaplıkta duran sümüklü peçeteler geçen haftasonundan kalma üçgen peynir ambalajları falan filan. Odama sağlıklı biri girse bile hastalanıp öyle çıkar. Benimse bünyem kuvvetlidir. Kış mevsimi hariç...
Daha henüz buralara kar kış gelmedi. Gelmesini istemiyorum hiç. Soğuktan hazzetmem. Bi de minibüs şoförlerinin üzerime su sıçratmalarından. Her taraf kar buz olunca bunu yapamıyolar ya kış mevsiminin tek pozitif yönü bu heralde. He bide sahlep içmek var. Sırf sahlep içebilmek için kışın gelmesine sevinebilirim işte. Pekala yazın da içilebilir ama o zaman da limonatanın mevsimi kaybolur.Yazın sahlep, kışın limonata içilmez. Bi yerde green peace çi sayılabilirim. Dünyanın dengesinin bozulmasına izin veremem. Sevgiler
Bu gün resmen güneş ışığını hiç görmedim. Geçtiğimiz üç günde sabahın ilk ışıklarına kadar ders çalışıp çılgınlar gibi kahve içtiğimden düzensiz olan uyku düzenim iyice bozuldu. Akşama kadar uyumuşum. Uyandığımda sesimin iki perde daha kalınlaştığını hafif genze doğru meylettiğini farkettim. Hastalanmıştım. Uyku sersemliğini üstümden atmaya çalışıyordum. Kendi evimdeki ışığın yerini aradıktan sonra banyoda tek çubuğu kırılmış olan gözlüğümü lavaboya düşürmemle hastalağımın ciddiyetini anladım. Geçen soğuk algınlığı için içtiğim o sarı hapların peşine düştüm. En son odamdaydı. Ders notlarının ve kullanılmış bir yığın peçetenin arasında hapları arıyordum. Bir yandan da yerde duran banyo havlusuna basmamaya gayret ediyordum.
Odam çok uzun süredir toplanmadı. Ayaklarım çok üşürse bi tane plastik şişeye sıcak su doldurup ayaklarımın altına koyarım. Son iki girişimimde şişeler patladıktan sonra artık böyle fantezilere girişmiyorum hiç. Hazır yerler ıslanmışken silip süpürüyorum işte. Son zamanlardaki marjinal temizlik anlayışım bu yönde. Bitmiş sigara paketleri kitaplıkta duran sümüklü peçeteler geçen haftasonundan kalma üçgen peynir ambalajları falan filan. Odama sağlıklı biri girse bile hastalanıp öyle çıkar. Benimse bünyem kuvvetlidir. Kış mevsimi hariç...
Daha henüz buralara kar kış gelmedi. Gelmesini istemiyorum hiç. Soğuktan hazzetmem. Bi de minibüs şoförlerinin üzerime su sıçratmalarından. Her taraf kar buz olunca bunu yapamıyolar ya kış mevsiminin tek pozitif yönü bu heralde. He bide sahlep içmek var. Sırf sahlep içebilmek için kışın gelmesine sevinebilirim işte. Pekala yazın da içilebilir ama o zaman da limonatanın mevsimi kaybolur.Yazın sahlep, kışın limonata içilmez. Bi yerde green peace çi sayılabilirim. Dünyanın dengesinin bozulmasına izin veremem. Sevgiler
15 Aralık 2012 Cumartesi
Bir Deli'nin Not Defteri
Beynime çakılı bir duyguyla yaşıyorum bir haftadır. Farkındalık diye bir kelimeyle ifade ediliyor ama bir kelimeden çok daha fazlası. Bir anda birden fazla yerde olabileceğini düşündürüyor insana. Ya da hiç bir yerde olmadığın hissini. Etrafındaki olayların ya da nesnelerin yeteri kadar gerçek olmadığını biliyorsun bu durumda. Aslında etrafındaki insanların birer aldatmaca olduğunu falan hissettiriyor. Belki de delirmenin ilk adımı ya da çoktan delirmiş olduğunun bir kanıtı. Kestiremiyorum.
Bazen delirmenin nasıl bir duygu olduğunu merak ediyorum. Bir rüyadan uyanmak gibi mi yoksa hiç uyumamış olmak gibi mi ? Çoğu zaman yatağımdan başka biri olarak kalkmayı istiyorum. Bildiğin bambaşka biri... Farklı bir nevresimin üstünde farklı bir göz rengiyle ya da farklı boyda birisi olarak. İsmim de değişik olsun, belki yanımda da evlendiğim kadın. Çok saçma bir düşünce olduğunun farkındayım evet ama delilik de böyle bişey olsa gerek...
Etrafında daha önce hiç tanışmadığın ve seninle arkadaş olduğunu söyleyen bir sürü değişik suret. Gerçekten çıldırtıcı bir his. Ne olduğunu nasıl olduğunu bilmeden alışmak zorunda olduğun gerçekliği bile meçhul bir sürü zırva. Aslında bu şekilde de bir yere varılmıyor. Şimdi yaşadıkların gerçek degil de orada hiç tanışmadığın insanların olduğu dünya mı gerçek. Hadi canım sen de... Nasıl bilebilirsin ki ?
Denizin içinde vurgun yiyen insanların önce bayılıp sonra öldüğünü duymuştum. Bayılma hissi... Aynı anda milyonlarca rüya görmek gibi. Pembeler ve maviler içinde ölmek tuhaf olsa gerek. Ya da intihar ederek bu yolu kısaltmak. Gerçekten sağ bileğini kesen bir insanın sol bileğini de aynı soğukkanlılıkla kesip kesemediğini merak ediyorum.Vücudunun soğumasına an be an şahit olmak gittikçe üşümek belki de donarak ölmek...
Her şey yolunda gittiğinde gerçekten bir an "Bu kadar yolunda olan şey ne ?" diye düşünmeye başladıysan "Farkındalık" zehri damarlarına dolmuş demektir. Ardından herşey tersine dönmeye başlar. Ve bardaktan boşanırcasına olur bu, şemsiyeni açana kadar her şey berbat olur. Sonra daha fazla şeyi anlamaya başlarsın ama gerçekliğinden şüphe duyarsın. Şüpheyse beynine saplanan bir kıymık gibi sürekli canını yakar. Şüphe geldiyse inanç kaybolur. Sigara dumanı gibi yanar ve kaybolur nereye gittiğinden haberin bile olmaz. Tekrardan inanmaya çalışmaksa 21 yılı baştan yaşamak gibidir. Geçmişte yaşadıklarını belki hiç yaşanmamış olduğunu kabullenemezsin. Sonra ne olur biliyor musun ? Bir kaç zaman sonra saçmalamayı kesersin. Herşey yoluna girer yavaş yavaş. Şüphelerini halının altına süpürürsün. Ta ki bir dahaki sorguya kadar.
İnsanlara güvenmek bir insan için önemlidir. Güvenmezsen uyuyamazsın bile. Peki insanlara neden güvendiğini düşündün mü ? Belki onların samimiyetine güvenmişsindir. Güvenmesen bu kadar üzülmeyebilirdin. Herkesi mutlu etmeye çalışmak canımı yakıyor. En güvendiğim gerçeğin beni bu kadar üzüyor olması tuhaf. Bir rüyada olmak isterdim ya da "Kestik!" cümlesini duymak. Ya da şu anda delirmek isterdim. Cisimsiz gölgeler dolaşırdı peşimde ve daha hızlı yürümeye başlardım. Tavandaki çatlaklara bakıp bu evdeki bi önceki insanların hayaletlerini görürdüm. Gördüklerime kimseyi inandıramazdım. Kimse de kalmazdı etrafımda heralde. Daha fazla şey bildiğim için yalnız kalırdım. Delirmek aslında daha fazla şey görebilmektir. Ve sanırım ben deliriyorum...
Bazen delirmenin nasıl bir duygu olduğunu merak ediyorum. Bir rüyadan uyanmak gibi mi yoksa hiç uyumamış olmak gibi mi ? Çoğu zaman yatağımdan başka biri olarak kalkmayı istiyorum. Bildiğin bambaşka biri... Farklı bir nevresimin üstünde farklı bir göz rengiyle ya da farklı boyda birisi olarak. İsmim de değişik olsun, belki yanımda da evlendiğim kadın. Çok saçma bir düşünce olduğunun farkındayım evet ama delilik de böyle bişey olsa gerek...
Etrafında daha önce hiç tanışmadığın ve seninle arkadaş olduğunu söyleyen bir sürü değişik suret. Gerçekten çıldırtıcı bir his. Ne olduğunu nasıl olduğunu bilmeden alışmak zorunda olduğun gerçekliği bile meçhul bir sürü zırva. Aslında bu şekilde de bir yere varılmıyor. Şimdi yaşadıkların gerçek degil de orada hiç tanışmadığın insanların olduğu dünya mı gerçek. Hadi canım sen de... Nasıl bilebilirsin ki ?
Denizin içinde vurgun yiyen insanların önce bayılıp sonra öldüğünü duymuştum. Bayılma hissi... Aynı anda milyonlarca rüya görmek gibi. Pembeler ve maviler içinde ölmek tuhaf olsa gerek. Ya da intihar ederek bu yolu kısaltmak. Gerçekten sağ bileğini kesen bir insanın sol bileğini de aynı soğukkanlılıkla kesip kesemediğini merak ediyorum.Vücudunun soğumasına an be an şahit olmak gittikçe üşümek belki de donarak ölmek...
Her şey yolunda gittiğinde gerçekten bir an "Bu kadar yolunda olan şey ne ?" diye düşünmeye başladıysan "Farkındalık" zehri damarlarına dolmuş demektir. Ardından herşey tersine dönmeye başlar. Ve bardaktan boşanırcasına olur bu, şemsiyeni açana kadar her şey berbat olur. Sonra daha fazla şeyi anlamaya başlarsın ama gerçekliğinden şüphe duyarsın. Şüpheyse beynine saplanan bir kıymık gibi sürekli canını yakar. Şüphe geldiyse inanç kaybolur. Sigara dumanı gibi yanar ve kaybolur nereye gittiğinden haberin bile olmaz. Tekrardan inanmaya çalışmaksa 21 yılı baştan yaşamak gibidir. Geçmişte yaşadıklarını belki hiç yaşanmamış olduğunu kabullenemezsin. Sonra ne olur biliyor musun ? Bir kaç zaman sonra saçmalamayı kesersin. Herşey yoluna girer yavaş yavaş. Şüphelerini halının altına süpürürsün. Ta ki bir dahaki sorguya kadar.
İnsanlara güvenmek bir insan için önemlidir. Güvenmezsen uyuyamazsın bile. Peki insanlara neden güvendiğini düşündün mü ? Belki onların samimiyetine güvenmişsindir. Güvenmesen bu kadar üzülmeyebilirdin. Herkesi mutlu etmeye çalışmak canımı yakıyor. En güvendiğim gerçeğin beni bu kadar üzüyor olması tuhaf. Bir rüyada olmak isterdim ya da "Kestik!" cümlesini duymak. Ya da şu anda delirmek isterdim. Cisimsiz gölgeler dolaşırdı peşimde ve daha hızlı yürümeye başlardım. Tavandaki çatlaklara bakıp bu evdeki bi önceki insanların hayaletlerini görürdüm. Gördüklerime kimseyi inandıramazdım. Kimse de kalmazdı etrafımda heralde. Daha fazla şey bildiğim için yalnız kalırdım. Delirmek aslında daha fazla şey görebilmektir. Ve sanırım ben deliriyorum...
9 Aralık 2012 Pazar
Saat
Dün evde kimsecikler yoktu. Yalnızlığa talim ediyordum evde yine. Çekirdek stoğu yapıp bi sürü film izlemeyi planlıyordum. Planımın bi kısmını tamamlamışken dışarı çıktım bi abimle beraber. Sohbet muhabbet tam zamanında imdada yetişmişti. Film izlemeye orda devam edelim dedim ama internet hızı kaplumbağalarla yarışıyordu.Sonuna kadar beklemedim ama sanırım yarışı kaplumbağalar kazandı. Baktık film de izlenmiyo televizyonda zaten bişey yok -ya da olduğu zamanlara ben denk gelemiyorum. Gidip yatayım bari dedim ve gittim yattım. Uyumaya odaklanırken odanın içinde yankılanan saatin sesi dikkatimi çekti. Aslında çekmemeliydi eğer saatin sesine odaklanırsam nefes almayı becerememeye başlıyorum. 21 yıldır alışılagelmiş davranışları da bi anda bırakınca insanın içine oturuyo. Bi müddet sürüncemede kaldım. Sanırım yetersiz oksijenden olsa gerek uyumayı başarmışım.
Misafirlik iyidir güzeldir de bu günümü de heba etti resmen. Uyan kahvaltı yap onları topla giyin hazırlan yine akşam oldu. Zaten bi damla gün, hemen de bitiyo. Kışları sevmem zaten bi de zaman mefhumu işe müdahil olunca iyice sinir oluyorum. Tamam dünyanın kanunu böyle dünya güneşin etrafında dönüyo , eğik duruyo , ışınlar dik gelemiyo falan filan bi sürü ince hesap. Hadi tamam havanın soğuk olmasını da kabullenebilirim. Ama evde doğalgaz bittiyse bu kabul edilemez bir durum. Dün evden çıkarken kartı yanıma alayım da gelirken gaz alırım diyerek ileri görüşlülüğümü kullanayım dedim. Kızılay'da EGO sırasındaki insanları görünce ne kadar da ileri görüşlü insan varmış yav diyip şaşırdım. Son kalan gazı yakmaya başladım. Biliyorum canım çay isteyecek. O zaman da "Çay yok, bok için !" repliğiyle bu yazıya son vercem. Sevgiler.
Misafirlik iyidir güzeldir de bu günümü de heba etti resmen. Uyan kahvaltı yap onları topla giyin hazırlan yine akşam oldu. Zaten bi damla gün, hemen de bitiyo. Kışları sevmem zaten bi de zaman mefhumu işe müdahil olunca iyice sinir oluyorum. Tamam dünyanın kanunu böyle dünya güneşin etrafında dönüyo , eğik duruyo , ışınlar dik gelemiyo falan filan bi sürü ince hesap. Hadi tamam havanın soğuk olmasını da kabullenebilirim. Ama evde doğalgaz bittiyse bu kabul edilemez bir durum. Dün evden çıkarken kartı yanıma alayım da gelirken gaz alırım diyerek ileri görüşlülüğümü kullanayım dedim. Kızılay'da EGO sırasındaki insanları görünce ne kadar da ileri görüşlü insan varmış yav diyip şaşırdım. Son kalan gazı yakmaya başladım. Biliyorum canım çay isteyecek. O zaman da "Çay yok, bok için !" repliğiyle bu yazıya son vercem. Sevgiler.
25 Kasım 2012 Pazar
"Bütün Hayat Böyle Oğlum"
Hani senin sınavın vardır evdekiler de gezmeye giderler. Yalnızlığın güzel taraflarından birini yaşamaktasındır ama sınavın olduğu için de için kan ağlar. Hani evde havluyla dolaşırsın da kimse görmez diye düşünürsün ya tam o esna da kapının deliğine giren anahtar sesini duyarsın, odanın kapısını mı kapatsam yoksa dış kapı açılana kadar giyinsem mi diye derin bir ikilemde kalırsın ya şu sıralar yaşadığım en ciddi ikilem bu.
Uzun zamandır hayatım ölmüş bir hastanın nabzını gösteren o zımbırtıdaki çizgi gibi dümdüz... Bazen ölmüş olabileceğimi düşünüyorum. Bunu düşünmediğim, bazenlerin diğer yarısında da ölüleri çok iyi anlıyorum. Bunu annemle konuştum. Dedim anacım hayatımda en ufak bir kıpırtı yok. Bir yaramazlık yok ama ne mutlu ne de mutsuz olmak ölülere has bir şey değil mi ? Filmlerdeki o esrarengiz ve ders verici ses tonuyla "Bütün hayat böyle oğlum." dedi. O sırada gözüm kitaplığımda duran az evvel bitmiş çay bardağına takılmıştı. Eğer annemi doğru anladıysam o çay bardağından daha anlamsız olduğumu düşündüm. Peki ya ben ölürsem ve o çay bardağı kırılmadan daha uzun süre varlığını devam ettirirse... Yok yok bir çay bardağından daha anlamsız olmak hiç mantıklı değildi. Mantıksa hep sahip olduğum ama son zamanlarda mumla aradığım bir şey. Daha güçlü bir ışık kaynağıyla aramıyor olmam da bunun delili.
Annemin uzun yıllar bu gerçekle yaşayabilmiş olması şaşırtıcı. Benim yaşadığımın iki katı şey yaşamış ama her günü bir küme kabul etsek ve bütün günlerin kesişimini alsak kümenin eleman sayısı yüzü geçmez.-Matematiğime de laf ettirtmem.- Bunun adına hayat diyorlar dostum. Bunu düşündükçe ölüleri çok iyi anlıyorum. Yaşamak da sıkıyor insanı bir yerden sonra be. Ama napalım yaşıyoruz. Sıkılsak da yaşıyoruz ve yaşamaktan sıkılıyoruz. Böle böle beyin kısa devre yapıyor, çok düşünmeyin en iyisi... Sevgiler.
Uzun zamandır hayatım ölmüş bir hastanın nabzını gösteren o zımbırtıdaki çizgi gibi dümdüz... Bazen ölmüş olabileceğimi düşünüyorum. Bunu düşünmediğim, bazenlerin diğer yarısında da ölüleri çok iyi anlıyorum. Bunu annemle konuştum. Dedim anacım hayatımda en ufak bir kıpırtı yok. Bir yaramazlık yok ama ne mutlu ne de mutsuz olmak ölülere has bir şey değil mi ? Filmlerdeki o esrarengiz ve ders verici ses tonuyla "Bütün hayat böyle oğlum." dedi. O sırada gözüm kitaplığımda duran az evvel bitmiş çay bardağına takılmıştı. Eğer annemi doğru anladıysam o çay bardağından daha anlamsız olduğumu düşündüm. Peki ya ben ölürsem ve o çay bardağı kırılmadan daha uzun süre varlığını devam ettirirse... Yok yok bir çay bardağından daha anlamsız olmak hiç mantıklı değildi. Mantıksa hep sahip olduğum ama son zamanlarda mumla aradığım bir şey. Daha güçlü bir ışık kaynağıyla aramıyor olmam da bunun delili.
Annemin uzun yıllar bu gerçekle yaşayabilmiş olması şaşırtıcı. Benim yaşadığımın iki katı şey yaşamış ama her günü bir küme kabul etsek ve bütün günlerin kesişimini alsak kümenin eleman sayısı yüzü geçmez.-Matematiğime de laf ettirtmem.- Bunun adına hayat diyorlar dostum. Bunu düşündükçe ölüleri çok iyi anlıyorum. Yaşamak da sıkıyor insanı bir yerden sonra be. Ama napalım yaşıyoruz. Sıkılsak da yaşıyoruz ve yaşamaktan sıkılıyoruz. Böle böle beyin kısa devre yapıyor, çok düşünmeyin en iyisi... Sevgiler.
Etiketler:
bardağı,
bütün hayat böyle oğlum,
çay,
hayat,
ikilem,
mantıksızlık,
ölü,
ölüler,
yaşamak
19 Kasım 2012 Pazartesi
Özgürlüğün Yeni Tanımı
Uykusuzluk, gözüme cam kırıkları doldurmuş gibi bi acı verdiğinde güneş doğmak üzere olur hep. Ya da doğmuş... Ne zaman bu düzensiz düzeni düzeltmek istesem sadece daha geç uyumama sebep oluyo. Uykuya dalabilmem için sıra dışı şeyler hayal etmem gerekir. Yatağa ilk yattığımda geçirdiğim günü, daha evvel geçirdiğim zamanları belki hiç gelmeyecek olan gelecek zamanları düşünürüm. Bunları düşündüğümü farkettiğimde olaya müdahale eder ve şehrin bütün manzarasına hakim yüksekçe bir tepede bir bankta tek başına otururken hayal ederim kendimi. Niye yanımda sevgili yok onu ben de hala çözemedim. Bu gece de onu sorgulayayım bari.
Şehrin curcunasından uzak kalmak ilk bakışta cazip geliyo. Bazen özgürlüğün bu olduğunu düşünüyorum. Ya tam sessizlik olacak ya da son ses metal müzik... İnsanları duymak dinlemek çok saçma. Ama itiraf ediyorum ki müzik dinlerken minibüs şoförü dikiz aynasına bakıp da bişey dediğinde o özgürlük duygusu yerini bi infiale bırakıyo. Cool çocuk modunu bozmak istemiyorum ama gidecegim yeri iyi bilmiyosam mecburen müziği kapatıyorum. Sonra sövüyorum ve geri açıyorum. İşin aslı kuşlar gibi olmak babacım. Kimseye eyvallah etmeden istedikleri yere gidiyolar. Kuşlar insanlara özgürlük simgesi gibi geliyo ama kuşları özgür kılan şey uçmaları değil istedikleri yere sıçmalarıdır bence. Hangimiz onlar kadar özgür olabiliyoruz ki şu hayatta... Özgürlüğün yeni tanımı... Neyse ver babacım müziği.Ve final... Sevgiler
Şehrin curcunasından uzak kalmak ilk bakışta cazip geliyo. Bazen özgürlüğün bu olduğunu düşünüyorum. Ya tam sessizlik olacak ya da son ses metal müzik... İnsanları duymak dinlemek çok saçma. Ama itiraf ediyorum ki müzik dinlerken minibüs şoförü dikiz aynasına bakıp da bişey dediğinde o özgürlük duygusu yerini bi infiale bırakıyo. Cool çocuk modunu bozmak istemiyorum ama gidecegim yeri iyi bilmiyosam mecburen müziği kapatıyorum. Sonra sövüyorum ve geri açıyorum. İşin aslı kuşlar gibi olmak babacım. Kimseye eyvallah etmeden istedikleri yere gidiyolar. Kuşlar insanlara özgürlük simgesi gibi geliyo ama kuşları özgür kılan şey uçmaları değil istedikleri yere sıçmalarıdır bence. Hangimiz onlar kadar özgür olabiliyoruz ki şu hayatta... Özgürlüğün yeni tanımı... Neyse ver babacım müziği.Ve final... Sevgiler
12 Kasım 2012 Pazartesi
Beni Benden Kurtarın
Yağmurlu bir gecede saçakların altından hızlı hızlı yürüyorum. Merakla arkama bakıyorum arada bir. Bu esnada verdiğim nefesin sesi bir hayli yüksek çıkıyor. Binanın dış kapısına gelip yağmurluğumun şapkasını çıkarıyorum. Kimse var mı etrafta diye bir kere daha dönüp bakıyorum. Deli gibi yağmur yağmaya devam ederken bir karaltı düşüyor binanın duvarına. Arkama bakamadan heyecanla binaya girip dış kapıyı kapatıyorum. Bir iki saniye bekleyip ne olup bittiğini anlamaya çalışıyorum. Yoldan gelip geçen sen ben gibi bi insanmış.Tehlike yok. Hiç bişey olmamış gibi ağır ağır çıkıyorum merdivenlerden. Evimin kapısına geliyorum. Ayakkabılarımı çıkarıp evime giriyorum. O esnada "ulan bu işte bi ibnelik var." dedirten bir müzik çalmaya başlıyor. Çaldığı yetmez gibi attığım her adımda ritmik olarak yükseliyor. Noluyo lan diyene kadar odamın ışığının açık olduğunu farkediyorum. Işığı kapattığımdan eminmişim gibi bi yüz ifadesi takınıyorum. Odama girdiğimde kendimle karşılaşıyorum. Müzik arttığı yerden devam ediyor. Noluyoruz lan diyorum. Aslında sen değilim ben diyo. Peki kimsin sen ? Ne bileyim !?
Lan gerçekten bi gün eve gelip kendimle karşılaşmaktan ümitliyim. Çok film izliyosun diyeceksin ama o kadar film izlemişliğim de yok hani. Bazı filmlerin etkisinde çok kalıyorum.Çoğu zaman film artisti olmadığıma hayıflanıyorum. Her filmde başka bi hayat. Bide benimkine bak. Hep aynı... Her makarnaya mayonez sıkıyorum. Özetle bu. Sevgiler.
Lan gerçekten bi gün eve gelip kendimle karşılaşmaktan ümitliyim. Çok film izliyosun diyeceksin ama o kadar film izlemişliğim de yok hani. Bazı filmlerin etkisinde çok kalıyorum.Çoğu zaman film artisti olmadığıma hayıflanıyorum. Her filmde başka bi hayat. Bide benimkine bak. Hep aynı... Her makarnaya mayonez sıkıyorum. Özetle bu. Sevgiler.
1 Kasım 2012 Perşembe
Ruhunu Teslim Ediyorum
Hüzünlü yağmurunu bekliyorum sonbaharın. Alışmaya çalıştığım şeyler birikiyor boğazıma. Yine baş başayız sevgilim sönmüş sokak lambalarının altında. Avuçlarımı terletiyor aşkın. Ölümüne sevişiyoruz seninle. Sessizliğim küsüyor bana , hatıraların gönlünü alıyorum. Teninin kokusunu taşıyor rüzgar. Kapatıp gözlerimi peşinden gidiyorum. Canımın sıkıntısını rafa kaldırıyorum. Bir mezar kazıyorum yalnızlığa. Seninle beraber mezara kıvrılıyoruz. Kırıyorum mezar taşlarını teker teker. Adımız geçmiyor hiç bir öyküde. Kimse bilmeden yaşıyoruz mahkumluğumuzu. Bir yol geçiyor ardımızdan. Sonunu bilmediğimiz tepelerin ardına doğru. Olanca gücümüzle haykırıyoruz suskunluğumuzu. Bir çiçek açıyor özlemimizde. Kana kana doyuyoruz aşka ve kimsesizliğe...
Bir birimize sarılıyoruz. Bütün evler yıkılıyor bir bir. Depremin enkazında bırakıyoruz hiçliğimizi.Yüzü isli bir çocuk ağlıyor mutsuzluğumuza. Bir anne feryat ediyor hıçkırarak. Ruhunu tadıyorum izbeliğin ortasında. Bir paçavra gibi silkeleniyorum dilek ağacının dalında. Huzursuz bir dert ortağı bırakıyoruz ardımızda. Yabancı bir yüz buluyor bizi. Gözlerinden çalıyor beni. Yok pahasına satıyor çirkin sesiyle. Şekerini düşüren bir çocuk gibi ağlıyorum ve ruhunu tadıyorum tozun toprağın içinde. Kayboluyorum ve terliyorum teninde. Nefesin hışırdatıyor yaprakları. Bir hüzünlü yağmur yağıyor. İçine karışıyorum. Bir otomobilin altında eziliyorum. Zamanın içinde kan tutuyor beynimi. Tiksiniyorum mutluluğundan. Gecenin karası yüzüme çalınıyor. Kimsesizliğimden utanıyorum. Kurumuş yaprak gibi ikiye ayrılıyorum. Rüzgara teslim ediyorum aşkımı. Bir sigara daha yakıyorum ve ruhunu tadıyorum dumanında.
Alışıyoruz terkedilmişliğimize. Bir çadır kuruyoruz göçebe sevgimizin eteklerine. Fırtınalara kafa tutuyoruz. İçleniyoruz her güne. Tutulacak yaslar çoğaltıyoruz birbirimizde. Ateşe veriyoruz kilitli sandıklarımızı. Küllerinden dövme yapıyoruz dudaklarımıza. İçimize kin doluyor ve yüzüne tükürüyoruz hayatın. Issız bir çölün kum fırtınasına terk ediyoruz son damlamızı. Seni göresim geliyor birden. Bir limanda bırakıyorum umutsuzluğumu. Bir mülteci gibi gemilerin en ücrasında telaşlanıyorum ve ruhunu tadıyorum karanlıkta.
Sana hüzünlü bir yağmur bırakıyorum ardımda ve ruhunu teslim ediyorum...
Bir birimize sarılıyoruz. Bütün evler yıkılıyor bir bir. Depremin enkazında bırakıyoruz hiçliğimizi.Yüzü isli bir çocuk ağlıyor mutsuzluğumuza. Bir anne feryat ediyor hıçkırarak. Ruhunu tadıyorum izbeliğin ortasında. Bir paçavra gibi silkeleniyorum dilek ağacının dalında. Huzursuz bir dert ortağı bırakıyoruz ardımızda. Yabancı bir yüz buluyor bizi. Gözlerinden çalıyor beni. Yok pahasına satıyor çirkin sesiyle. Şekerini düşüren bir çocuk gibi ağlıyorum ve ruhunu tadıyorum tozun toprağın içinde. Kayboluyorum ve terliyorum teninde. Nefesin hışırdatıyor yaprakları. Bir hüzünlü yağmur yağıyor. İçine karışıyorum. Bir otomobilin altında eziliyorum. Zamanın içinde kan tutuyor beynimi. Tiksiniyorum mutluluğundan. Gecenin karası yüzüme çalınıyor. Kimsesizliğimden utanıyorum. Kurumuş yaprak gibi ikiye ayrılıyorum. Rüzgara teslim ediyorum aşkımı. Bir sigara daha yakıyorum ve ruhunu tadıyorum dumanında.
Alışıyoruz terkedilmişliğimize. Bir çadır kuruyoruz göçebe sevgimizin eteklerine. Fırtınalara kafa tutuyoruz. İçleniyoruz her güne. Tutulacak yaslar çoğaltıyoruz birbirimizde. Ateşe veriyoruz kilitli sandıklarımızı. Küllerinden dövme yapıyoruz dudaklarımıza. İçimize kin doluyor ve yüzüne tükürüyoruz hayatın. Issız bir çölün kum fırtınasına terk ediyoruz son damlamızı. Seni göresim geliyor birden. Bir limanda bırakıyorum umutsuzluğumu. Bir mülteci gibi gemilerin en ücrasında telaşlanıyorum ve ruhunu tadıyorum karanlıkta.
Sana hüzünlü bir yağmur bırakıyorum ardımda ve ruhunu teslim ediyorum...
22 Eylül 2012 Cumartesi
Beyin Göçü
Bir üniversite öğrencisiyim. Yılın bu zamanları sıcak evimden ayrılıp yollara düşerim. İstanbul'dan Ankara'ya yani. Bu durumlarda leylekler ya da antiloplar gibi hissederim kendimi. Gecenin bi vakti ( gündüz yolculukları sevmem) yakamı bırakmayan insomnia denen illetle birlikte çıkarız yola. Belki gecenin karanlığında bir çita salyalarını akıta akıta peşimde dolaşmayabilir ama bizim ki de göç sayılır bi yerde. Susuzluğu çok yaşamasam da gecenin ilerleyen saatlerine doğru acıkırım. Oldum olası "yolluk" kavramından nefret ederim. Şükrettiğim zamanlar da oldu ama sıcaktan kaynamış ayranı kavanozdan içmek bir çoğunuzun hoşuna gitmezdi heralde.
En güzeli de çocukken koltukların altında yatak açarlardı büyükler bize. Bildiğin 12 saat uyurdum. Sabah bi uyanırdım İstanbul'a gelmişim. İnsan büyüyünce dertleri de büyüyo. Koltuğa bi türlü sığamam ki şişman biri değilim. Uyursam bi yarım saat uyurum onu da ya moladan evvel yarım saate denk gelir ya da ineceğim terminalde muavin uyandırır. Muavin kelimesini de yazınca fark ettim ne kadar saçmaymış lan. Gözlerimdeki çapağı kurcalarken buz gibi bi atmosferler burun buruna kalırım. Yağmurdan kaçan fareler gibi hemen içeriye koştururum. O saatlerde bi otogarda uyanmak hiç bi zaman fantazilerimde yer almaz.
Baş , boyun ve sırt ağrılarıyla kendimi evime atarım zor bela. Bundan sonrasını çok severim işte. Aç karnına bi sigara sonra hemen uyku. Dert yok tasa yok mis gibi. Uyanınca da başlar o ciddiye almamız gereken saçmalıklar. Sonra da "Neden beyin göçü..."
En güzeli de çocukken koltukların altında yatak açarlardı büyükler bize. Bildiğin 12 saat uyurdum. Sabah bi uyanırdım İstanbul'a gelmişim. İnsan büyüyünce dertleri de büyüyo. Koltuğa bi türlü sığamam ki şişman biri değilim. Uyursam bi yarım saat uyurum onu da ya moladan evvel yarım saate denk gelir ya da ineceğim terminalde muavin uyandırır. Muavin kelimesini de yazınca fark ettim ne kadar saçmaymış lan. Gözlerimdeki çapağı kurcalarken buz gibi bi atmosferler burun buruna kalırım. Yağmurdan kaçan fareler gibi hemen içeriye koştururum. O saatlerde bi otogarda uyanmak hiç bi zaman fantazilerimde yer almaz.
Baş , boyun ve sırt ağrılarıyla kendimi evime atarım zor bela. Bundan sonrasını çok severim işte. Aç karnına bi sigara sonra hemen uyku. Dert yok tasa yok mis gibi. Uyanınca da başlar o ciddiye almamız gereken saçmalıklar. Sonra da "Neden beyin göçü..."
Etiketler:
beyin,
göçü,
insomnia,
muavin,
otobüs,
öğrencisi,
şehirler arası,
üniversite,
yolluk
2 Nisan 2012 Pazartesi
Yolcu Abbas
Bu sabah diğerlerinden çok farklıydı. Aynı anda iki farklı saate uyanmıştım. Ne olduğunu anlayamadan hangi saate inanmam gerektiğini bir türlü kestiremedim. Diğer yandan da yaşamadığım bir saat olduğunu düşünmeye başlamıştım. Şimdi diyeceksiniz milyonlarca saat yaşadın da ne iş gördün. Haklısınız ama insan yine de ulaşamadığını istiyo ya aynı hesap... İşin kötü tarafı kime kızmalıyım nereye başvurmalıyım bilemedim. Aaa yoksa 1 Nisan şakası mı lan bu ? İşin içinden çıkamadım ve o sabah buluşacağım muhattaplarımı aradım. Ortalığı bir güzel ayağa kaldırdım. Az sonra gelen mesajla anladım ki telefonun biri normalde bu hafta yapılması gereken saaat ileri alma meselesini tek başına icra etmiş. Bi rahatladım. Ve istemsizce yapmış olduğum 1 nisan şakası on dakikalığına da olsa beni bile panikletmişti.
Böyle başlayan bir günün devamı daha da güzel gitti. İlk defa hızlı trene binmek üzere gara gittim. Adrenalin had safada. Ulaştığımız hız 60 km. Gidip makinistle kavga etmek geçti içimde. Dostum bomboş raylar bassana biraz. 250 km ye ulaşınca da sanki hiç bir şey olmamış gibi gitmeye başlayınca bi hevesim kırıldı. Eskişehir macerası böyle başladı. Yön duygum baya gelişmiş sanki yıllardır oralıymışım gibi. Yanımızdaki Eskişehirli arkadaşı upurladıktan sonra baya gezdik. Dönüşe bilet bulamayınca otobüse talim. nerdeyse 3 saat. Hakkaten hızlı tren hızlıymış. En güzel otobüs yolculuğuydu. O kadar güzeldi ki onca yorgunluğu bile unutturdu. Güzel bir gündü vesselam. Sevgiler
Böyle başlayan bir günün devamı daha da güzel gitti. İlk defa hızlı trene binmek üzere gara gittim. Adrenalin had safada. Ulaştığımız hız 60 km. Gidip makinistle kavga etmek geçti içimde. Dostum bomboş raylar bassana biraz. 250 km ye ulaşınca da sanki hiç bir şey olmamış gibi gitmeye başlayınca bi hevesim kırıldı. Eskişehir macerası böyle başladı. Yön duygum baya gelişmiş sanki yıllardır oralıymışım gibi. Yanımızdaki Eskişehirli arkadaşı upurladıktan sonra baya gezdik. Dönüşe bilet bulamayınca otobüse talim. nerdeyse 3 saat. Hakkaten hızlı tren hızlıymış. En güzel otobüs yolculuğuydu. O kadar güzeldi ki onca yorgunluğu bile unutturdu. Güzel bir gündü vesselam. Sevgiler
25 Mart 2012 Pazar
Mutlu Mutlu
Aylardan sonra baş gösteren mutlu insan sendromuyla iç içeyim. Ne olsa dokunurdu o zamanlar. Şimdi ne olursa olsun ben dokunmuyorum hiç bir şeye. Şarkılar söylüyorum şiirlere verdim kendimi. Bir de patenlerim var artık. Ağır aksak yürümek yerine sekiz tane tekerin üstünde kaymak süper bi duygu. Evim eşyalandı. Erasmusa başvurdum. Kısacası her şey istediğim gibi.
Bazı şiirlerde yazar şair. Hayatın ne anlamsız olduğunu. Sevdiğinden ayrı kaldığında yaptığı şeyleri. Akşama makarna pişirdim. Gömleğimi ütülemeden giydim. Sakallarım uzadı. Bu gün gazeteye hiç dokunmadım. Bu tarz cümleler. Hani insanı öyle bir havaya sokuyor ki sevdigi kişi olmadan ne yapsa ancak makarna pişirmek kadar anlamlı oluyor dünya. Olayın diğer tarafından bakacak olursak ; birini sevince, akşama makarna pişirdiğinde yüzyılın en önemli buluşunu yapmak kadar anlamlı geliyor dünya insana. Sevgiler
Bazı şiirlerde yazar şair. Hayatın ne anlamsız olduğunu. Sevdiğinden ayrı kaldığında yaptığı şeyleri. Akşama makarna pişirdim. Gömleğimi ütülemeden giydim. Sakallarım uzadı. Bu gün gazeteye hiç dokunmadım. Bu tarz cümleler. Hani insanı öyle bir havaya sokuyor ki sevdigi kişi olmadan ne yapsa ancak makarna pişirmek kadar anlamlı oluyor dünya. Olayın diğer tarafından bakacak olursak ; birini sevince, akşama makarna pişirdiğinde yüzyılın en önemli buluşunu yapmak kadar anlamlı geliyor dünya insana. Sevgiler
12 Mart 2012 Pazartesi
Ankara'da Aşk
Bir bir vazgeçerken ağaçlar yapraklarından,
Bir filiz düşüverdi yangın enkazı yüreğime
Soğuk havalar bile nefret ederken Ankara'dan
Bir kış gününde sevdim ben seni.
Karanlık odamda boş duvarları seyrederken
Akdenize yelken açmak gibiydi gözlerine bakmak
Bir sürü hikaye fısıldarken buğulu camlara
Aşkın en güzel haliydi gülüşünde kelimeleri unutmak.
Uykusuz gecelerden kan rengi sabahlara uyanırdı bedenim
Her esen rüzgarla daha fazla uyuşurdu ellerim
Bir kış gününde sevdim ben seni.
Ve kara kışın ortasında;
Gül bahçesine uyanır oldu şimdi gözlerim...
Bir filiz düşüverdi yangın enkazı yüreğime
Soğuk havalar bile nefret ederken Ankara'dan
Bir kış gününde sevdim ben seni.
Karanlık odamda boş duvarları seyrederken
Akdenize yelken açmak gibiydi gözlerine bakmak
Bir sürü hikaye fısıldarken buğulu camlara
Aşkın en güzel haliydi gülüşünde kelimeleri unutmak.
Uykusuz gecelerden kan rengi sabahlara uyanırdı bedenim
Her esen rüzgarla daha fazla uyuşurdu ellerim
Bir kış gününde sevdim ben seni.
Ve kara kışın ortasında;
Gül bahçesine uyanır oldu şimdi gözlerim...
4 Mart 2012 Pazar
Kış, Çam Ağaçları ve Cennet
Yeni bir heyecanla açılan ve daha ilk satırda ziyan olan sayfalarla doluydu çöp kutum. Sevdiğine mektup yazmak kadar zordu yeniden başlamak. Bu sonuncu sayfaya hepiniz hoşgeldiniz.
Rüzgarlar artık can yakacak kadar soğumuştu. Her ağaç bir bir vazgeçiyorken yapraklarından , inatla yeşil kalmayı başarabilen çam ağaçları dikkatimi çekiyordu. Meyvesiz gölgesiz bir ağaç olduğundan bu utancı örtbas etmek istiyorlardı belli ki. Ya da var olan düzende ne deniyorsa onu yapanlardandılar.
Yerlerde bir karış buz varken hiç ışıklı bir parkta yürüdünüz mü ? Mesela saat gece bire gelirken. Her taraf ışıl ışıldı. Sanki yolun sonunda cennetin kapıları vardı. Ya da ben bir huriye aşık olmuştum. Beni dünyada olduğuma inandıran bir sürü çıplak ağaç, rüyada olmadığıma inandıran kuru bir soğuk - ilik donduran cinsten- ve bu soğukta damarlarıma umut aşılayan yeşil çam ağaçlarının ortasındaydım. Düşüncelerim uyuşmuş olsa da kalbimin heyecanı artmaktaydı. En azından aklımdan düşünce geçebilmesi beni fazlasıyla mutlu etmişti. Düşünmek güzeldi. Düşünmeyi özlediğini düşünmek daha da güzeldi. Düşünmekten aklı bir karış havada gezmek de varmış bu kış kıyamette. Hatta o kadar çok düşünmekten yazının sonunu düşünememek bile varmış. Sevgiler
Rüzgarlar artık can yakacak kadar soğumuştu. Her ağaç bir bir vazgeçiyorken yapraklarından , inatla yeşil kalmayı başarabilen çam ağaçları dikkatimi çekiyordu. Meyvesiz gölgesiz bir ağaç olduğundan bu utancı örtbas etmek istiyorlardı belli ki. Ya da var olan düzende ne deniyorsa onu yapanlardandılar.
Yerlerde bir karış buz varken hiç ışıklı bir parkta yürüdünüz mü ? Mesela saat gece bire gelirken. Her taraf ışıl ışıldı. Sanki yolun sonunda cennetin kapıları vardı. Ya da ben bir huriye aşık olmuştum. Beni dünyada olduğuma inandıran bir sürü çıplak ağaç, rüyada olmadığıma inandıran kuru bir soğuk - ilik donduran cinsten- ve bu soğukta damarlarıma umut aşılayan yeşil çam ağaçlarının ortasındaydım. Düşüncelerim uyuşmuş olsa da kalbimin heyecanı artmaktaydı. En azından aklımdan düşünce geçebilmesi beni fazlasıyla mutlu etmişti. Düşünmek güzeldi. Düşünmeyi özlediğini düşünmek daha da güzeldi. Düşünmekten aklı bir karış havada gezmek de varmış bu kış kıyamette. Hatta o kadar çok düşünmekten yazının sonunu düşünememek bile varmış. Sevgiler
26 Şubat 2012 Pazar
Elma Şekeri
Delicesine bir sessizlik. Saat sabah dört suları. Genç adam ne yaptığından habersiz var olan düzendeki görevini ifa ediyordu. Annesinin kollarında olduğu zamanları hatırladı. O zaman mutluydu. Tek bir isteği vardı o da "Elma Şekeri" ydi. Bunu hiç bir zaman annesine söyleyemezdi. Ne kadar da kırmızılardı. Belki de çok da tatlıydı. Bir gün kendini tutamadı ve annesine sordu : "Elma şekeri alalım mı ?". Annesi çocuğa sadece baktı ve bir şey söylemedi. Çocuk sorduğu sorudan utanmıştı. O gece yatağında uyumak için uyku perisini beklerken düşündü. Pamuk prensesin yediği o büyük kırmızı elmayı hatırladı. Tabi ya ! Eğer o elmadan yerse belki sonsuza kadar uykuya dalabilirdi. Daha da kötüsü sevdiği prensesin bundan sonsuza dek haberi olmayabilirdi.
Genç adam evin içinde bir ileri bir geri amaçsızca dolaşırken o günden beri hiç elma şekeri yemediğini farketti. Belki çocukça bir şeydi ve artık büyümüştü. Eskisi kadar da güzel gelmiyordu artık gözüne. Aradan yıllar geçmişti. Hala aynı şekilde mi yapılırdı elma şekeri ? İçini tekrardan o çocuksu merak sarmıştı. Tekrardan annesine sorduğu soru aklına gelmişti. Annesi neden cevap vermemişti ki ?
"Wow! Süpersin !" şeklinde tepkiler veren ve çocuklarının yedi yaşında piyanoyla çaldığı Mozart'ın bilmem kaçıncı senfonisini dinlerken gözyaşlarını tutamayan bir annesi hiç olmamıştı. Düzene aykırı olarak doğmuştu. Her zaman soruları geçiştirilmişti. Sürekli engellenmişti. Değil piyano çalmak okuldaki müzik derslerinde blok flüt dahi alamamıştı. Çocukluğu süresince yatağının altında bir canavarın onu beklediğini ve gece olunca ortaya çıkıp onu yiyeceğini hayal edememişti. Çünkü ona masal okuyan bir dedesi olmamıştı. Ve yatağın altında bir canavar olduğunu hayal etmesi yasaklanmıştı.
Bazı geceler kendini kötü hissederdi. Annesini çağırıp : "Anne bu gece seninle uyusam olur mu ?" diye soruvermişti bir cesaretle. Annesi bir şey söylemeden ışığı kapatmıştı ve sabaha kadar açmamak üzere odanın kapısını kapatmıştı. Gök gürültüsünün ne olduğunu bilmiyordu. Korkmalı mıydı bilemiyordu. Belki de annesine sormalıydı...
Artık çocukluk yaşlarını geride bırakmış delikanlılık çağlarına ulaşmıştı. Merak ettiği çok şey olsa da artık annesine sormuyordu. Bir gün annesini ağlarken gördü. Elinden düşmüş bir kaç kare fotoğraf duruyordu yerde. Niye ağladığını merak etmişti. Sormalı mıydı acaba. Belki babasıydı yerde yatan belki de amcası belki de kardeşi , ablası ya da abisi.
Bir gün içinde değişik bir şeyler olduğunu farketti. Sıra arkadaşını ne zaman görse içi bir tuhaf oluyordu. Sesi karnına kaçkaçıyor elleri titriyordu. Neler olduğunu anlamıyordu. Sadece tuhaf bir şeyler olduğunu kestirmişti. Annesine sormak için gittiğinde onu hep ağlarken buluyordu. Bilmek istediği çok şey vardı ama soru sorması yasaklanmıştı. Biliyordu cevabını alamayacaktı. Yoksa aşk dedikleri böyle bir şey miydi bilmiyordu. Artık anlayacak yaşa gelmişti. Cesaretlendi. Boyu uzamaya başlamıştı ve kendine güveni de artmıştı. Gidip sıra arkadaşına içindekilerini söylemeliydi. Genç adam henüz söze başlamış , bir iki cümleyi yeni bitirmiş ve tam sormak istediği şeye sıra gelmişken sıra arkadaşı ayağa kalktı.Sıra arkadaşı sadece yüzüne baktı ve bir şey söylemeden çekti gitti. Bir daha o sıraya gelmemecesine. Genç adam anlamıştı. Aşık olması da yasaklanmıştı.Ya da adı her neyse işte...
Genç adam bu düşüncelerle uykuya daldı. Uyanır uyanmaz annesine gidip neden ona elma şekeri almadığını , neden hiç annesiyle uyumadığını, neden sürekli ağladığını ve o fotoğraflardaki kişilerin kim olduklarını bir bir soracaktı. Evinden çıktı. Köşedeki bakkaldan bir tane elma şekeri aldı. Sorularının cevabını alana kadar yememeye karar verdi. Hızlı adımlarla yarı öfkeli yarı meraklı yürüyordu. Bu sefer annesi ona cevap verecek miydi. Çocukluğundan kalma sırtındaki bu kamburdan kurtulacak mıydı. İşine yaramasa da bilmek istiyordu. Habersizce dayatılan yasakların artık kalkmasını istiyordu. Bu sefer ısrarcı olacaktı. Cevap alana kadar soracaktı. Kararlıydı.
Yolun sonuna gelmiş nihayet annesinin yanında oturuyordu. Elindeki elma şekerini evirip çevirip nereden başlaması gerektiğini düşünüyordu. Yıllarca var olan bir yasağı delecekti. Yine cevap alamamaktan endişeliydi. Ve sorularına başladı. Her sorudan sonra bir müddet bekliyordu annesi cevap versin diye.Annesiyse konuşmuyordu. Genç adamın sesi yükselmeye başlamıştı. Gözlerinden yaşlar boşalıyordu. Hıçkıra hıçkıra soruları tekrarlıyordu. Tek kelime karşılık almıyordu. Biraz bekledi ve sakinleşti. Hırsla sıktığı topraktan ellerini çekti. Elma şekerini yerden aldı ve ayağa kalktı. Sorularına asla cevap alamayacaktı. Elma şekerinin poşetini çıkardı ve bir ısırık aldı. Artık vazgeçmişti.
Genç adam evin içinde bir ileri bir geri amaçsızca dolaşırken o günden beri hiç elma şekeri yemediğini farketti. Belki çocukça bir şeydi ve artık büyümüştü. Eskisi kadar da güzel gelmiyordu artık gözüne. Aradan yıllar geçmişti. Hala aynı şekilde mi yapılırdı elma şekeri ? İçini tekrardan o çocuksu merak sarmıştı. Tekrardan annesine sorduğu soru aklına gelmişti. Annesi neden cevap vermemişti ki ?
"Wow! Süpersin !" şeklinde tepkiler veren ve çocuklarının yedi yaşında piyanoyla çaldığı Mozart'ın bilmem kaçıncı senfonisini dinlerken gözyaşlarını tutamayan bir annesi hiç olmamıştı. Düzene aykırı olarak doğmuştu. Her zaman soruları geçiştirilmişti. Sürekli engellenmişti. Değil piyano çalmak okuldaki müzik derslerinde blok flüt dahi alamamıştı. Çocukluğu süresince yatağının altında bir canavarın onu beklediğini ve gece olunca ortaya çıkıp onu yiyeceğini hayal edememişti. Çünkü ona masal okuyan bir dedesi olmamıştı. Ve yatağın altında bir canavar olduğunu hayal etmesi yasaklanmıştı.
Bazı geceler kendini kötü hissederdi. Annesini çağırıp : "Anne bu gece seninle uyusam olur mu ?" diye soruvermişti bir cesaretle. Annesi bir şey söylemeden ışığı kapatmıştı ve sabaha kadar açmamak üzere odanın kapısını kapatmıştı. Gök gürültüsünün ne olduğunu bilmiyordu. Korkmalı mıydı bilemiyordu. Belki de annesine sormalıydı...
Artık çocukluk yaşlarını geride bırakmış delikanlılık çağlarına ulaşmıştı. Merak ettiği çok şey olsa da artık annesine sormuyordu. Bir gün annesini ağlarken gördü. Elinden düşmüş bir kaç kare fotoğraf duruyordu yerde. Niye ağladığını merak etmişti. Sormalı mıydı acaba. Belki babasıydı yerde yatan belki de amcası belki de kardeşi , ablası ya da abisi.
Bir gün içinde değişik bir şeyler olduğunu farketti. Sıra arkadaşını ne zaman görse içi bir tuhaf oluyordu. Sesi karnına kaçkaçıyor elleri titriyordu. Neler olduğunu anlamıyordu. Sadece tuhaf bir şeyler olduğunu kestirmişti. Annesine sormak için gittiğinde onu hep ağlarken buluyordu. Bilmek istediği çok şey vardı ama soru sorması yasaklanmıştı. Biliyordu cevabını alamayacaktı. Yoksa aşk dedikleri böyle bir şey miydi bilmiyordu. Artık anlayacak yaşa gelmişti. Cesaretlendi. Boyu uzamaya başlamıştı ve kendine güveni de artmıştı. Gidip sıra arkadaşına içindekilerini söylemeliydi. Genç adam henüz söze başlamış , bir iki cümleyi yeni bitirmiş ve tam sormak istediği şeye sıra gelmişken sıra arkadaşı ayağa kalktı.Sıra arkadaşı sadece yüzüne baktı ve bir şey söylemeden çekti gitti. Bir daha o sıraya gelmemecesine. Genç adam anlamıştı. Aşık olması da yasaklanmıştı.Ya da adı her neyse işte...
Genç adam bu düşüncelerle uykuya daldı. Uyanır uyanmaz annesine gidip neden ona elma şekeri almadığını , neden hiç annesiyle uyumadığını, neden sürekli ağladığını ve o fotoğraflardaki kişilerin kim olduklarını bir bir soracaktı. Evinden çıktı. Köşedeki bakkaldan bir tane elma şekeri aldı. Sorularının cevabını alana kadar yememeye karar verdi. Hızlı adımlarla yarı öfkeli yarı meraklı yürüyordu. Bu sefer annesi ona cevap verecek miydi. Çocukluğundan kalma sırtındaki bu kamburdan kurtulacak mıydı. İşine yaramasa da bilmek istiyordu. Habersizce dayatılan yasakların artık kalkmasını istiyordu. Bu sefer ısrarcı olacaktı. Cevap alana kadar soracaktı. Kararlıydı.
Yolun sonuna gelmiş nihayet annesinin yanında oturuyordu. Elindeki elma şekerini evirip çevirip nereden başlaması gerektiğini düşünüyordu. Yıllarca var olan bir yasağı delecekti. Yine cevap alamamaktan endişeliydi. Ve sorularına başladı. Her sorudan sonra bir müddet bekliyordu annesi cevap versin diye.Annesiyse konuşmuyordu. Genç adamın sesi yükselmeye başlamıştı. Gözlerinden yaşlar boşalıyordu. Hıçkıra hıçkıra soruları tekrarlıyordu. Tek kelime karşılık almıyordu. Biraz bekledi ve sakinleşti. Hırsla sıktığı topraktan ellerini çekti. Elma şekerini yerden aldı ve ayağa kalktı. Sorularına asla cevap alamayacaktı. Elma şekerinin poşetini çıkardı ve bir ısırık aldı. Artık vazgeçmişti.
Etiketler:
çocuk,
Elma şekeri,
hikaye,
Merak,
öykü,
yasaklanmak
15 Şubat 2012 Çarşamba
Nirvana
Şu sıralar ruhumun eriştiği nirvanayı anlamaya çalışıyorum. Hayat o kadar sade , sessiz ve sıradan ki bir budist olsam heralde hayatın anlamını çözerdim.
Geçmişte olduğu gibi yine tarihi ve özel günleri ağız tadıyla yaşayamıyorum. Doğum günümde işte çalışıyor olmak, yılbaşında deli gibi hasta yatmak ve sevgililer gününde de bu hastalığı mutlulukla karşılamak. En azından bütün gün yatakta yatmama bir bahane olmuştu. Züğürt tesellisi.
Bazı zamanlar hayatın kötü gideceğine dair hislere kapılıyorum. İç güdüsel bir şey değil bu. Metronun merdivenlerinden aşağı doğru iniyorsan ve insanlar üstüne üstüne geliyorsa, bomboş istasyonda bir tek sen kalıyorsan bir sonraki tren için; ya da bineceğin otobüse yetişemeden gözünün önünden geçip gidiyorsa platonik aşkın gibi ; otobüs durağında da yalnızlığını iliklerine kadar duyuyorsan , misafir olmak için gittiğin evin sahibi evde yoksa ve sen onu beklerken sokak lambasının altında umutsuz bir şekilde bekliyorsan ve o esnada okuldan dağılan çocuklar yanından geçerken sana evsizi insan muamelesi yapıyorsa, diğer insanlar için önemli olan günlerde "Neden bu kadar çok çiçekçi var arkadaş bu sokaklarda?" diye soruyorsan, gecenin ikisinde yüzünü cama çarptıktan sonra kimse gördü mü diyip endişeleniyorsan, herkesin uyuduğu saatlerde sen karanlık odanda tavanı seyrediyorsan hayattan keyif almamak için yeteri kadar sebebin var demektir. Basit bir çıkarım değil bu böyle zamanlarda risk almak ya da platonik aşkını itiraf etmek ya da yeni heyecanla bi sürü işe kalkışmak hiç yerinde olmaz. Yapılması gereken uzun bi süre bu durumun geçmesini beklemek olacak sanırım. Ya da ben öyle yapıyorum emin değilim.
Ha diyince hasta olan birisi değildim. Ta ki bu seneye kadar. Yine hastalandım. Hatta bir gece sabaha kadar uyuyamadım nefes alamadığımdan. Ne yaptıysam kar etmedi. İki tek inek sütü çaktım ama bana mısın demedi ve ben bir gecede en çok peçete tüketen insan rekorunu kırdım. Sonra da akşama kadar uyuyan insan. Son zamanlarda toparlandım gibi ama nasıl olsa bi daha hastalanırım diyip çok da sevinmiyorum. Nirvanaya ulaştım diyorum ya artık umursamıyorum hiç bir şeyi. Elimi alıp sobaya soksalar oralı olmam. Yüzüme karşı en ağır hakaretler yağdırsalar sadece "Canın sağolsun" der geçerim heralde. Sevgiler.
Geçmişte olduğu gibi yine tarihi ve özel günleri ağız tadıyla yaşayamıyorum. Doğum günümde işte çalışıyor olmak, yılbaşında deli gibi hasta yatmak ve sevgililer gününde de bu hastalığı mutlulukla karşılamak. En azından bütün gün yatakta yatmama bir bahane olmuştu. Züğürt tesellisi.
Bazı zamanlar hayatın kötü gideceğine dair hislere kapılıyorum. İç güdüsel bir şey değil bu. Metronun merdivenlerinden aşağı doğru iniyorsan ve insanlar üstüne üstüne geliyorsa, bomboş istasyonda bir tek sen kalıyorsan bir sonraki tren için; ya da bineceğin otobüse yetişemeden gözünün önünden geçip gidiyorsa platonik aşkın gibi ; otobüs durağında da yalnızlığını iliklerine kadar duyuyorsan , misafir olmak için gittiğin evin sahibi evde yoksa ve sen onu beklerken sokak lambasının altında umutsuz bir şekilde bekliyorsan ve o esnada okuldan dağılan çocuklar yanından geçerken sana evsizi insan muamelesi yapıyorsa, diğer insanlar için önemli olan günlerde "Neden bu kadar çok çiçekçi var arkadaş bu sokaklarda?" diye soruyorsan, gecenin ikisinde yüzünü cama çarptıktan sonra kimse gördü mü diyip endişeleniyorsan, herkesin uyuduğu saatlerde sen karanlık odanda tavanı seyrediyorsan hayattan keyif almamak için yeteri kadar sebebin var demektir. Basit bir çıkarım değil bu böyle zamanlarda risk almak ya da platonik aşkını itiraf etmek ya da yeni heyecanla bi sürü işe kalkışmak hiç yerinde olmaz. Yapılması gereken uzun bi süre bu durumun geçmesini beklemek olacak sanırım. Ya da ben öyle yapıyorum emin değilim.
Ha diyince hasta olan birisi değildim. Ta ki bu seneye kadar. Yine hastalandım. Hatta bir gece sabaha kadar uyuyamadım nefes alamadığımdan. Ne yaptıysam kar etmedi. İki tek inek sütü çaktım ama bana mısın demedi ve ben bir gecede en çok peçete tüketen insan rekorunu kırdım. Sonra da akşama kadar uyuyan insan. Son zamanlarda toparlandım gibi ama nasıl olsa bi daha hastalanırım diyip çok da sevinmiyorum. Nirvanaya ulaştım diyorum ya artık umursamıyorum hiç bir şeyi. Elimi alıp sobaya soksalar oralı olmam. Yüzüme karşı en ağır hakaretler yağdırsalar sadece "Canın sağolsun" der geçerim heralde. Sevgiler.
11 Şubat 2012 Cumartesi
Gurbet
Gökyüzünü ağaçlar kaplıyor,
Yerlerde sararmış yapraklar...
Gurbette sonbaharı yaşıyorum.
Yağmur yağıyor bazen
Eskisi kadar sevmiyorum.
Bazı akşamlar voltaya çıkıyorum arka bahçede
Dört bir yanı açık
Ne yüksek duvarları var ne de dikenli telleri
Ama ben aynı çizgilerden geri dönüyorum.
Üç gün kaldı tahliyeme.
Ellerimde kelepçe yok ama
Ben hala gün sayıyorum.
Bileklerime kan yürümüyor sanki
Bazı günler yataktan çıkmıyorum.
Bir gardiyanım eksik...
Hoş olsa da sana mektup yok diyor,
Ben hala senden bir haber bekliyorum.
Doğum günümü kutladım geçenlerde
Sevdiklerini özlüyor insan,
Sen yanımda olmayınca
Daha çabuk yaşlanıyorum,
Gurbette mutluluk bile koyuyor adama.
Ben sende kalan hüznü özlüyorum.
Bazı günler buluştuğumuz yerler düşüyor aklıma,
Akıntıya kürek çekiyorum.
Biliyorum herşey aynı yerinde,
O sokaktaki balıkçılar köşedeki simitçi,
Biliyorum o karanfiller hala kırmızı ve taze ama
Ben hala senle solan çiçekleri kokluyorum.
Kavuşmak günü diyip sabrediyorum.
Aksi gibi uzaklaştıkça uzaklaşıyor şehirler,
İçinde sen olmayınca daha derine çöküyorum.
Her gurbetin bir vuslatı vardır ama
Ben hala beni beklediğin şehri söylüyorum...
Yerlerde sararmış yapraklar...
Gurbette sonbaharı yaşıyorum.
Yağmur yağıyor bazen
Eskisi kadar sevmiyorum.
Bazı akşamlar voltaya çıkıyorum arka bahçede
Dört bir yanı açık
Ne yüksek duvarları var ne de dikenli telleri
Ama ben aynı çizgilerden geri dönüyorum.
Üç gün kaldı tahliyeme.
Ellerimde kelepçe yok ama
Ben hala gün sayıyorum.
Bileklerime kan yürümüyor sanki
Bazı günler yataktan çıkmıyorum.
Bir gardiyanım eksik...
Hoş olsa da sana mektup yok diyor,
Ben hala senden bir haber bekliyorum.
Doğum günümü kutladım geçenlerde
Sevdiklerini özlüyor insan,
Sen yanımda olmayınca
Daha çabuk yaşlanıyorum,
Gurbette mutluluk bile koyuyor adama.
Ben sende kalan hüznü özlüyorum.
Bazı günler buluştuğumuz yerler düşüyor aklıma,
Akıntıya kürek çekiyorum.
Biliyorum herşey aynı yerinde,
O sokaktaki balıkçılar köşedeki simitçi,
Biliyorum o karanfiller hala kırmızı ve taze ama
Ben hala senle solan çiçekleri kokluyorum.
Kavuşmak günü diyip sabrediyorum.
Aksi gibi uzaklaştıkça uzaklaşıyor şehirler,
İçinde sen olmayınca daha derine çöküyorum.
Her gurbetin bir vuslatı vardır ama
Ben hala beni beklediğin şehri söylüyorum...
9 Şubat 2012 Perşembe
Otobüs ve Aşk
En güzel aşk zor olandır. Bunu hepimiz biliyoruz. Ya da Haluk Levent dinleyen herkes bilir. Peki zor aşk ne demek biraz konuşalım.
Yine günlerden bir gün dost meclisinden çıkmışım uykulu bir vaziyette eve gitmeye çalışıyorum. Hava da biraz serin. Çok beklemiyim dedim. İlk gelen otobüse atladım. Nasıl olsa bi yerlerde aktarma yaparım. Yine müzik dinleye dinleye yolculuğa başladım. Bu kısımlar gayet sıradan olduğu için aktarma yaptığım diğer otobüsten bahsedeyim. Amaçsızca bi köşeye geçtim. Aşk tesadüfleri severmiş ya tam karşımda çok hoş bi kız vardı. Samimi olmak gerekirse pek huyum değildir ama o kızdan gözlerimi alamadım. Gerçekten baya güzeldi. Öyle hayvani duygularla değil hakikaten çok güzeldi. O kadar güzeldi ki kıza baktığımı o bana baktıktan beş saniye sonra farkettim. Utandım biraz. Pek alışkın değilim ama sanırım aşık oldum. Hem de baya baya...
Hayalperestliğin gözü çıksın. Aklımdan neler geçiyor neler. Yanına gitsem "Ben sana aşık oldum." desem. Gülümsese ama konuşmasa. Baksa sadece. Gel gör ki annesi de yanında. Ne ayağım gider ne de uzaktan seslenebilirim. Annesi yetmez gibi bi de araya başka bi adam girdi. Lan zaten on dakikalık yol bi de araya adam giriyo. Olacak iş değil. Hoş adam olmasa ne farkederdi bilemedim. Daha doyamadan sevdiğime ineceğim durak geldi. Şeytan dedi inme kızın indiği durağa kadar git. Ne bileyim tadında bırakmak iyidir. Bütün otobüs aşkları gibi bu da çok kısa sürdü ve otobüsten indim. Sevgiler.
Yine günlerden bir gün dost meclisinden çıkmışım uykulu bir vaziyette eve gitmeye çalışıyorum. Hava da biraz serin. Çok beklemiyim dedim. İlk gelen otobüse atladım. Nasıl olsa bi yerlerde aktarma yaparım. Yine müzik dinleye dinleye yolculuğa başladım. Bu kısımlar gayet sıradan olduğu için aktarma yaptığım diğer otobüsten bahsedeyim. Amaçsızca bi köşeye geçtim. Aşk tesadüfleri severmiş ya tam karşımda çok hoş bi kız vardı. Samimi olmak gerekirse pek huyum değildir ama o kızdan gözlerimi alamadım. Gerçekten baya güzeldi. Öyle hayvani duygularla değil hakikaten çok güzeldi. O kadar güzeldi ki kıza baktığımı o bana baktıktan beş saniye sonra farkettim. Utandım biraz. Pek alışkın değilim ama sanırım aşık oldum. Hem de baya baya...
Hayalperestliğin gözü çıksın. Aklımdan neler geçiyor neler. Yanına gitsem "Ben sana aşık oldum." desem. Gülümsese ama konuşmasa. Baksa sadece. Gel gör ki annesi de yanında. Ne ayağım gider ne de uzaktan seslenebilirim. Annesi yetmez gibi bi de araya başka bi adam girdi. Lan zaten on dakikalık yol bi de araya adam giriyo. Olacak iş değil. Hoş adam olmasa ne farkederdi bilemedim. Daha doyamadan sevdiğime ineceğim durak geldi. Şeytan dedi inme kızın indiği durağa kadar git. Ne bileyim tadında bırakmak iyidir. Bütün otobüs aşkları gibi bu da çok kısa sürdü ve otobüsten indim. Sevgiler.
22 Ocak 2012 Pazar
Bir Tatil Klasiği
Şimdilerde mutluyum. Evet doğru mutluyum. Aklım çok rahat. Nerde akşam orda sabah. Hatta şu anda da başka birinin evinde kalcam. Ankara'dan nefret etmiyorum ama gözümde yok artık. İstanbul'u özlemişim hem de nasıl. Onca dersten kalmışım yok okul mu uzamış kimin umrunda. İnsana sevdikleri fazlasıyla yetiyo. Mutlu oldugumu yazmayalı ne kadar zaman geçti Allah bilir. Ama iyice kızmaya başladım Ankara'ya. Sevmiyorum. Yineliyorum sevmiyorum. Hatta şu sıralar ne yapsam da hiç boş vaktim kalmasa hiç kimseyle muhattap olmasam diye düşünüyorum. Kimseyle uğraşmadan kimseyi beklemeden. Bu sefer daha değişik başlıcak önümüzdeki dönem. Bu sefer hakkaten değişik olcak. Olabildigince uzak olabildiğince kendi kendime. Yeterli zaten. Sırlarını anlatmayınca daha güzel oluyormuş. Düşünmeden , tasalanmadan. Değerli olana sonuna kadar arada kalanlara hiç. Mantıklı.
Evden çok dışarlarda kalıyorum şu sıralar. Başka evler görmek yeni insanlarla tanışmak. Hatta o evlerin mutfaklarında ışığın yerini aramak hakkaten keyifli. Saçma sapan muhabbetlerle uğraşmak yerine her şey keyifli. Bu ruh halini beğenmedim ama benimsedim. Büyüdükçe insan değişiyo evet farkına varıyo daha bi güzel. Liste hazır. Dönünce bir bir uygulanacak. Bu sefer kesin ve net.
Bir dostun dediği gibi içini dökeceksen tuvalete dökeceksin ama burası da olmasa içim çöplüğe döner. Hoş gül bahçesi olsa da kim farkına varıyo. Sxkerler hala İstanbuldayım. Şimdiden oranın derdine düşemem. Eğleniyorum ulaaaann ! Hiç eğlenmediğim kadar hem de. Yaşamayı seviyorum. Sevgiler.
Evden çok dışarlarda kalıyorum şu sıralar. Başka evler görmek yeni insanlarla tanışmak. Hatta o evlerin mutfaklarında ışığın yerini aramak hakkaten keyifli. Saçma sapan muhabbetlerle uğraşmak yerine her şey keyifli. Bu ruh halini beğenmedim ama benimsedim. Büyüdükçe insan değişiyo evet farkına varıyo daha bi güzel. Liste hazır. Dönünce bir bir uygulanacak. Bu sefer kesin ve net.
Bir dostun dediği gibi içini dökeceksen tuvalete dökeceksin ama burası da olmasa içim çöplüğe döner. Hoş gül bahçesi olsa da kim farkına varıyo. Sxkerler hala İstanbuldayım. Şimdiden oranın derdine düşemem. Eğleniyorum ulaaaann ! Hiç eğlenmediğim kadar hem de. Yaşamayı seviyorum. Sevgiler.
4 Ocak 2012 Çarşamba
Neresi "Yeni" Lan !
Geçen senenin ne kadar kötü geçtiğinden bahsederken yeni gelen yılın eskisinden bi farkı olmadığı gerçeğiyle yüzleşmekteyim. Yeni yıla nasıl girersen öyle devam eder geyiği vardır ya yeni yılın ilk 5 günü hasta yatarsın komple sıçmış sayılıyo heralde. Bundan olacak sınavlar bir bir kayıyo. Hani bu sınavdan sonra tepki ölçmek için abi zordu be fena kaydı gibilerinden değil. Samimi olarak kaydığından bahsediyorum. Bi harf eksik ya da fazla pek önemli değil. Samimi olarak kaldığından bahsediyorum. Her çıktığım sınavdan sonra bu derslerin sayısının artıyo olması beni korkutuyo. Ya da daha da umursamazlaştırıyo. Hayat ya hani öğreniyoruz yine de bişeyler.
Uzun zaman evveldi hastalanıp yatağa düştüğüm. Evet 5 gün boru değil. Evde tek başınasın ne internet var ne de bi tomar film cd lerinden bi haber. Yirmidört saat yatakta bi sağa bi sola. Bazen içim geçiyo kendi kendime bi iki saat uyumuş oluyorum. Sonra gece 1 de uyanıp dörde kadar tavandaki alçıdan süslemelere bakıyorum. Işıklar kapalı ama o kadar saatten sonra karanlığa alışıyo insanın gözleri. O süslemelerdeki yer yer sarı yer yer siyah renkler alan lekeleri izliyorum. Aslında hiç önem arzetmiyolar ama can sıkıntısı. Gittikçe körelen çalışma şevkimi de bu hastalıkla beraber yatakta bıraktım malesef. Hoş bırakmasam nolur. Einstein olsa bu şartlar altında geçemez bu derslerden heralde. Bi sınavdan kaç tane yüz alınır ki ?
İnsanın bir de ruhu var. Hisleri, hayalleri ve hiç bir kayan yıldızın haberi olmayan bi sürü olmasını istediği istekleri. Artık bilimsel olmanın faydalı olacağını düşünmeye başladım. Gözünün gördüğüne , elinin uzandığına bel bağlıcaksın dost. Ruhunu çok fazla beslemiceksin. Her dediğine tamam demiceksin. Biraz hoyrat davranacaksın ki nasırlaşsın. Nasırlaşsın da her düştüğünde çocuk gibi ağlamasın. Sonra her türlü şey senin başına gelir. Ağlarsan güçsüz olursun. İntihar etsen zayıf olursun. Seversen aciz olursun. Silersen gaddar olursun. Üzersen pişman olursun. Üzülürsen hasta olursun. Evet gerçekten hasta olursun. Yeşilçamdan çıkmış gibi olursun. Fabrikada çalışan sefil bir işçi gibi barakanda öksüre öksüre, titreye titreye tüketirsin kendini. Fabrikatörün kızıysa o sırada senin başka bir baloda olduğunu falan düşünür. Merak etme yani.
Biraz toparladım gibi. İlaç alınca düzelmeye başladım. Yarında lineer cebir sınavı var. Öyle bi not almışım ki ulan çalışsam mı çalışmasam mı karar veremedim. Adam gibi kalcaksan kal da uğraşmayalım boşuna. Çok değil sadece dört gün geçti ve ben göreceğimi gördüm. Bu sene güzel giden bişey olmadığına göre kötü bişey olmayacak demektir. Sevindirici gibi. Tabi yersen... Sevgiler.
Uzun zaman evveldi hastalanıp yatağa düştüğüm. Evet 5 gün boru değil. Evde tek başınasın ne internet var ne de bi tomar film cd lerinden bi haber. Yirmidört saat yatakta bi sağa bi sola. Bazen içim geçiyo kendi kendime bi iki saat uyumuş oluyorum. Sonra gece 1 de uyanıp dörde kadar tavandaki alçıdan süslemelere bakıyorum. Işıklar kapalı ama o kadar saatten sonra karanlığa alışıyo insanın gözleri. O süslemelerdeki yer yer sarı yer yer siyah renkler alan lekeleri izliyorum. Aslında hiç önem arzetmiyolar ama can sıkıntısı. Gittikçe körelen çalışma şevkimi de bu hastalıkla beraber yatakta bıraktım malesef. Hoş bırakmasam nolur. Einstein olsa bu şartlar altında geçemez bu derslerden heralde. Bi sınavdan kaç tane yüz alınır ki ?
İnsanın bir de ruhu var. Hisleri, hayalleri ve hiç bir kayan yıldızın haberi olmayan bi sürü olmasını istediği istekleri. Artık bilimsel olmanın faydalı olacağını düşünmeye başladım. Gözünün gördüğüne , elinin uzandığına bel bağlıcaksın dost. Ruhunu çok fazla beslemiceksin. Her dediğine tamam demiceksin. Biraz hoyrat davranacaksın ki nasırlaşsın. Nasırlaşsın da her düştüğünde çocuk gibi ağlamasın. Sonra her türlü şey senin başına gelir. Ağlarsan güçsüz olursun. İntihar etsen zayıf olursun. Seversen aciz olursun. Silersen gaddar olursun. Üzersen pişman olursun. Üzülürsen hasta olursun. Evet gerçekten hasta olursun. Yeşilçamdan çıkmış gibi olursun. Fabrikada çalışan sefil bir işçi gibi barakanda öksüre öksüre, titreye titreye tüketirsin kendini. Fabrikatörün kızıysa o sırada senin başka bir baloda olduğunu falan düşünür. Merak etme yani.
Biraz toparladım gibi. İlaç alınca düzelmeye başladım. Yarında lineer cebir sınavı var. Öyle bi not almışım ki ulan çalışsam mı çalışmasam mı karar veremedim. Adam gibi kalcaksan kal da uğraşmayalım boşuna. Çok değil sadece dört gün geçti ve ben göreceğimi gördüm. Bu sene güzel giden bişey olmadığına göre kötü bişey olmayacak demektir. Sevindirici gibi. Tabi yersen... Sevgiler.
28 Aralık 2011 Çarşamba
Basit ve Kısa
Vazgeçmek kolay mıdır ? Hayattaki en kolay şey canım ne var bunda. Vazgeçtim dersin ve vazgeçersin. Bi kenara bırakırsın. Hatırlamaz mısın peki hiç ? Küçükken herkesi bi köpek kovalamıştır. Hatırlarsın elbette.
Artık hayatta anlam aramıyorum. Mesela matematikte bazı şeyler ispatlanır, bazıları ispatlanamaz ve bazılarının da ispatlanıp ispatlanamayacağı ispatlanır. Ne yaptığımın farkında olmadığım sınavlardan hep iyi not almışımdır. Formül ne demişse eyvallah diyip yapmışımdır. Bi anlam aramadan sorgulamadan. İnsan zihniyetine ters geliyor ama sormadan yaşıcaksın. Gelen gelsin. Aslında bunu denediğim zamanlarda hayat daha bi ben merkezli olmuştu. Hoş insanların "biz" merkezli bi anlayışı hiç olmadı ya nese.
Eve gelirsin. Uzanırsın biraz. Sonra gitar çalarsın. Mutfaktan acayip acayip sesler gelince ocağa tavuk koyduğunu hatırlarsın. Panik olursun. Sonra sakinleşirsin. Sevdiğin insanları hatırlarsın. Ne çok insan sevmişsin şaşırırsın. Sessizleşirsin. Susarsın. Uzanmaya devam edersin. Uykun gelmeden uyumak istersin. Hep uyumak istersin aslında. Sonra bi an evde olduğuna şaşırırsın. Kurduğun hayallere kaptırmışsın kendini. Bi anda canın çay çeker. Üşenirsin. Ayakların da baya bi üşür. Yataktan çıkmak akıl karı olmaz. Her şeyi yaparsın da soru sormazsın ya aslında hayatın anlamı bu olsa gerek. Saçma sapan soru işaretleri ne diye dursun cümlelerin sonunda. Yaşamak istediğini yaşa ve her cümlenin sonu noktayla bitsin. Üç nokta değil. Adam gibi bitsin işte cümleler. Öznesi ne olursa olsun; birinci tekil şahıs eki olsun fiillerde. Hmm. Sanırım işte hayat bu. Yaptım ve oldu. Basit ve kısa. Sevgiler
Artık hayatta anlam aramıyorum. Mesela matematikte bazı şeyler ispatlanır, bazıları ispatlanamaz ve bazılarının da ispatlanıp ispatlanamayacağı ispatlanır. Ne yaptığımın farkında olmadığım sınavlardan hep iyi not almışımdır. Formül ne demişse eyvallah diyip yapmışımdır. Bi anlam aramadan sorgulamadan. İnsan zihniyetine ters geliyor ama sormadan yaşıcaksın. Gelen gelsin. Aslında bunu denediğim zamanlarda hayat daha bi ben merkezli olmuştu. Hoş insanların "biz" merkezli bi anlayışı hiç olmadı ya nese.
Eve gelirsin. Uzanırsın biraz. Sonra gitar çalarsın. Mutfaktan acayip acayip sesler gelince ocağa tavuk koyduğunu hatırlarsın. Panik olursun. Sonra sakinleşirsin. Sevdiğin insanları hatırlarsın. Ne çok insan sevmişsin şaşırırsın. Sessizleşirsin. Susarsın. Uzanmaya devam edersin. Uykun gelmeden uyumak istersin. Hep uyumak istersin aslında. Sonra bi an evde olduğuna şaşırırsın. Kurduğun hayallere kaptırmışsın kendini. Bi anda canın çay çeker. Üşenirsin. Ayakların da baya bi üşür. Yataktan çıkmak akıl karı olmaz. Her şeyi yaparsın da soru sormazsın ya aslında hayatın anlamı bu olsa gerek. Saçma sapan soru işaretleri ne diye dursun cümlelerin sonunda. Yaşamak istediğini yaşa ve her cümlenin sonu noktayla bitsin. Üç nokta değil. Adam gibi bitsin işte cümleler. Öznesi ne olursa olsun; birinci tekil şahıs eki olsun fiillerde. Hmm. Sanırım işte hayat bu. Yaptım ve oldu. Basit ve kısa. Sevgiler
Etiketler:
basit ve kısa,
özne,
panik olmak,
vazgeçmek
20 Aralık 2011 Salı
Sen Bilmezsin
Sen bilmezsin, ben sevince sesim kesilir. Ne gamlı bir adam olurum hayal bile edemezsin. Seni görmek için okula gelirim, seni görünce bakamam. Susarım. Aklımda akar gider konuşmalarımız. Ciddileşirim. Hatta kızgınlaşırım. Oysa o sırada hayaller kurmuşumdur. Sen bilmezsin. Ne dinlediğimi duyarım ne de okuduğumdan bir şey anlarım. Sadece sen olmuşsundur benim derdim. İçtiğim çayın ne zaman bittiğini bile farketmem. Çay benim için önemldir söylemişimdir. Hep yanında olasım gelir ama sen bilmezsin. Her sabah farklı bi gayretin içinde bulurum kendimi. Daha yakın olmak vardır aklımda. Gözlerine bakıp cevaplar vermek , saçmalamadan cümleler kurmak vardır mesela , heyecandan sesim titrer mi diye endişelenmek vardır gözlerimde ama sen bilmezsin.
Dün geceki rüyanın etkisinden çıkmaya çabalıyorumdur yarı uykulu yarı uyanık. Kimseyle konuşmam o anlarda. Bir sana selam verir gözlerim onu da sen görmemiş olursun zaten. Kendime gelene kadar gün bitmiş olur bazen. Beraber yürürüz diye ihtimaller dolaşır aklımda. Gözlerim seni arar da saatler geçer beklerken. Senden öğrendiğim şarkılar dolanır dilime. Senin de söylediğini hissederim içten içe. Her anıma karışır senin bir anın. Ya benimle beraber otobüstesindir ya da beraber metrodan çıkıyoruzdur. Derse geç kalırken merdivenleri birer ikişer çıktığımız olur bazı günler. Bazen de birlikte tembellik yaparız evde. Akşamları yürüyerek döneriz. Kafamız bozuk olursa da soğuktan üşüyesimiz gelir. Donmaya yüz tutsak da beraberliğimizle ısınırız. Sen bilmezsin aklımdan bunlar geçerken ; beni ücra bir yerde tek başına otururken görürsün.
Sen geçince yanımdan bir heyecan boşalır göğsüme. Ne zor nefes alırım o anlarda bir bilsen. Her zaman daha da fazla bulanır midem heyecandan. Bazı zamanlar baya uzun sürer etkisi. Yemekten içmekten kesilirim. Her gece ezberlediğim fotoğraflarına bakarken hiç sıkılmıyorum. Kaç kere baştan dönmüşümdür saymadım sanırım. O zaman özgür oluyorum işte. Sadece salakça bir gülümseme oluyor yüzümde. Kendim oluyorum. Ne hesap sorma ne kızgınlık ne de mutsuzluk. Sadece bir gülümseme. Yanımdaymışçasına. İçim bir başka mutlu oluyor. Kısa bir an da olsa... Sen bilmezsin aklına bile gelmiyorumdur dediğin günlerde senin hayalinle uyuyorum.
Kimse bilmez. Sevince başka olurum ben. Yollar bir başka kısalır. Her anıma sen girersin. Sensiz bi anım geçmez. Hep bir köşeden çıkacağın anı beklerim. Ya da yanıma oturacağın bir günü. Seni sevdiğimi söyleyeceğim bir geceyi, senle buluşacağım bir sabahı beklerim. Sen bilmezsin... Ben sevince bir başka severim...
Sevgiler.
11 Aralık 2011 Pazar
Yazmak Olsun Diye
Bazen şu televizyonda oynayan dizi karakterlerine çok özeniyorum. Her günleri başka bi çile. Onların hayatlarıyla kendiminkini kıyaslayınca baya silik bi hayat yaşadığım. Kaç gündür yazacak bir şey bulamıyorum. Eskiden olsa internet falan olmazdı yazamazdım. Şimdi internet var yazacak bişey yok. Her zaman böyle olmak zorunda mıdır ? Arz- talep eğrisi hayatımızın her anına sızmak zorunda mıdır ?
Son yaşadığım en atraksiyonlu şey sanırım köfte yoğurmaktı. Sonra onları pişirmek. Yağın çıkarttığı o inanılmaz heyecan verici ses havayı tamamlıyordu. Bu aralar böyle gitmekte. Sade. Sıradan. Aslında şarkı mevzusunu dün geceden beri meşgale olarak seçtim diyebilirim. Zorlayarak insanlara dinlettirmeye çalışıyorum. Ne zorum var onu da anlamıyorum ya. Beğenirlerse dinlerler diyorum. Sanki dünya dinlicek anasını satayım. Basit bir tatmin yöntemi. O izlenme artınca hoşuma da gidiyor hani. İnsanların yaptığı gibi önemli olan benim mutlu olmam değil mi ? Varsın zorlamayla olsun.
Gönül hala çok fazla şey yazmak istiyor ama gel gör ki yazacak pek de bir durum yok. Haftasonları kangren oluyor içimde. Beynimden bütün vücuduma dağılıyor. Hem de baya bi hızlı. Gerçi bu günü ayrı tutabilirim. Güzel bir akşamdı. Ne yazık ki geçmişte kaldı. Eve gelince ne oluyorsa anlamıyorum bi darlanıyorum. Bi çözüm bulcam elbet ama ne zaman ben de bilmiyorum. Bekliyoruz bakalım bir şeyler olur elbet. Sevgiler
Son yaşadığım en atraksiyonlu şey sanırım köfte yoğurmaktı. Sonra onları pişirmek. Yağın çıkarttığı o inanılmaz heyecan verici ses havayı tamamlıyordu. Bu aralar böyle gitmekte. Sade. Sıradan. Aslında şarkı mevzusunu dün geceden beri meşgale olarak seçtim diyebilirim. Zorlayarak insanlara dinlettirmeye çalışıyorum. Ne zorum var onu da anlamıyorum ya. Beğenirlerse dinlerler diyorum. Sanki dünya dinlicek anasını satayım. Basit bir tatmin yöntemi. O izlenme artınca hoşuma da gidiyor hani. İnsanların yaptığı gibi önemli olan benim mutlu olmam değil mi ? Varsın zorlamayla olsun.
Gönül hala çok fazla şey yazmak istiyor ama gel gör ki yazacak pek de bir durum yok. Haftasonları kangren oluyor içimde. Beynimden bütün vücuduma dağılıyor. Hem de baya bi hızlı. Gerçi bu günü ayrı tutabilirim. Güzel bir akşamdı. Ne yazık ki geçmişte kaldı. Eve gelince ne oluyorsa anlamıyorum bi darlanıyorum. Bi çözüm bulcam elbet ama ne zaman ben de bilmiyorum. Bekliyoruz bakalım bir şeyler olur elbet. Sevgiler
1 Aralık 2011 Perşembe
Farklı Bir Gece
Anlamlandırmadığım hayata devam etmekle yükümlüyüz ya her sabaha değişik umutlarla uyanmaya çalışıyorum. Günler akıp gitmesin istediğim zamanlardan birindeyim. Sadece yaşıyorum. Yaşamasam bir şey kaybetmezdim. Bunları düşünmek canımı sıkıyor. Neden diye sorup duruyorum. Verebildiğim bi cevap yok. Oysa tatlı telaşlı günlerim olurdu benim. Hep bi yerlerde hep bir şeylere yetişmeye çalışırdım. Trafik sıkıştı mı endişelenirdim. Bazen koşturarak acele ederdim. Bekleyeni bekletmek olmaz diye. Şimdiye bakıyorum. Hiç ilerlememiş gibi yürüyorum. Sessiz sedasız.
Saçma bi gün daha eksildi hayatımdan. Diğer insanlar gibi olursam mutlu olabileceğimi düşünmüştüm. Ertesi gün hatırlanmayan bi yığın muhabbeti arkada bırakmak beni mutlu edecek bi şey değilmiş farkettim. Başka bi yol bulmam lazım. Kaç gecedir yapayalnızım. Bu gece diğerlerinden çok farklıydı. Hep kendimi avutmuşum. Mutluyum diye. Sadece bi yanılgı. Öyle bi yanılgı ki kaç gece gerçek gibi yaşamışım. Bu gece o kadar sıkıldım o kadar bunaldım ki, sanki duvarlar üstüme geliyordu ve ben nefessiz kalıyor gibiydim. Saat on buçuğa geliyordu. Daha fazla dayanamayıp kendimi dışarı attım. Sessiz bir gecede yine yalnızdım. En azından açık bi alanda olmak bi nebze de olsa ferahlattı beni. Can sıkıntısından ne yapacağımı bilmez bir haldeydim. Aklımda yine o vardı. Beni bu durumdan kurtarabilirdi. Hava da baya soğuktu. Çıkar çıkmaz pişman olsam da bakalım ne olcak diyip yürüdüm. Sadece yürüdüm. Az aşağıdaki parka gittim. Loş bi banka oturdum. Sessizdi. Kimsecikler yoktu ortalıkta. Ağaçların altında olmaksa acayip bi güven hissi veryordu bana. Aklımdan neler geçti neler. Gözlerim bi noktaya kilitlenmiş nerde olduğumun farkında bile değildim.
Bir sürü senaryo kurdum kafamda. Artık bu saçmalığa bir son vermem lazımdı. Ama nasıl ? İşin gerçeği pek mantıklı düşünemiyordum. Sadece onu alıp bi kenara çekip konuşmak geliyordu içimden. Ya da nutuk çekmek ya da azarlamak. Sonucunun ne olacağı önemli degildi. Sadece kafamı meşgul edecek bi sonuç olacaktı. Her ne olursa. Söyliyeceğim sözleri bir bir sıraladım. Sanki yanımda oturmuş gibi. Kızgındım evet. Hava soğuktu ama yüzüm ateş gibi yanıyordu. Ayaklarım çoktan buz gibi olmuştu. Ellerimi hareket ettiremez bi hale gelmiştim. Oturdum öylece. Sakinleşene kadar, uyuşana kadar. Sanki bütün kurduğum hayalleri gerçekmiş gibi yaşıyordum. Bu şizofrenik duygu beni biraz da olsa rahatlattı. İçimi döktüm kendime. Biliyorum delilik. Ya da çaresizlik. Dinleyecek birileri olsa böyle saçmalıklara kalkışmazdım. Bu gece farklıydı.
Ne saat ne cüzdan ne de teleon vardı yanımda. Ne kadar oturdum öyle kestiremedim. Artık soğuk canımı yakmaya başlayınca mecburen kalktım. Bi an oturduğum banka kıvrılmayı düşünmedim degil. Sabaha kadar donardım. Belki soğuktan ölürdüm. Ve bütün mesele kökünden hallolurdu. Herkes hayatına devam ederdi. Kimsenin hayatında en ufak bi değişiklik olmadan. Belki bi ara yokluğum farkedilirdi ve kimse ölmeden önce dudaklarımda kimin isminin kaldığını öğrenemezdi.
Eve doğru yürümeye başladım. Hala uyur gezer haldeydim. Yürürken senaryoları farklılaştırdım. Kimisinde sözlerimi bitirince kalkıp gittim. Kiminde elimi uzatıp tutmasını bekledim. Kiminde sadece gözlerime bakmasını söyledim. Kiminde sadece sorular sordum. Cevaplarını bildiğim sorular. Ama hepsinin sözleri aynıydı. O hepsinde susuyordu ve ben konuşuyordum sadece. Kaç ayın hesabını sorarcasına. Evin yolu daha bi kısa geldi. Uzun banliyö yolculuklarından sonra iki dakikada kurtuluşa gelmek pek tabi rahattı ama kendime zaman ayıracak fırsatım olmuyordu. Ne zaman kendime yönelsem yol hep daha kısalırdı gözümde. Bu gece de onlardan biri gibiydi.
Artık eve gelmiştim. Soğuktan uyuşmuş bi halde girdim içeri.Bir saatten fazla olmuş çıkalı. Kafamdaki duman biraz dağılmıştı sanki. Yarın sınav var. Aklımda sınavı düşünecek yer kalmadı resmen. Hala canım sıkkın. Daha da çok sıkılacak gibi. Belki hayallerden biri gerçek olur da kafam rahatlamış olur. Hangi senaryo olduğu ya da nasıl sonuçlandığı önemli değil. Sevgiler.
Saçma bi gün daha eksildi hayatımdan. Diğer insanlar gibi olursam mutlu olabileceğimi düşünmüştüm. Ertesi gün hatırlanmayan bi yığın muhabbeti arkada bırakmak beni mutlu edecek bi şey değilmiş farkettim. Başka bi yol bulmam lazım. Kaç gecedir yapayalnızım. Bu gece diğerlerinden çok farklıydı. Hep kendimi avutmuşum. Mutluyum diye. Sadece bi yanılgı. Öyle bi yanılgı ki kaç gece gerçek gibi yaşamışım. Bu gece o kadar sıkıldım o kadar bunaldım ki, sanki duvarlar üstüme geliyordu ve ben nefessiz kalıyor gibiydim. Saat on buçuğa geliyordu. Daha fazla dayanamayıp kendimi dışarı attım. Sessiz bir gecede yine yalnızdım. En azından açık bi alanda olmak bi nebze de olsa ferahlattı beni. Can sıkıntısından ne yapacağımı bilmez bir haldeydim. Aklımda yine o vardı. Beni bu durumdan kurtarabilirdi. Hava da baya soğuktu. Çıkar çıkmaz pişman olsam da bakalım ne olcak diyip yürüdüm. Sadece yürüdüm. Az aşağıdaki parka gittim. Loş bi banka oturdum. Sessizdi. Kimsecikler yoktu ortalıkta. Ağaçların altında olmaksa acayip bi güven hissi veryordu bana. Aklımdan neler geçti neler. Gözlerim bi noktaya kilitlenmiş nerde olduğumun farkında bile değildim.
Bir sürü senaryo kurdum kafamda. Artık bu saçmalığa bir son vermem lazımdı. Ama nasıl ? İşin gerçeği pek mantıklı düşünemiyordum. Sadece onu alıp bi kenara çekip konuşmak geliyordu içimden. Ya da nutuk çekmek ya da azarlamak. Sonucunun ne olacağı önemli degildi. Sadece kafamı meşgul edecek bi sonuç olacaktı. Her ne olursa. Söyliyeceğim sözleri bir bir sıraladım. Sanki yanımda oturmuş gibi. Kızgındım evet. Hava soğuktu ama yüzüm ateş gibi yanıyordu. Ayaklarım çoktan buz gibi olmuştu. Ellerimi hareket ettiremez bi hale gelmiştim. Oturdum öylece. Sakinleşene kadar, uyuşana kadar. Sanki bütün kurduğum hayalleri gerçekmiş gibi yaşıyordum. Bu şizofrenik duygu beni biraz da olsa rahatlattı. İçimi döktüm kendime. Biliyorum delilik. Ya da çaresizlik. Dinleyecek birileri olsa böyle saçmalıklara kalkışmazdım. Bu gece farklıydı.
Ne saat ne cüzdan ne de teleon vardı yanımda. Ne kadar oturdum öyle kestiremedim. Artık soğuk canımı yakmaya başlayınca mecburen kalktım. Bi an oturduğum banka kıvrılmayı düşünmedim degil. Sabaha kadar donardım. Belki soğuktan ölürdüm. Ve bütün mesele kökünden hallolurdu. Herkes hayatına devam ederdi. Kimsenin hayatında en ufak bi değişiklik olmadan. Belki bi ara yokluğum farkedilirdi ve kimse ölmeden önce dudaklarımda kimin isminin kaldığını öğrenemezdi.
Eve doğru yürümeye başladım. Hala uyur gezer haldeydim. Yürürken senaryoları farklılaştırdım. Kimisinde sözlerimi bitirince kalkıp gittim. Kiminde elimi uzatıp tutmasını bekledim. Kiminde sadece gözlerime bakmasını söyledim. Kiminde sadece sorular sordum. Cevaplarını bildiğim sorular. Ama hepsinin sözleri aynıydı. O hepsinde susuyordu ve ben konuşuyordum sadece. Kaç ayın hesabını sorarcasına. Evin yolu daha bi kısa geldi. Uzun banliyö yolculuklarından sonra iki dakikada kurtuluşa gelmek pek tabi rahattı ama kendime zaman ayıracak fırsatım olmuyordu. Ne zaman kendime yönelsem yol hep daha kısalırdı gözümde. Bu gece de onlardan biri gibiydi.
Artık eve gelmiştim. Soğuktan uyuşmuş bi halde girdim içeri.Bir saatten fazla olmuş çıkalı. Kafamdaki duman biraz dağılmıştı sanki. Yarın sınav var. Aklımda sınavı düşünecek yer kalmadı resmen. Hala canım sıkkın. Daha da çok sıkılacak gibi. Belki hayallerden biri gerçek olur da kafam rahatlamış olur. Hangi senaryo olduğu ya da nasıl sonuçlandığı önemli değil. Sevgiler.
25 Kasım 2011 Cuma
Hayalimsin
Hiç sevmiyor değilim, çok seviyor da değilim. Ona aşık mıyım bilmiyorum. Bata çıka geçiyor günlerimiz. Bi gün deli gibi göresim geliyo başka gün ardıma bakmadan gidiyorum. Sorular var aklımda cevaplarını da bilmiyor değilim ama yine de onaylansın istiyorum. Gel gör ki selam bile veremiyorum.
Hesabı sorulmuyo ya onunla bir gün bir sahil kenarında el ele yürüdüğümüzü hayal ediyorum. Hava da soğuk mu soğuk. Gökyüzü kapalı belli ki birazdan yağmur bastıracak. Bi saçak bulmalıyız diye sağa sola bakınırken, "Aman boşver ıslanalım ne çıkar." diyorum. Gözlerini kaçırıp gülüyor. Uzun uzun bakmıyor. Gözleri yerde. Yüzü gülüyor ya umursamıyorum. Öyle bir müddet susuyoruz ya da düşünüyoruz bilemiyorum. Ama yüzündeki tebessümü kaybolmuyor. Az ilerde bir bank görüyoruz. Daha ıslanmamışken gidip oturuyoruz. Ellerin üşümüş diyip bir eldivenini çıkarıyor. Bir eldivenle ısınmaz ya benim elim bozuntuya vermiyorum. Elini tutuyorum tekrar. Ne kadar üşümüş olsa da benim elimden daha sıcak. Diğer elini de elimin üstüne koyuyor. Dönüp yüzüme bakıyor tebessümle. Konuşmayı zaman kaybı sayıp susuyorum. İçime bir şeyler akıyor sanki. Mutluluk olsa gerek...
Yağmur damlaları düşmeye başlıyor birer ikişer. Ayağa kalkıp "Had kalkalım." diyorum. Elimden çekip geri oturtuyor beni. Anlamsız anlamsız yüzüne bakıyorum. Sonra çantasından şemsiyesini çıkartıyor. Yine bir şey demeden tatlı tatlı gülüyor. Gözlerine bakınca yüzüme bir tebessüm yayılıyor. Hayal bu ya bir de çaycı geçiyor yanımızdan. Soğukta dumanı tüten çay...
O hepsine uzaktan bakıyor. Bense bir hayalden başkasına. Bazen rüyamda görüyorum bu hayalleri. Keşke hayat rüyalardan ibaret olsa diyorum. Gerçeklerle başa çıkamıyorum ben. Ne yardan geçiyorum ne de serden.. Yalnız kalmayıp yalnız kalsak... Her nefesi başka güzel hayal aleminin. Bir nefes hayal... Sevgiler.
Hesabı sorulmuyo ya onunla bir gün bir sahil kenarında el ele yürüdüğümüzü hayal ediyorum. Hava da soğuk mu soğuk. Gökyüzü kapalı belli ki birazdan yağmur bastıracak. Bi saçak bulmalıyız diye sağa sola bakınırken, "Aman boşver ıslanalım ne çıkar." diyorum. Gözlerini kaçırıp gülüyor. Uzun uzun bakmıyor. Gözleri yerde. Yüzü gülüyor ya umursamıyorum. Öyle bir müddet susuyoruz ya da düşünüyoruz bilemiyorum. Ama yüzündeki tebessümü kaybolmuyor. Az ilerde bir bank görüyoruz. Daha ıslanmamışken gidip oturuyoruz. Ellerin üşümüş diyip bir eldivenini çıkarıyor. Bir eldivenle ısınmaz ya benim elim bozuntuya vermiyorum. Elini tutuyorum tekrar. Ne kadar üşümüş olsa da benim elimden daha sıcak. Diğer elini de elimin üstüne koyuyor. Dönüp yüzüme bakıyor tebessümle. Konuşmayı zaman kaybı sayıp susuyorum. İçime bir şeyler akıyor sanki. Mutluluk olsa gerek...
Yağmur damlaları düşmeye başlıyor birer ikişer. Ayağa kalkıp "Had kalkalım." diyorum. Elimden çekip geri oturtuyor beni. Anlamsız anlamsız yüzüne bakıyorum. Sonra çantasından şemsiyesini çıkartıyor. Yine bir şey demeden tatlı tatlı gülüyor. Gözlerine bakınca yüzüme bir tebessüm yayılıyor. Hayal bu ya bir de çaycı geçiyor yanımızdan. Soğukta dumanı tüten çay...
O hepsine uzaktan bakıyor. Bense bir hayalden başkasına. Bazen rüyamda görüyorum bu hayalleri. Keşke hayat rüyalardan ibaret olsa diyorum. Gerçeklerle başa çıkamıyorum ben. Ne yardan geçiyorum ne de serden.. Yalnız kalmayıp yalnız kalsak... Her nefesi başka güzel hayal aleminin. Bir nefes hayal... Sevgiler.
Etiketler:
aşk yazısı,
bir nefes hayal,
hayal,
kenarı,
sahil
16 Kasım 2011 Çarşamba
Saplantı Saatleri
Bir gün olur da yanıma gelirsen, bilmem dünyanın neresinde kader yollarımız kesişirse, hani olmaz da oldu diyelim bi bakış yeterse ikimize de bu günlere dair anlatacak o kadar çok şeyim var ki. Şu an nerdesin bilmiyorum. Bilsem bi an tereddüt etmeden çıkardım yola. Ne bavul hazırlardım ne de montumu arardım fırlattığım köşede. Ne varsa üstümde yalın ayak fırlardım evden. Keşke bilebilsem.
Yokluğun sarmaya görsün bedenimi. Bir titreme tutuyor ki sorma. Gözlerimin sulanması da soğuktan olacak. Ellerim üşüyünce ceplerime sokuyorum. Aylak aylak caddelerde mekik dokuyorum. Aslında saçma! Caddelerde bir insan seli. Üstüne üstüne geliyorlar insanın. Boğuluyorum. Hep ben kaçıyorum onlardan. Tek olunca organize olmak kolay oluyor heralde. Bu kadar insanın arasında sen yoksun ya düşünmesi daha ayrı bi koyuyor. Biliyorum sende beni bekliyorsun. Hangi şehirde kim bilir.
Dayanılmıyor bazen. Ne olursa olsun kurtulmalı diyorum kendi kendime. Delinin zoruna bak! Yapamıyorum... Sadece sen varsın diye. Son ümit kırıntılarımı da sana saklıyorum. Anlarsın ya yalnızlık zordur. Her kapı duvar olur. Saçağa girersin yağmur durur ; koşup eve gideyim dersin yağmur bardaktan boşanır gibi yağar. Dünden hiç yemek kalmaz karnın da zil çalar. Başını kaçırdığın filmler gibi olur hayat. Bi sen olursun baş rolde bide yanından akıp giden sahneler...
Mutluluklarım kısa sürüyor. Belki tebessümlü bi kaç an oluyor günlerimde. Nefes alıp veriyorum kalbim de atıyor. Yaşamaksa ben de yaşıyorum. Biliyorum benden haberin bile yok ama ,olsun, ben yine de seni göreceğim günü bekliyorum... Sevgiler.
Yokluğun sarmaya görsün bedenimi. Bir titreme tutuyor ki sorma. Gözlerimin sulanması da soğuktan olacak. Ellerim üşüyünce ceplerime sokuyorum. Aylak aylak caddelerde mekik dokuyorum. Aslında saçma! Caddelerde bir insan seli. Üstüne üstüne geliyorlar insanın. Boğuluyorum. Hep ben kaçıyorum onlardan. Tek olunca organize olmak kolay oluyor heralde. Bu kadar insanın arasında sen yoksun ya düşünmesi daha ayrı bi koyuyor. Biliyorum sende beni bekliyorsun. Hangi şehirde kim bilir.
Dayanılmıyor bazen. Ne olursa olsun kurtulmalı diyorum kendi kendime. Delinin zoruna bak! Yapamıyorum... Sadece sen varsın diye. Son ümit kırıntılarımı da sana saklıyorum. Anlarsın ya yalnızlık zordur. Her kapı duvar olur. Saçağa girersin yağmur durur ; koşup eve gideyim dersin yağmur bardaktan boşanır gibi yağar. Dünden hiç yemek kalmaz karnın da zil çalar. Başını kaçırdığın filmler gibi olur hayat. Bi sen olursun baş rolde bide yanından akıp giden sahneler...
Mutluluklarım kısa sürüyor. Belki tebessümlü bi kaç an oluyor günlerimde. Nefes alıp veriyorum kalbim de atıyor. Yaşamaksa ben de yaşıyorum. Biliyorum benden haberin bile yok ama ,olsun, ben yine de seni göreceğim günü bekliyorum... Sevgiler.
30 Ekim 2011 Pazar
Güzel Evim
Artık zamanı geldi. Devamı evimden dedim ve şu anda evimdeyim. Bu iyelik ekini kullanmak acayip tatlıymış var ya. Öncelikle bunu söyliyeyim. Bardağım, kapım, odam, yatağım... Kafamı yastığa koyunca mışıl mışıl uyuyorum demek isterdim ama henüz bi yastığım yok. Olunca mışıl mışıl uyıcam kesinlikle..
Kafayı toparladıktan sonra mutlu mutlu derslerime devam etmeye başladım. Çok bi esprisi yok. Geçen sene daha tatlıydı okul bu sene bi anlamı yok benim için. Gidip geliyorum o kadar. Bayrama bi hafta var. Aslında insanın evi olunca bi yere gidesi gelmiyo da ev daha tam donanımlı değil. Bu yazıyı yazana kadar kombisiz yattık ocaksız yaşadık başkalarının evinde duş aldık falan filan. En başından bakınca baya bi zordu. Kaç gün ev aradım. Evi bulduk. Temizledik başkaları pisletti biz yine temizledik. Sonra üç kat eşya taşıdık iki kişi. Hoş derseniz kaç kişi temizlediniz. Yine iki kişi. İnsanlar yine insanlıkların gösterdiler ve etliye sütlüye bulaşmadılar. Bi arkadaşım geldi yardım etti sağolsun onu ayrı tutuyorum.
Bu kadar şey parasız olmuyo ve şu an parasızım. Parayla saadet olmaz diyerek parasız mutlu olmayı öğrendim. Mesudum. Param olmasa kaç yazar. Okula yürüyerek gidebiliyorum. Kızılay hemen şurası. Fazla da bi yer yok zaten otobüsle gideceğim. Ev desen arkadaşın annesi göndermiş zulayı bayram şekeriyle kolonyamız bile var. Bayram çocuklarına duyurulur.
Bi kaç güne olasılık sınavı var. Pek kolay değil ama saçmalamaya da gerek yok. Çalışınca herşey kolay. Bakalım. Bu sabah sonunda baya bi uyuyabildim. Özlemiştim. Çok uyumanın zaraları da yok değil. Yine güzel bir rüya gördüm. Uyanmasaydım ne olurdu. Sonra kızılaya yürüdüm. Yaptık bişeyler. Bi günü daha akşam ettik. Evde tarhana çorbasıyla etli sarma vardı. Peşine kahve. Daha yeni başladık ama bu iş baya eğlenceliymiş. Banliyölerin kaldırılmasına sevindim. İyi ettim de eve çıktım. Varsın param kalmasın ama en azından kafam rahat. İstediğim şey de buydu zaten. İstediğinde yat istediğinde kalk. İstediğin zaman git istediğin zaman gel. Bunlara Amerikadan alışmıştım zaten aksi bi durum olsa pek katlanamazdım sanırım. Hayırlısı olsun. Sevgiler.
Kafayı toparladıktan sonra mutlu mutlu derslerime devam etmeye başladım. Çok bi esprisi yok. Geçen sene daha tatlıydı okul bu sene bi anlamı yok benim için. Gidip geliyorum o kadar. Bayrama bi hafta var. Aslında insanın evi olunca bi yere gidesi gelmiyo da ev daha tam donanımlı değil. Bu yazıyı yazana kadar kombisiz yattık ocaksız yaşadık başkalarının evinde duş aldık falan filan. En başından bakınca baya bi zordu. Kaç gün ev aradım. Evi bulduk. Temizledik başkaları pisletti biz yine temizledik. Sonra üç kat eşya taşıdık iki kişi. Hoş derseniz kaç kişi temizlediniz. Yine iki kişi. İnsanlar yine insanlıkların gösterdiler ve etliye sütlüye bulaşmadılar. Bi arkadaşım geldi yardım etti sağolsun onu ayrı tutuyorum.
Bu kadar şey parasız olmuyo ve şu an parasızım. Parayla saadet olmaz diyerek parasız mutlu olmayı öğrendim. Mesudum. Param olmasa kaç yazar. Okula yürüyerek gidebiliyorum. Kızılay hemen şurası. Fazla da bi yer yok zaten otobüsle gideceğim. Ev desen arkadaşın annesi göndermiş zulayı bayram şekeriyle kolonyamız bile var. Bayram çocuklarına duyurulur.
Bi kaç güne olasılık sınavı var. Pek kolay değil ama saçmalamaya da gerek yok. Çalışınca herşey kolay. Bakalım. Bu sabah sonunda baya bi uyuyabildim. Özlemiştim. Çok uyumanın zaraları da yok değil. Yine güzel bir rüya gördüm. Uyanmasaydım ne olurdu. Sonra kızılaya yürüdüm. Yaptık bişeyler. Bi günü daha akşam ettik. Evde tarhana çorbasıyla etli sarma vardı. Peşine kahve. Daha yeni başladık ama bu iş baya eğlenceliymiş. Banliyölerin kaldırılmasına sevindim. İyi ettim de eve çıktım. Varsın param kalmasın ama en azından kafam rahat. İstediğim şey de buydu zaten. İstediğinde yat istediğinde kalk. İstediğin zaman git istediğin zaman gel. Bunlara Amerikadan alışmıştım zaten aksi bi durum olsa pek katlanamazdım sanırım. Hayırlısı olsun. Sevgiler.
15 Ekim 2011 Cumartesi
Toz Dediğin Nedir Gülüm
Bir sabah uyandığında kalmışsın tek başına demiş şair. Elinde bi kap dolusu sabunlu suyla tek başına kalmak daha fenaymış. Şair hiç ev temizlememiş heralde. Nese konumuz bu değil. Eve çıkmak. Evet güzel duygu ama çıkana kadar öle bi boğuluyosun ki anlatamam. Yine uyanıp eve gittim bugün. Banyo daha bitmemiş sağda solda kapılar duruyo. Gittik net konuştuk emlakçıyla. Az sonra tesisatçı geldi. Elektrik olmadan pek bişey yapamadı ama yine de bi bşlangıç deyip teselli bulduk.
Geçen gün evi nasıl temizleriz diye konuşuyoduk. Cevaplar hakkaten komikti. "Olm deterjan meterjan alırız nedir yani" , "Abi çalı süpürgesi de lazım onsuz olmaz". Evet ağzımıza yakışmadı hatta elimize hiç yakışmadı. O kadar yakışmadı ki anlatamam. Ucuz olsun diye aldığımız çin malı viledamız daha yolun başında bizi yarı yolda bıraktı. Ne yapsak ne etsek derken lanet sapın kırılması bana bi atlete maloldu. Atletinde değilim de yarı çıplak ev temizlemek hiç bi zaman fantezilerimde yer almamıştı. Camlara şöle bi iki bez sürttük ve geçtik. Boşver abi önümüz kış.
Temizlediğimizi sandiğımız yerlerde artık çıplak ayakla gezelim dedik. Boşuna bir daha kirletmeyelim. Bahsi geçen ayaklara bir daha bakınca altında bir parmak toz vardı. Tozlanmak mesele değildi de o kadar emek boşa gitmişti. Üzülmemek elde degil. Dedim aga bu böyle olmıcak bi kadın eli şart. Nazımın geçme ihtimalini düşündüğüm bütün kadınlara haber salayım dedim. Yok öyleydi de böyleydi de. Ulan insan bi kere eve çıkıyo be. Anlaşılsaydım dişimi kırardım zaten. Mazhar abi büyüksün ; "Yalnızık ömür boyu."
Yarın eşyalar gelcek inş. Bi yatağım olsa zaten mesele yok. Ki yarın alcaz. Sanırım zor da olsa işin büyük kısmı halloldu. Eşyaları yerleştircez. Pazartesi gecesi kendi evimde uyuyo olabilirim ki sanırım şu anda istediğim en büyük şey bu. Sevgiler.
Geçen gün evi nasıl temizleriz diye konuşuyoduk. Cevaplar hakkaten komikti. "Olm deterjan meterjan alırız nedir yani" , "Abi çalı süpürgesi de lazım onsuz olmaz". Evet ağzımıza yakışmadı hatta elimize hiç yakışmadı. O kadar yakışmadı ki anlatamam. Ucuz olsun diye aldığımız çin malı viledamız daha yolun başında bizi yarı yolda bıraktı. Ne yapsak ne etsek derken lanet sapın kırılması bana bi atlete maloldu. Atletinde değilim de yarı çıplak ev temizlemek hiç bi zaman fantezilerimde yer almamıştı. Camlara şöle bi iki bez sürttük ve geçtik. Boşver abi önümüz kış.
Temizlediğimizi sandiğımız yerlerde artık çıplak ayakla gezelim dedik. Boşuna bir daha kirletmeyelim. Bahsi geçen ayaklara bir daha bakınca altında bir parmak toz vardı. Tozlanmak mesele değildi de o kadar emek boşa gitmişti. Üzülmemek elde degil. Dedim aga bu böyle olmıcak bi kadın eli şart. Nazımın geçme ihtimalini düşündüğüm bütün kadınlara haber salayım dedim. Yok öyleydi de böyleydi de. Ulan insan bi kere eve çıkıyo be. Anlaşılsaydım dişimi kırardım zaten. Mazhar abi büyüksün ; "Yalnızık ömür boyu."
Yarın eşyalar gelcek inş. Bi yatağım olsa zaten mesele yok. Ki yarın alcaz. Sanırım zor da olsa işin büyük kısmı halloldu. Eşyaları yerleştircez. Pazartesi gecesi kendi evimde uyuyo olabilirim ki sanırım şu anda istediğim en büyük şey bu. Sevgiler.
11 Ekim 2011 Salı
Son Durak
Yalnızlığımı zorla söken şafaklara yüklüyorum,
Boynu bükük kuşların hüznünde eriyor bir kaç damla daha
Gidiyorum...
Hiç ummadığın bir sabahta çıktım karşına
Ve hiç ummadığın bir sabahta gidiyorum...
Umutlarımın kasveti çökecek şimdi yollarıma,
"Acaba ?" lar düşecek ellerimden ve " Keşke" ler bağlayacak ayaklarımı
Yuvarlanacağım sensizlik yokuşunda.
Gözlerine daldığımda bulduğum mutluluğu
Bir daha yaşayacağım.
Ve yan koltuğu boş bir otobüs bileti,
Bilmeyeceğim nereye gittiğimi.
Sorarlarsa son durağa diyeceğim.
Yine yüzdüreceğim kağıttan gemilerimi,
Hani umutlarımı katlayıp,
Dudaklarımda parça parça ettiğim o kağıtlardan yaptığım gemileri,
Ara sıra haylinin vurduğu,
Betondan sert, çelikten soğuk bir çıkmaz sokakta
Gitgide büyüyen , düşünce alevlerimin içerisinde...
En uzun gecesinde ömrümün,
Gözyaşlarımla söndürdüğüm külleri biriktireceğim
Ve en güzel yerinde karanlık yüreğimin,
Resmin diye asacağım asırlar ötesi sevdiğim.
Bilmeyeceksin nereye gittiğimi
Nerde olduğumu ve neler çektiğimi,
Arayacaksın, hislere sağır aşka kör bir sabahın,
Zorla götürdüğü çocukluğumu.
Gözlerini yummuş hayta bir adam var şimdi
Beş parasız, üstünde sade bir gömlek,
Bir de yüzüne sinen yanık kokusu...
Gidiyorum...
Hiç gelmeyecek olan o son durağa
Söylediğim aşk şarkılarını yine söyleyeceğim.
Her söylediğimde bir umut daha bırakcağım yüreğime
İçimdeki o koskaca yangını bir gün farkettiğinde
Seni son durakta bekliyor olacağım...
Boynu bükük kuşların hüznünde eriyor bir kaç damla daha
Gidiyorum...
Hiç ummadığın bir sabahta çıktım karşına
Ve hiç ummadığın bir sabahta gidiyorum...
Umutlarımın kasveti çökecek şimdi yollarıma,
"Acaba ?" lar düşecek ellerimden ve " Keşke" ler bağlayacak ayaklarımı
Yuvarlanacağım sensizlik yokuşunda.
Gözlerine daldığımda bulduğum mutluluğu
Bir daha yaşayacağım.
Ve yan koltuğu boş bir otobüs bileti,
Bilmeyeceğim nereye gittiğimi.
Sorarlarsa son durağa diyeceğim.
Yine yüzdüreceğim kağıttan gemilerimi,
Hani umutlarımı katlayıp,
Dudaklarımda parça parça ettiğim o kağıtlardan yaptığım gemileri,
Ara sıra haylinin vurduğu,
Betondan sert, çelikten soğuk bir çıkmaz sokakta
Gitgide büyüyen , düşünce alevlerimin içerisinde...
En uzun gecesinde ömrümün,
Gözyaşlarımla söndürdüğüm külleri biriktireceğim
Ve en güzel yerinde karanlık yüreğimin,
Resmin diye asacağım asırlar ötesi sevdiğim.
Bilmeyeceksin nereye gittiğimi
Nerde olduğumu ve neler çektiğimi,
Arayacaksın, hislere sağır aşka kör bir sabahın,
Zorla götürdüğü çocukluğumu.
Gözlerini yummuş hayta bir adam var şimdi
Beş parasız, üstünde sade bir gömlek,
Bir de yüzüne sinen yanık kokusu...
Gidiyorum...
Hiç gelmeyecek olan o son durağa
Söylediğim aşk şarkılarını yine söyleyeceğim.
Her söylediğimde bir umut daha bırakcağım yüreğime
İçimdeki o koskaca yangını bir gün farkettiğinde
Seni son durakta bekliyor olacağım...
9 Ekim 2011 Pazar
Sakinim Evet
Kafayı anca topladım. Geleli oldu baya. Aslında pek birşey anlyamadım. O kadar koşuşturmacalıydı ki öyle günler yaşamayalı baya zaman geçmiş; farkettim. Ordan hop Ankara'ya. Paraşüt maraşüt , sınav ders derken bu zamana kadar gelmişiz.
Şu an yoğun belirsizlik var. Bi eve çıkmam lazım sadece bunu biliyorum. Geçen cıktım ev aramaya. Bulabilene aşkolsun. Kaç saat gezindim tam emin değilim ama Ankara'nın yarısını yürüdüm orası kesin. Yani muhtemelen öyle. Baya gergin günler geçti ama artık sakinim bi eve çıkması kaldı. Çok kolaymış gibi bahsediyorum ama ne lanet bişey olduğunu bu işe girişince anlıyo insan ve ben de anladım.
Kaç ay geçti bütün saçmalıkların üstünden ama hala değişen birşey olmamış insanlarda. Oysa benim hayatım neredeyse bütünüyle değişti. İnsanların bu sabit fikirlerine şaşmamak elde değil. Değişirler dedim eğer ben değişirsem herkes değişir. Ama yok yanılmışım. Evet kabullenmeliyim ki bi cacık çıkmıcak kasılmanın bi anlamı yok. Üniversitede değişen bişey olur mu artık bilemiyorum. Çok da önemli değil artık.
Evim olmalı artık. Devamı kendi evimden. Sevgiler.
Şu an yoğun belirsizlik var. Bi eve çıkmam lazım sadece bunu biliyorum. Geçen cıktım ev aramaya. Bulabilene aşkolsun. Kaç saat gezindim tam emin değilim ama Ankara'nın yarısını yürüdüm orası kesin. Yani muhtemelen öyle. Baya gergin günler geçti ama artık sakinim bi eve çıkması kaldı. Çok kolaymış gibi bahsediyorum ama ne lanet bişey olduğunu bu işe girişince anlıyo insan ve ben de anladım.
Kaç ay geçti bütün saçmalıkların üstünden ama hala değişen birşey olmamış insanlarda. Oysa benim hayatım neredeyse bütünüyle değişti. İnsanların bu sabit fikirlerine şaşmamak elde değil. Değişirler dedim eğer ben değişirsem herkes değişir. Ama yok yanılmışım. Evet kabullenmeliyim ki bi cacık çıkmıcak kasılmanın bi anlamı yok. Üniversitede değişen bişey olur mu artık bilemiyorum. Çok da önemli değil artık.
Evim olmalı artık. Devamı kendi evimden. Sevgiler.
26 Eylül 2011 Pazartesi
109
Hiç bitmeyecek gibi başlayan günlerin sonuna geldik. Koskoca 109 gün. Sevdiklerinden kaç bin kilometre uzakta 109 gün. Sevdiklerinden uzak kaldıkça insan yakınındaki şeyleri sevmeye başlıyo. Başka bi deyişle alışıyosun herşeye. Az evvel cüzdanımı karıştırırken elime bi beş kuruş düştü. O kadar yabancı geldi ki yakından bakmadan tanıyamadım. Acayip şaşırdım anlatamam. Gözden ırak olan gönülden ırak misali...
Buraya ilk geldiğimde herşey o beş kuruş kadar yabancıydı. Nerden başlamalı tam kestiremiyorum. O kadar acayip şey gördüm ve denedim ki gittikçe sıradanlaşmaya başladı. Hatta şu anda "Anlatılcak bişey yok ki" diyorum. Ama var .
En tuhafıma giden şey yaya geçidine gelmeden arabaların durmasıydı. Araba 50 metre öteden yavaşlayıp duruyo. Bazen öyle oluyo ki resmen mahcup oluyosun. Keşmekeş trafikler gördüm ama bir korna sesi dahi duymadım. Nasıl böyle olmuşlar anlamak zor. Sonracıma dünya üzerindeki bütün köpek cinslerini gördüm sanıyorum. Hatta sabahın yedisinde köpek gezdirmeye çıkan insanlar gördüm. Peşindenkoşacak başka dert kalmadı mı yahu..
Düğüne gider gibi süslü minibüsçüler gördüm. Nasıl yani ? Burda kadınlar servis çekiyo. Tır kullanan bile gördüm. Sokaklarda küçük arabalarda yiyecek satıyolar. Gerçi pek yedim diyemem ama helal satan müslümnlardan tavuk pilav yedim baya. Hatta favorimdi. Pretzel diye bişey vardı bizim simite benzer. Alıyım dedim. Parası neyse verdim. Benim hindistan cevizi sandığım o beya şeyler aslında tuzmuş. Alabildiğine yoğun bi tuz tadı ve ilk ısırıktan sonrası malesef çöpe. Fazla merak iyi değilmiş.
New Jersey tarafları daha bi sakin. Resmen doğayla iç içe derler ya tam öyle bir yer. Yerel yasalara göre ağaç kesmek yasak. Kasırgaların devirdikleri hariç. Kasırgadan kasırgaya budanıyo ağaçlar senin anlıyacağın. Durum böyle olunca sağda solda otlayan ceylanlar zıplayan sincaplar görmen normal. Yollarda insanlar yürümüyo. Sincap görünce normal insan görünce şaşırıyosun. Sebebi çok basit. İki bin dolara ortalama bi araba alabiliyosun ve benzinin litresi 75 cent. Manhattan'da yarım litre su 1 dolar. Gerisini sen düşün.
Geçen akşam Brooklyn köprüsüne çıktık. Anormal bi durum yok köprünün ortasında yaya yolu var ki iyi ki de var. O manzarayı yaşamak adamın ömrüne ömür katar be. Bide en çok intihar o köprüde oluyomuş da bana pek inandırıcı gelmedi. China Town'a gittik sonra. Bildiğin Çin. Gördüğünden hiç farkı yok. Çin kadar kalabalık ve Çin kadar tiksindirici. Irkçılık değil görürsen hak verirsin. İki buçuk saat yürüdük ama değdi güzel bir akşamdı.
Bi sürü ünlü kişinin evleri Manhattan'da. O evleri gördüm hatta pedicab le turistlere de gösterdim. Bu ulvi görevi ifa ettiğim için mutluyum. Bi sürü filmin çekildiği mekanlar. Hayal gibi gelen şeylerin içinde olmak yakından görmek ve dokunmak acayip haz verici bişey. Madagaskar filmi yok mu hani şu animasyon olan. O penguenler Central Park'tan kaçıyolar. Ve o hayvanat bahçesinin gerçeğini gördüm.
Peter Parker'ın Mary Jane'i beklediği bi sahne vardı hani Spiderman 3'te. Elinde çiçekle beklediği yerde fotgrafım bile var.
Dört zencinin yanyana gelmesiyle oluşan o gruptan acayip bi koku yayılır. Adamlar her fırsatta ot içerler ve ne yazık ki ot kokusuna da aşina oldum. İlk geldiğimde ot içmenin yasak olmadığını düşünmüştüm de adamlar zenci yasak dinlemiyolar.
Bugün son günümdü. Yarın pazartesi ve uçak kalkar. Amerika'daki son günümde bir günde 500 dolar nasıl harcanır onu öğrendim. Bu şeyi öğrenmemi sağlayan yüce Rabbime şükürler olsun. Abi alması iyi de taşıması baya koydu. Şimdi evin salonunda yığıldılar. O kadar şeyi nasıl yerleştircem hala çözemedim. Saat gecenin ikisine geliyo. Sanırım bu gece uyuyamıcam. Bir saçma yazının daha -çok şükür- sonuna geldik. Türkiye'den yazacağım bir sonraki blogda görüşmek üzere. New York hatıratının sonuna gelirken son bir kez daha Amerika'dan Sevgiler ...
Buraya ilk geldiğimde herşey o beş kuruş kadar yabancıydı. Nerden başlamalı tam kestiremiyorum. O kadar acayip şey gördüm ve denedim ki gittikçe sıradanlaşmaya başladı. Hatta şu anda "Anlatılcak bişey yok ki" diyorum. Ama var .
En tuhafıma giden şey yaya geçidine gelmeden arabaların durmasıydı. Araba 50 metre öteden yavaşlayıp duruyo. Bazen öyle oluyo ki resmen mahcup oluyosun. Keşmekeş trafikler gördüm ama bir korna sesi dahi duymadım. Nasıl böyle olmuşlar anlamak zor. Sonracıma dünya üzerindeki bütün köpek cinslerini gördüm sanıyorum. Hatta sabahın yedisinde köpek gezdirmeye çıkan insanlar gördüm. Peşindenkoşacak başka dert kalmadı mı yahu..
Düğüne gider gibi süslü minibüsçüler gördüm. Nasıl yani ? Burda kadınlar servis çekiyo. Tır kullanan bile gördüm. Sokaklarda küçük arabalarda yiyecek satıyolar. Gerçi pek yedim diyemem ama helal satan müslümnlardan tavuk pilav yedim baya. Hatta favorimdi. Pretzel diye bişey vardı bizim simite benzer. Alıyım dedim. Parası neyse verdim. Benim hindistan cevizi sandığım o beya şeyler aslında tuzmuş. Alabildiğine yoğun bi tuz tadı ve ilk ısırıktan sonrası malesef çöpe. Fazla merak iyi değilmiş.
New Jersey tarafları daha bi sakin. Resmen doğayla iç içe derler ya tam öyle bir yer. Yerel yasalara göre ağaç kesmek yasak. Kasırgaların devirdikleri hariç. Kasırgadan kasırgaya budanıyo ağaçlar senin anlıyacağın. Durum böyle olunca sağda solda otlayan ceylanlar zıplayan sincaplar görmen normal. Yollarda insanlar yürümüyo. Sincap görünce normal insan görünce şaşırıyosun. Sebebi çok basit. İki bin dolara ortalama bi araba alabiliyosun ve benzinin litresi 75 cent. Manhattan'da yarım litre su 1 dolar. Gerisini sen düşün.
Geçen akşam Brooklyn köprüsüne çıktık. Anormal bi durum yok köprünün ortasında yaya yolu var ki iyi ki de var. O manzarayı yaşamak adamın ömrüne ömür katar be. Bide en çok intihar o köprüde oluyomuş da bana pek inandırıcı gelmedi. China Town'a gittik sonra. Bildiğin Çin. Gördüğünden hiç farkı yok. Çin kadar kalabalık ve Çin kadar tiksindirici. Irkçılık değil görürsen hak verirsin. İki buçuk saat yürüdük ama değdi güzel bir akşamdı.
Bi sürü ünlü kişinin evleri Manhattan'da. O evleri gördüm hatta pedicab le turistlere de gösterdim. Bu ulvi görevi ifa ettiğim için mutluyum. Bi sürü filmin çekildiği mekanlar. Hayal gibi gelen şeylerin içinde olmak yakından görmek ve dokunmak acayip haz verici bişey. Madagaskar filmi yok mu hani şu animasyon olan. O penguenler Central Park'tan kaçıyolar. Ve o hayvanat bahçesinin gerçeğini gördüm.
Peter Parker'ın Mary Jane'i beklediği bi sahne vardı hani Spiderman 3'te. Elinde çiçekle beklediği yerde fotgrafım bile var.
Dört zencinin yanyana gelmesiyle oluşan o gruptan acayip bi koku yayılır. Adamlar her fırsatta ot içerler ve ne yazık ki ot kokusuna da aşina oldum. İlk geldiğimde ot içmenin yasak olmadığını düşünmüştüm de adamlar zenci yasak dinlemiyolar.
Bugün son günümdü. Yarın pazartesi ve uçak kalkar. Amerika'daki son günümde bir günde 500 dolar nasıl harcanır onu öğrendim. Bu şeyi öğrenmemi sağlayan yüce Rabbime şükürler olsun. Abi alması iyi de taşıması baya koydu. Şimdi evin salonunda yığıldılar. O kadar şeyi nasıl yerleştircem hala çözemedim. Saat gecenin ikisine geliyo. Sanırım bu gece uyuyamıcam. Bir saçma yazının daha -çok şükür- sonuna geldik. Türkiye'den yazacağım bir sonraki blogda görüşmek üzere. New York hatıratının sonuna gelirken son bir kez daha Amerika'dan Sevgiler ...
20 Eylül 2011 Salı
Son Pazartesi
Millet bir bir Ankara yolcusuyken ben hala zevkten dört köşe. Bu kadar keyif alacağımı bileydim saymazdım lan günleri. Son haftam. Artık her yer benim sanki. Düşünmeden ingilizce konuşmak sanki yıllardır burdayım hissini veriyo be. Ne iyi ettim de geldim lan. İade-i ziyaret yapmazsam gözüm açık kalır kesin. Hayata bakışım değişti. Dünya çok daha güzelmiş küçücük bi kabuğun içindeki kadar saçma değilmiş. Görülmesi gereken nice güzellikler varmış. Bi yandan heyecan yapıyorum bi yandan da gurbete gidiyor gibiyim. Tadında bırakmak iyidir. Özlediğim çok şey var. Bir de üç beş dost. Onlara kavuşmak herşeye değecek sanırım. Özlemek buymuş. Hasret buymuş. Gelmeseydim anlayamazdım. Hep lafta kalacaktı. Seni özledim diyecektim birilerine ama hiç samimi olmayacaktı. Şurası kesin ki seni özledim diyeceğim herkesi çok özledim. Öyle ki düşününce yüzüm gülüyo. Son pazartesi de böyle biter abicim. Kalır altı gün... Gelirken sevinçliydim. Giderken de sevinçliyim. Her ikisinde de gözüm arkada kaldı. Bir daha gelmek dileyiğiyle bu akşamlık bu kadar. Sevgiler.
15 Eylül 2011 Perşembe
Bir Menekşe
Dolunay solduğunda bir menekşe mora çalardı,
Utanırdı geceler gerçekleri saklamaktan
Boynunu eğerdi sokak lambaları,
Suçunu kabullenir gibi,
Anarşisi çökerdi bulutlara gecenin,
Yağmurlar can yakmazdı,
Islandığında sokaklar,
Kimse saçaklara saklanmazdı,
Eski günler özlenirdi,
Bir hayal dolanırdı Sultan Ahmet'te
Aynı bankta oturup aynı simit yenirdi,
Beyazıt kitaplara küserdi,
Kaymazdı yıldızlar dilekler beyhude dilenirdi,
Yıkılırdı iskeleler,
Eminönünde hazan hiç dinmezdi,
Vapurlar boğaza demirler ,
Haydarpaşayı efkar basar martılar bile çekip giderdi,
Sararmadan dökülürdü yapraklar,
Gelinlikler beyazdan nefret ederdi,
Şairler şiirsiz kalır hangi şarkı çalsa aynı nağme inlerdi,
Ninnisiz uyurdu bebekler
Kıyısına bir ceset vururdu Beşiktaş'ın
Masallar sensiz biterdi
Yetim kalırdı boğaziçi,
Çamlıca'da batmazdı güneş,
Bir daha duyamayacağı sözleri beklerdi.
Her mora çalan menekşe is kokardı,
Kuşlar vazgeçerdi göç etmekten,
Leylekler soğuktan donardı,
Bir başka baharın aydınlığına,
İstanbul'a uçmayan
Bir yığın kırık kanat kalırdı...
Utanırdı geceler gerçekleri saklamaktan
Boynunu eğerdi sokak lambaları,
Suçunu kabullenir gibi,
Anarşisi çökerdi bulutlara gecenin,
Hiç ayrılmazdı aşıklar,
Uyumazlardı sabahlara dek,Yağmurlar can yakmazdı,
Islandığında sokaklar,
Kimse saçaklara saklanmazdı,
Eski günler özlenirdi,
Bir hayal dolanırdı Sultan Ahmet'te
Aynı bankta oturup aynı simit yenirdi,
Beyazıt kitaplara küserdi,
Kaymazdı yıldızlar dilekler beyhude dilenirdi,
Yıkılırdı iskeleler,
Eminönünde hazan hiç dinmezdi,
Vapurlar boğaza demirler ,
Haydarpaşayı efkar basar martılar bile çekip giderdi,
Sararmadan dökülürdü yapraklar,
Gelinlikler beyazdan nefret ederdi,
Şairler şiirsiz kalır hangi şarkı çalsa aynı nağme inlerdi,
Ninnisiz uyurdu bebekler
Kıyısına bir ceset vururdu Beşiktaş'ın
Masallar sensiz biterdi
Yetim kalırdı boğaziçi,
Çamlıca'da batmazdı güneş,
Bir daha duyamayacağı sözleri beklerdi.
Her mora çalan menekşe is kokardı,
Kuşlar vazgeçerdi göç etmekten,
Leylekler soğuktan donardı,
Bir başka baharın aydınlığına,
İstanbul'a uçmayan
Bir yığın kırık kanat kalırdı...
Öldü Sevdamız
Ne vakit sökmeye kalktıysam duvardaki saati
Kanardı tırnaklarım
Ve parmaklarım nasırdan çatlardı,
Bağıramadan çatallaşırdı sesim
Kimse gelmeyecekti bilirdim,
Çaresizlik mi dersin acizlik mi ?
Kapının koluna kilitlenirdi gözlerim,
Sogurdu geceler ıslanırdı yüzüm
Zatürre olurdu sevdamız
Güç yetiremezdik,
Ne affetmek gelirdi elden
Ne de utanmadan tek kelime etmek,
Ölürdü sevdamız yeminine aldırmadan,
Peşinden giderdik anlaşmış gibi,
Cesaretimiz yoktu bileklerimizi kesmeye,
Hangi silaha uzansak şarjörler hep boştu,
Avlular mahzene dönerdi,
Her yürüdüğümüz yol karanlık bir koğuştu,
Bilirdik gerçeği de gizlerdik gözyaşlarımızı,
Birşeyim yok desek de soranlara
Herkes ürpermemizden anlardı ki
Bir yanımız yaşamaya çabalardı,
Bir yanımız hasta yatağında,
İçin için ölürdü...
Kanardı tırnaklarım
Ve parmaklarım nasırdan çatlardı,
Bağıramadan çatallaşırdı sesim
Kimse gelmeyecekti bilirdim,
Çaresizlik mi dersin acizlik mi ?
Kapının koluna kilitlenirdi gözlerim,
Sogurdu geceler ıslanırdı yüzüm
Zatürre olurdu sevdamız
Güç yetiremezdik,
Ne affetmek gelirdi elden
Ne de utanmadan tek kelime etmek,
Ölürdü sevdamız yeminine aldırmadan,
Peşinden giderdik anlaşmış gibi,
Cesaretimiz yoktu bileklerimizi kesmeye,
Hangi silaha uzansak şarjörler hep boştu,
Avlular mahzene dönerdi,
Her yürüdüğümüz yol karanlık bir koğuştu,
Bilirdik gerçeği de gizlerdik gözyaşlarımızı,
Birşeyim yok desek de soranlara
Herkes ürpermemizden anlardı ki
Bir yanımız yaşamaya çabalardı,
Bir yanımız hasta yatağında,
İçin için ölürdü...
Unutmayı Ben İstememiştim
Bir gece kendimi farkettim ortasında gecenin,
Yalnızdım ve seni bekledim
Belki aklıma gelirsin de yüzümde bir hasret dolaşır diye.
Ne kadar zaman geçmişti üstünden
Hatırlayamadım...
Canımı yakan şubat geceleri,
Çileden çıkaran mayıs sabahlarına dönerken kaybettim seni.
Bir daha da bulamadım.
Aklımın hiç bir yerinde yoktun sen,
Unutmayı ben istememiştim
İstemeden oldu özür dilerim...
Çöktü kurduğum bütün şizofren gecelerim
Nefes alacak bir rüyam dahi kalmadı.
Seni sakladığım bir yer vardı mutlaka,
Neresiydi hatırlayamadım...
Unutmayı ben istememiştim.
İstemeden oldu özür dilerim.
Bir sabah uyandım.
Günaydın dedim sevgilime,
Sahi kimi sevmiştim ?
Çok düşündüm
Bir gün karşımda durduğunda tanıdık gelir miydi sesin?
Kendimi zorlamadan hatırlayabilir miydim ?
Pek çıkmazdı sesin,
Gülerken bile sessizdin
En son ne zaman gülümsemiştin ?
Ne zaman gülmüştü ki gözlerinin içi ?
Sevdiğini söylediğnde nasıl bakardın ?
Nasıl söylerdin sevdiğini ?
Unutmayı ben istememiştim
İstemeden oldu özür dilerim...
Özleyerek yazdığım hiç bir şiirde geçmiyordu adın
Ama senden bahsediyorlardı
Sevdiğimden, özlediğimden filan,
Çok özledim seni
Kimdin sen ve bu sabah neredeydin?
Aramaya çalıştım kayıtlı olmalıydı telefonun,
Kimdin sen ve neden unuttum numaranı,
Bir daha sordum "Neden?"
Hatırlayamadım...
Unutmayı ben istememiştim
İstemeden oldu özür dilerim...
Son kez ne zaman öpmüştüm seni?
Ne zamana kadar kalmıştı dudağımda tadın ?
Hatırlayamadım...
Hatırlayamadım hangi enkazın altında kalmıştı adın ?
Anlamsız sabahlar geçirdim,
Anlayamadan yitirdim seni,
Unutmayı ben istememiştim,
İstemeden oldu özür dilerim...
Yalnızdım ve seni bekledim
Belki aklıma gelirsin de yüzümde bir hasret dolaşır diye.
Ne kadar zaman geçmişti üstünden
Hatırlayamadım...
Canımı yakan şubat geceleri,
Çileden çıkaran mayıs sabahlarına dönerken kaybettim seni.
Bir daha da bulamadım.
Aklımın hiç bir yerinde yoktun sen,
Unutmayı ben istememiştim
İstemeden oldu özür dilerim...
Çöktü kurduğum bütün şizofren gecelerim
Nefes alacak bir rüyam dahi kalmadı.
Seni sakladığım bir yer vardı mutlaka,
Neresiydi hatırlayamadım...
Unutmayı ben istememiştim.
İstemeden oldu özür dilerim.
Bir sabah uyandım.
Günaydın dedim sevgilime,
Sahi kimi sevmiştim ?
Çok düşündüm
Bir gün karşımda durduğunda tanıdık gelir miydi sesin?
Kendimi zorlamadan hatırlayabilir miydim ?
Pek çıkmazdı sesin,
Gülerken bile sessizdin
En son ne zaman gülümsemiştin ?
Ne zaman gülmüştü ki gözlerinin içi ?
Sevdiğini söylediğnde nasıl bakardın ?
Nasıl söylerdin sevdiğini ?
Unutmayı ben istememiştim
İstemeden oldu özür dilerim...
Özleyerek yazdığım hiç bir şiirde geçmiyordu adın
Ama senden bahsediyorlardı
Sevdiğimden, özlediğimden filan,
Çok özledim seni
Kimdin sen ve bu sabah neredeydin?
Aramaya çalıştım kayıtlı olmalıydı telefonun,
Kimdin sen ve neden unuttum numaranı,
Bir daha sordum "Neden?"
Hatırlayamadım...
Unutmayı ben istememiştim
İstemeden oldu özür dilerim...
Son kez ne zaman öpmüştüm seni?
Ne zamana kadar kalmıştı dudağımda tadın ?
Hatırlayamadım...
Hatırlayamadım hangi enkazın altında kalmıştı adın ?
Anlamsız sabahlar geçirdim,
Anlayamadan yitirdim seni,
Unutmayı ben istememiştim,
İstemeden oldu özür dilerim...
12 Eylül 2011 Pazartesi
Saatim Yok ...
Gittikçe sıradanlaşmaya başlayan Amerika macerasında biraz dalgalanma oldu sanırım. Dün benim doğum günümdü. Eksik olmasınlar kutlyan kutladı. Bir günlüğüne de olsa hatırlanmak hoşuma gitti. Ertesi gün herşey normal yine eskisi gibi. Bi daha ki doğum gününe inşallah.
Türkiye'ye dönme vakti yaklaşırken internetten iş aramaya başlamıştım. İş ilanları o kadar saçma ki kardeşim madem bir haftada 1000 dolar kazanabiliyosun ne diye kendin yapmıyosun diyesi geliyo insanın. Geri kalan işler de çaycı, temizlikçi, anketör vs. Geleceği olmayan işler. Nese geri dönünce bakarım diyip şimdilik vazgeçmiştim. Ertesi sabah işte yemek yerken patron Türkiye'ye dönünce çalışmayı düşünüyo musun dedi. Dedim abi daha dün akşam iş bakındım aslında güzel olur dedim. Burda yaptığın işe Türkiye'de devam etmek ister misin dedi. Olur abi dedim. Saatine 3.5 dolar veririz dedi. İşte hayatımın teklifi. O kadar güzel olur ki anlatamam. Günde iki saat çalışsam ayda 200 dolar para demek ki 300 küsur dolar yapar. İş çok basit zaten. Bi laptop , bi masa bi internet bağlantısı olsa yeter ki derslerden sonra okulda çalışabilirim. Alt yapı yeterli.
Haftasonu gelmesi sebebiyle eski kaldığım eve bi gideyim kalan bi iki dosta selam vereyim dedim. Öğlen vakti Staten Island'dan feribota binip Manhattan'a geçtim. Devasa binaların arasında sel gibi insanları görünce tekrardan başımı döndürdü açıkçası. Tekrardan yüzümde bi tebessümle dolaşmaya başladım. Elimde de fotoğraf makinam ne gördüysem çektim. İşin kötü tarafı yanımda kimse yoktu benim fotom yok. Daha buralardayız çekiniriz. 10 eylül akşamı Manhattan'da dolandım ordan da Union city deki eve gittim. Allah'tan gidenlere rağmen bi kaç tanıdık kalmış. Ben görmeyeli 6 kişi kalınan evlerde 15 kişi kalmaya başlamış. Mülteci kampına dönmüş güzelim yer. Sabahleyin de evi polisler basmış. Baya bi güldüm güzel bi action olmuş. Manhattan manzaralı damımızda güzel bi akşam geçti. Evde 15 kişi olunca uyuyacak yer kalmamıştı. Salonda arabadan sökülmüş bi iki kişilik koltuk vardı. Uzandım oraya ayaklarım dışarı taştı sandalye filan ekledim. Pek rahat değildi ama olsun yine de yatacak bi yer buldum ya ona da şükür. Ayakkabılarımı çıkarmadan montla uyudum. Öyle yorulmuşum ki bi yattığımı hatırlıyorum. Bide sabah milletin beni görüp verdiği saçma sapan tepkileri. Anlıyacağın baya eğlenceli geçti. Ordan tekrar Manhattan'a geçtim. Saatin kaç olduğundan bihaberdim. Cep telefonum yok saati de almamışım. Biraz gezindim. İlk defa bu kadar gözüme hoş göründü eskiden 50 kere gördüğüm yerler. Paralı olmak ne güzelmiş be. Oturup kahvaltı yaptım Manhattan da ne kadar ulaşılmaz bi şeydi bi ay öncesine kadar. Thank God...
Saati bilmeden eve dönmeye karar verdim. Yolda gördüğüm bi saat 12 ydi en son. Ne kadar geçti üstünden bilmiyorum Tren biletimi aldım. Saat bir filandı. 45 dakika süren bi yolculuktan sonra Metro Park station da indim. Bi baktım kamerayı trende unutmuşum. Hemen geri koştum binmesine bindim, kamera da orada öylece duruyodu ama inmeyi başaramadım. Mecbur bi sonrak istasyona gittim,Metuchen. Her sabah işe giderken oradaki köprünün altından geçtiğimizi hatırladım. Yürümeye karar verdim. Arabayla 5 dakika süren yol yürüyünce o kadar da kısa değilmiş. Etrafta bi sürü zıplayan sincaplar filan dolaşıyo ama yollarda bi tane insan yok. Yürümekten sıkıldım. Otostop çekmeye karar verdim. Geçtim yolun kenarında beklemeye başladım. Baktım kimse oralı değil. Bi yandan da yürüyim dedim. Ama elim hala o uluslararsı otostop işareti halindeydi. Bi zamandan sonra bugün 11 eylül olduğunu farkettim. Heryer polis kaynıyodu, bayraklar yarıya indirilmiş filan. Milletin insaf edesi varsa bile bugün kimse camlarını bile açmamıştı. Ne kadar yürüdüm bilmiyorum. Eve geldiğimde canım çıkmıştı. Saate baktım. 1 saat 10 dakika yürümüşüm. Sıradışı bir haftasonuydu. Şimdi evdeyim. Kalkıp kendime çay alcam. Sevgiler.
Türkiye'ye dönme vakti yaklaşırken internetten iş aramaya başlamıştım. İş ilanları o kadar saçma ki kardeşim madem bir haftada 1000 dolar kazanabiliyosun ne diye kendin yapmıyosun diyesi geliyo insanın. Geri kalan işler de çaycı, temizlikçi, anketör vs. Geleceği olmayan işler. Nese geri dönünce bakarım diyip şimdilik vazgeçmiştim. Ertesi sabah işte yemek yerken patron Türkiye'ye dönünce çalışmayı düşünüyo musun dedi. Dedim abi daha dün akşam iş bakındım aslında güzel olur dedim. Burda yaptığın işe Türkiye'de devam etmek ister misin dedi. Olur abi dedim. Saatine 3.5 dolar veririz dedi. İşte hayatımın teklifi. O kadar güzel olur ki anlatamam. Günde iki saat çalışsam ayda 200 dolar para demek ki 300 küsur dolar yapar. İş çok basit zaten. Bi laptop , bi masa bi internet bağlantısı olsa yeter ki derslerden sonra okulda çalışabilirim. Alt yapı yeterli.
Haftasonu gelmesi sebebiyle eski kaldığım eve bi gideyim kalan bi iki dosta selam vereyim dedim. Öğlen vakti Staten Island'dan feribota binip Manhattan'a geçtim. Devasa binaların arasında sel gibi insanları görünce tekrardan başımı döndürdü açıkçası. Tekrardan yüzümde bi tebessümle dolaşmaya başladım. Elimde de fotoğraf makinam ne gördüysem çektim. İşin kötü tarafı yanımda kimse yoktu benim fotom yok. Daha buralardayız çekiniriz. 10 eylül akşamı Manhattan'da dolandım ordan da Union city deki eve gittim. Allah'tan gidenlere rağmen bi kaç tanıdık kalmış. Ben görmeyeli 6 kişi kalınan evlerde 15 kişi kalmaya başlamış. Mülteci kampına dönmüş güzelim yer. Sabahleyin de evi polisler basmış. Baya bi güldüm güzel bi action olmuş. Manhattan manzaralı damımızda güzel bi akşam geçti. Evde 15 kişi olunca uyuyacak yer kalmamıştı. Salonda arabadan sökülmüş bi iki kişilik koltuk vardı. Uzandım oraya ayaklarım dışarı taştı sandalye filan ekledim. Pek rahat değildi ama olsun yine de yatacak bi yer buldum ya ona da şükür. Ayakkabılarımı çıkarmadan montla uyudum. Öyle yorulmuşum ki bi yattığımı hatırlıyorum. Bide sabah milletin beni görüp verdiği saçma sapan tepkileri. Anlıyacağın baya eğlenceli geçti. Ordan tekrar Manhattan'a geçtim. Saatin kaç olduğundan bihaberdim. Cep telefonum yok saati de almamışım. Biraz gezindim. İlk defa bu kadar gözüme hoş göründü eskiden 50 kere gördüğüm yerler. Paralı olmak ne güzelmiş be. Oturup kahvaltı yaptım Manhattan da ne kadar ulaşılmaz bi şeydi bi ay öncesine kadar. Thank God...
Saati bilmeden eve dönmeye karar verdim. Yolda gördüğüm bi saat 12 ydi en son. Ne kadar geçti üstünden bilmiyorum Tren biletimi aldım. Saat bir filandı. 45 dakika süren bi yolculuktan sonra Metro Park station da indim. Bi baktım kamerayı trende unutmuşum. Hemen geri koştum binmesine bindim, kamera da orada öylece duruyodu ama inmeyi başaramadım. Mecbur bi sonrak istasyona gittim,Metuchen. Her sabah işe giderken oradaki köprünün altından geçtiğimizi hatırladım. Yürümeye karar verdim. Arabayla 5 dakika süren yol yürüyünce o kadar da kısa değilmiş. Etrafta bi sürü zıplayan sincaplar filan dolaşıyo ama yollarda bi tane insan yok. Yürümekten sıkıldım. Otostop çekmeye karar verdim. Geçtim yolun kenarında beklemeye başladım. Baktım kimse oralı değil. Bi yandan da yürüyim dedim. Ama elim hala o uluslararsı otostop işareti halindeydi. Bi zamandan sonra bugün 11 eylül olduğunu farkettim. Heryer polis kaynıyodu, bayraklar yarıya indirilmiş filan. Milletin insaf edesi varsa bile bugün kimse camlarını bile açmamıştı. Ne kadar yürüdüm bilmiyorum. Eve geldiğimde canım çıkmıştı. Saate baktım. 1 saat 10 dakika yürümüşüm. Sıradışı bir haftasonuydu. Şimdi evdeyim. Kalkıp kendime çay alcam. Sevgiler.
7 Eylül 2011 Çarşamba
Uçuşa Beş Kala
Biraz daha takılabilirim daha saat bir olmamış. Erkenden yatmaya erkenden kalkmaya alışmışım be. İşim var gücüm var şükür Allah'a boş adam değilim. Eylülün yedisi olmuş. 26 sını sayma 18 gün eder. O meşhur ikileme düimüş durumdayım. Bi yandan eve döneceğim için sabırsızlanıyorum diğer yandan da nerden çıktı bu yolculuk ne güzel düzen tutturmuştum diyorum. Sebep şu : Buraya geldim geleli sadece iki kişi "Yeter olm dön artık." dedi. Pek özlenen biri olmamak zoruma gitmedi değil. Ama moralimizi bozmadan bardağın dibindeki su zerrelerini görmeye çalışıyoruz. Kim gerçekten dost kim değil anlamış oldum. Hatta çok da iyi oldu. Kimin için bişeyleri göze alacağımı öğrendim.Daha farklı olur sanırım herşey daha az çaba daha az gürültü daha az karmaşa. Nerdeyim şimdi daha iyi anlıyorum.
Geçen cumartesi mall e gittik. Gezindik dolandık bişeyler aldık. Daha biz çıkmadan dükkanlar kapanmaya başladı. Hemen sinirlendim hiç affetmedim. Ama haklıyım. Haftasonu saat 7 de mall kapanır mı ya. Millet ne ara alışveriş yapacak ayıptır. Yetkililere derdimizi anlatamdan apar topar çıktık. Bi dahakine daha erken gideriz. Bişey daha öğrenmiş olduk. İş yerindeki abi de bi hafta tatile gitti Florida'ya. Özendim. Ama önemli olan bir hafta boyunca bütün işler bize kaldı. Gerçi bugün zorlanmadık vaktinde bitti herşey. Gelecek günlere Allah yardımcımız olsun. Sayılı gün çabuk geçecek. Sıkılmaya vakit bulamadan JFK da bulcam kendimi. İstiyor muyum ? Pek emin değilim ama dönüş kaçınılmaz. Daha çok var. Eğlence şimdi başlıyo... Sevgiler.
Geçen cumartesi mall e gittik. Gezindik dolandık bişeyler aldık. Daha biz çıkmadan dükkanlar kapanmaya başladı. Hemen sinirlendim hiç affetmedim. Ama haklıyım. Haftasonu saat 7 de mall kapanır mı ya. Millet ne ara alışveriş yapacak ayıptır. Yetkililere derdimizi anlatamdan apar topar çıktık. Bi dahakine daha erken gideriz. Bişey daha öğrenmiş olduk. İş yerindeki abi de bi hafta tatile gitti Florida'ya. Özendim. Ama önemli olan bir hafta boyunca bütün işler bize kaldı. Gerçi bugün zorlanmadık vaktinde bitti herşey. Gelecek günlere Allah yardımcımız olsun. Sayılı gün çabuk geçecek. Sıkılmaya vakit bulamadan JFK da bulcam kendimi. İstiyor muyum ? Pek emin değilim ama dönüş kaçınılmaz. Daha çok var. Eğlence şimdi başlıyo... Sevgiler.
2 Eylül 2011 Cuma
New York'ta Bir Bayram Sabahı
Daha bayrama iki gün var. Ben evdeyim dışarda kasırga beklenmekte. İşim yok gücüm yok ben de bekliyorum öyle. Havada hafiften bi pus var rüzgar hızlanıyo yavaş yavaş. Ağaçlar sallanıyo yapraklar hışırdıyo. Gelen yok giden yok akşam oluyor. Valla benim de pek halim yok uzanıvereyim diyorum. Uyumuşum. Sabah olmuş. Aslında öğlen. Yok yok ikindi olmuş. Saat dört suları. Merak edip camdan dışarı bakıyorum. Yerler genellikle kurumuş. Az bi ıslaklık. Yahu nisan yağmuru bile daha çok ıslatır bu ne yağdım ıslatmazlıktır anlamıyorum. Gönül isterdi ki evden botla, tekneyle can simidiyle ya da şişme ördekle çıkayım ama kısmette yokmuş. Kahroluyorum. Okyanustan bir kasırga üstümüzden geliyor geçiyor ve biz evde kös kös oturuyoruz inanılacak gibi değil. 40 yıl sonrasını düşünüyorum : Yok böyle bi rezillik... Torunlarım soruyor dede kasırga ne demek ? Başlıyorum anlatmaya :
Sene 2011. Aylardan eylül. Amerika New Jerseydeyim. Dediler bi kasırga geliyor. marketler benzinciler............. derken yağmur dahi yağmadı.
Aaaa diye bir ses geliyor torunlardan. Utanıyorum. Yok böyle bi rezillik...
Bayrama bir gün var. Yani arefe günü. Herşey aynı herşey yolunda. Herkes iftarı beklemekte. Ramazan biteceği için değil akşama bomba bi iftar var. Türk restoranında çorbasından tatlısına... Yol uzun. Muhabbet bağlıyoruz. Şakalar , gülüşmeler , beraber şarkı söylemeler. Dönesimi kaçırıyor bu arefe. Oysa bayram hiç bir anlam ifade etmemekteydi o an. Dönmese miydim geri ?
Bayram günü... New york'ta bayram namazı... Ama biz evdeyiz. Daha doğrusu uyanamamışız.Saat 11 olmuş. İş vakti gelmiş. Bayramın tek esprisini de kaçırmışım.40 yıl sonrasını düşünüyorum...Yok böyle bi rezillik...
İstemeye yüzüm yok ama içimden "Allah'ım bari baklava olsun"diyorum . New york'tan gelen abinin elinde bi tabak baklava -evet tepsi demeyi ben de istemiştim- Yüzüm gülüyor. Ağzıma atıyorum bi tane. Gözlerimin içi gülüyor. Çocukluğumu hatırlayıp şerbeti akmasın diye annemin kendi eliyle yedirdiği baklvayı hatırlıyorum. Tatları birbirine yakın. Mutlu oluyorum. Beş dk sonra tekrardan işe dönüyorum. Aklımda hala o baklavanın tadı. Arefeyle bayramın tek farkı öğlen vakti yemek yemekmiş diyorum kendi kendime. Bi daha ki bayramı iple çekiyorum... Sevgiler.
Sene 2011. Aylardan eylül. Amerika New Jerseydeyim. Dediler bi kasırga geliyor. marketler benzinciler............. derken yağmur dahi yağmadı.
Aaaa diye bir ses geliyor torunlardan. Utanıyorum. Yok böyle bi rezillik...
Bayrama bir gün var. Yani arefe günü. Herşey aynı herşey yolunda. Herkes iftarı beklemekte. Ramazan biteceği için değil akşama bomba bi iftar var. Türk restoranında çorbasından tatlısına... Yol uzun. Muhabbet bağlıyoruz. Şakalar , gülüşmeler , beraber şarkı söylemeler. Dönesimi kaçırıyor bu arefe. Oysa bayram hiç bir anlam ifade etmemekteydi o an. Dönmese miydim geri ?
Bayram günü... New york'ta bayram namazı... Ama biz evdeyiz. Daha doğrusu uyanamamışız.Saat 11 olmuş. İş vakti gelmiş. Bayramın tek esprisini de kaçırmışım.40 yıl sonrasını düşünüyorum...Yok böyle bi rezillik...
İstemeye yüzüm yok ama içimden "Allah'ım bari baklava olsun"diyorum . New york'tan gelen abinin elinde bi tabak baklava -evet tepsi demeyi ben de istemiştim- Yüzüm gülüyor. Ağzıma atıyorum bi tane. Gözlerimin içi gülüyor. Çocukluğumu hatırlayıp şerbeti akmasın diye annemin kendi eliyle yedirdiği baklvayı hatırlıyorum. Tatları birbirine yakın. Mutlu oluyorum. Beş dk sonra tekrardan işe dönüyorum. Aklımda hala o baklavanın tadı. Arefeyle bayramın tek farkı öğlen vakti yemek yemekmiş diyorum kendi kendime. Bi daha ki bayramı iple çekiyorum... Sevgiler.
28 Ağustos 2011 Pazar
Kasırga Öncesi Sessizlik
Herşey normaldi. Adamın biri geldi ve kasırganın geleceğini söyledi. Durduk yerde nerden çıktı be adam sen de. Havada bi tek bulut bile yok kafa mı buluyosun bizle .
Meraklanmıştım. Daha önce hiç kasırga görmedim. Daha doğrusu o tatlı tatlı esen rüzgarların ağaçları yerinden sökebileceğine, evleri yıkacabileceğine, arabaları fırlatacağına inanmak istemiyordum. Yok canım abartıyolar. Bi iki yağmur serpiştirir en fazla dedim ve sakinleştim. Ki hava da başka bi ihtimali düşündürmüyodu.
Amerikalı bu. Bir pire için yorgan yakan cinsten. Canları tatlı tabi. Marketlerde iğne atsan yere düşmez. Millet kasa kasa su stokluyo. Ekmek bulmak da zorlaşmaya başladı. Havada panik, suda panik, trende panik, rayda panik , uçakta ve daha sayamadığım bilumum yerlerdeki panik filmlerinde olduğu gibi insanlar kıyamet senaryosunun bi parçası oluvermişlerdi. Benzin istasyonların otopark gibi olmuş, Bazı istasyonlarda benzin hiç kalmamış. Biz de baya bi aradık belki de son benzini almış olabiliriz. Tamam kendimi kesinlikle iyi hissettim ama hala insanların abarttıklarını düşünmekteydim. Abi en fazla bizdeki lodos gibi rüzgar biraz sert eser, soba dumanı eve dolar falan filan ama burda kömür sobası zaten yok. Hadi biraz daha kötüsü olsan beş on tane evi su basar yağmurdan. Ama abicim 1 milyon insanı evinden tahliye etmek nasıl bir önlemdir.
İlk duyunca "İyi bari kasırga da görmedim demem" derken , olayın ne kadar ciddi olduğunu farkedince "Ölmeden evvel bi kasırga göreceğim kesin." demeye başladım. Elektrik ve su kesilirse işte o zaman olanlar olur. Şu anda dışarda deli gibi yağmur yağıyo. Belki de beklenen geldi. Gittikçe sesler çoğalmaya başladı. Ertesi sabaha sarkacak diyolar ama yine de belli olmaz. Velhasılı köprüler kapalı hava alanları kapatıldı. Hayat felç. Kaçmak istesem gidecek bir yerim yok. Sadece sığınak olarak Allah'a sığındık. Bi kaç gün evde olcam inşallah tehlikeli bi durum olmaz da yine yazarım. Herkes dikkat etsin görüşürüz yine. Sevgiler.
Meraklanmıştım. Daha önce hiç kasırga görmedim. Daha doğrusu o tatlı tatlı esen rüzgarların ağaçları yerinden sökebileceğine, evleri yıkacabileceğine, arabaları fırlatacağına inanmak istemiyordum. Yok canım abartıyolar. Bi iki yağmur serpiştirir en fazla dedim ve sakinleştim. Ki hava da başka bi ihtimali düşündürmüyodu.
Amerikalı bu. Bir pire için yorgan yakan cinsten. Canları tatlı tabi. Marketlerde iğne atsan yere düşmez. Millet kasa kasa su stokluyo. Ekmek bulmak da zorlaşmaya başladı. Havada panik, suda panik, trende panik, rayda panik , uçakta ve daha sayamadığım bilumum yerlerdeki panik filmlerinde olduğu gibi insanlar kıyamet senaryosunun bi parçası oluvermişlerdi. Benzin istasyonların otopark gibi olmuş, Bazı istasyonlarda benzin hiç kalmamış. Biz de baya bi aradık belki de son benzini almış olabiliriz. Tamam kendimi kesinlikle iyi hissettim ama hala insanların abarttıklarını düşünmekteydim. Abi en fazla bizdeki lodos gibi rüzgar biraz sert eser, soba dumanı eve dolar falan filan ama burda kömür sobası zaten yok. Hadi biraz daha kötüsü olsan beş on tane evi su basar yağmurdan. Ama abicim 1 milyon insanı evinden tahliye etmek nasıl bir önlemdir.
İlk duyunca "İyi bari kasırga da görmedim demem" derken , olayın ne kadar ciddi olduğunu farkedince "Ölmeden evvel bi kasırga göreceğim kesin." demeye başladım. Elektrik ve su kesilirse işte o zaman olanlar olur. Şu anda dışarda deli gibi yağmur yağıyo. Belki de beklenen geldi. Gittikçe sesler çoğalmaya başladı. Ertesi sabaha sarkacak diyolar ama yine de belli olmaz. Velhasılı köprüler kapalı hava alanları kapatıldı. Hayat felç. Kaçmak istesem gidecek bir yerim yok. Sadece sığınak olarak Allah'a sığındık. Bi kaç gün evde olcam inşallah tehlikeli bi durum olmaz da yine yazarım. Herkes dikkat etsin görüşürüz yine. Sevgiler.
26 Ağustos 2011 Cuma
Anlam mı ? Hadi Atla...
Tam olarak ne zamandı hatırlayamıyorum. Yaklasık bi 5-6 ay önce olması lazımdı. Yanımızdan bi motosiklet geçmişti. Her zaman uzagımda dolanan bu hayale daha önce hiç bu kadar kapılmamıştım. Tabi eskiden kalma bi alışkanlık gereği yaparız sonra diyip bi kenara kaldırdım. Alsam güzel olur ama sonra düşünürüz...
Son bi haftadır hayatımda değişen bi iki şey oldu. Bunlardan birisi şu an sag yanımda uzanan gitarımız ikincisiyse Amerika'da ilk defa araba kullandım. Çok mu enteresan şeylerdi bunlar değil tabi ki. Gitar dediğin beş yıldır araba dediğin üç yıldır ahbabımız. Aslında içimde çok değişik sorular kaynıyodu. Tamam arkadaş anladık Amerika'dayız. Baya zorlu bi hayalimi gerçekleştirdim çok şükür ama bi anlamsızlık var.Yani böyle kem küm. Nasıl desem...
Heh işte buldum. Yahu birader burası iyi kötü geçici bi yer. Eninde sonunda ait oldugumuz yere döncez. Okumadan da para kazanılıyomuş. Burda baya da iyi kazanılıyomuş. Hay öğrenmez olaydım okumaktan soğudum lan resmen. Polemik çıkarmıcam. Burda kalayım desem vize bitiyo unut onu. Tamam dönelim evimizdir yurdumuzdur ama dönüp ne yapcam. Burdan sıkılıp orda tekrardan mı sıkılıcam ? Geçenlerde demiştim ya değişen bişey olmadan nasıl bi güzellik bekliyosun ki. Evet işte büyük sürpriz. Artık hayallerimi süsleyen bir sarışınım var. 5-6 aydır vardı ama hiç bu kadar kapılmamıştım. Hayatıma yeni bi renk geldi: Altın sarısı...
Altın sarısı çok dile takılıyo be sarışın daha güzel değil mi. Evet oturdum hesap makinasının başına hesapladım. Geleni gideni kar zarar oranları, faiz hesapları arz-talep dengeleri, başa baş noktası derken, Sarışınımla bi beş ay sonra baş başa kalabileceğimi farkettim. 2500 liraya kendime bi motor almanın vakti gelmişti. Önce ehliyeti alayım sonra şu kara kış geçsin gönül yaylarım gevşemeden alıyım motorumu beni tutana aşkolsun. Bi kişilik daha oturma yerimiz mevcut oraya oturup belimden tutabilir. Evet.
Çalınmasından korktuğum için aklımdaki diğer orjınallikleri de yazayım da resmi belge niyetine saklıyım. Bi çok insana hediye götürmek gibi bi niyetim var ki bunlardan birisi benim herşeyim. Adını sır gibi saklamıcam - bu blogda tanıdığım kişilerin ismi zaten geçmemekte- da ben bu kişinin kim olduğunu bilmiyorum. Dolayısıyle adından da bihaberim. Bi hediye alcam ve yıllar sonra evlendiğim hatun kişiye vercem. Beni düşüncesizlikle suçlar muçlar neme lazım. Yıllar öncesinden onu düşündüğümü bilsin.
Lan benim bildiğim tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır. Bu erkek mantığı sanırım. Karşı cinsin tatlı dil ile yılanın hiçbir alakasının olmadığını düşündüğünü daha yeni öğrendim. Ve bi daha unutmamak için aklıma iyice kazıdım.Hani değişen bişey yok dedim ya şu andan itibaren herşey acayip değişti. Alınmak, gücenmek,kırılmak olmasın. Papaz bundan sonra pilav yemicek ısrar edilmesin.
Bu arada iş güç ramazanı atladık yahu. Atlarım tabi. Köşe başında zencilerin yaptığı cazla iftar açınca tuttugun orucun da bi hayrı kalmıyo. Haliyle bişey anlayamadan sonuna gelmişiz. Şu ana kadar geçirdiğim en tatsız ama en unutulmıcak ramazanı geçirdim. Sen daha dur bayram var daha. Baklava yer miyim ki? Bi umut... New york için bayram vakti. Sevgiler.
Son bi haftadır hayatımda değişen bi iki şey oldu. Bunlardan birisi şu an sag yanımda uzanan gitarımız ikincisiyse Amerika'da ilk defa araba kullandım. Çok mu enteresan şeylerdi bunlar değil tabi ki. Gitar dediğin beş yıldır araba dediğin üç yıldır ahbabımız. Aslında içimde çok değişik sorular kaynıyodu. Tamam arkadaş anladık Amerika'dayız. Baya zorlu bi hayalimi gerçekleştirdim çok şükür ama bi anlamsızlık var.Yani böyle kem küm. Nasıl desem...
Heh işte buldum. Yahu birader burası iyi kötü geçici bi yer. Eninde sonunda ait oldugumuz yere döncez. Okumadan da para kazanılıyomuş. Burda baya da iyi kazanılıyomuş. Hay öğrenmez olaydım okumaktan soğudum lan resmen. Polemik çıkarmıcam. Burda kalayım desem vize bitiyo unut onu. Tamam dönelim evimizdir yurdumuzdur ama dönüp ne yapcam. Burdan sıkılıp orda tekrardan mı sıkılıcam ? Geçenlerde demiştim ya değişen bişey olmadan nasıl bi güzellik bekliyosun ki. Evet işte büyük sürpriz. Artık hayallerimi süsleyen bir sarışınım var. 5-6 aydır vardı ama hiç bu kadar kapılmamıştım. Hayatıma yeni bi renk geldi: Altın sarısı...
Altın sarısı çok dile takılıyo be sarışın daha güzel değil mi. Evet oturdum hesap makinasının başına hesapladım. Geleni gideni kar zarar oranları, faiz hesapları arz-talep dengeleri, başa baş noktası derken, Sarışınımla bi beş ay sonra baş başa kalabileceğimi farkettim. 2500 liraya kendime bi motor almanın vakti gelmişti. Önce ehliyeti alayım sonra şu kara kış geçsin gönül yaylarım gevşemeden alıyım motorumu beni tutana aşkolsun. Bi kişilik daha oturma yerimiz mevcut oraya oturup belimden tutabilir. Evet.
Çalınmasından korktuğum için aklımdaki diğer orjınallikleri de yazayım da resmi belge niyetine saklıyım. Bi çok insana hediye götürmek gibi bi niyetim var ki bunlardan birisi benim herşeyim. Adını sır gibi saklamıcam - bu blogda tanıdığım kişilerin ismi zaten geçmemekte- da ben bu kişinin kim olduğunu bilmiyorum. Dolayısıyle adından da bihaberim. Bi hediye alcam ve yıllar sonra evlendiğim hatun kişiye vercem. Beni düşüncesizlikle suçlar muçlar neme lazım. Yıllar öncesinden onu düşündüğümü bilsin.
Lan benim bildiğim tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır. Bu erkek mantığı sanırım. Karşı cinsin tatlı dil ile yılanın hiçbir alakasının olmadığını düşündüğünü daha yeni öğrendim. Ve bi daha unutmamak için aklıma iyice kazıdım.Hani değişen bişey yok dedim ya şu andan itibaren herşey acayip değişti. Alınmak, gücenmek,kırılmak olmasın. Papaz bundan sonra pilav yemicek ısrar edilmesin.
Bu arada iş güç ramazanı atladık yahu. Atlarım tabi. Köşe başında zencilerin yaptığı cazla iftar açınca tuttugun orucun da bi hayrı kalmıyo. Haliyle bişey anlayamadan sonuna gelmişiz. Şu ana kadar geçirdiğim en tatsız ama en unutulmıcak ramazanı geçirdim. Sen daha dur bayram var daha. Baklava yer miyim ki? Bi umut... New york için bayram vakti. Sevgiler.
Etiketler:
Bayram,
Motosiklet,
New York Hatıratı,
Ramazan
19 Ağustos 2011 Cuma
13 Ağustos 2011 Cumartesi
Terk-i Diyar
Birgün geri dönmicem desem ve kaybolsam ortalardan. Merak ediyorum kim sorar nerde olduğumu. Yalnızlık evrensel değil midir ? Türkçe konuşamadığım bir yerde yalnız kalmak veya İngilizce konuşamadığım bir yerde yalnız kalmak. Farkeden bişey yok.
Belki o gün gelir. Alırım başımı giderim. Ne aradığımı bilmeden, ne bulacağımdan habersiz. Artık biliyorum ki bunu yapmak pek de fena sayılmaz. Aslında denemedim değil. Sözde deli gibi gitmek istiyorum ama içimden "Nasıl olsa biri "Gitme ne işin var?" der." diyorum. O kadar eminim ki hadi kimseden ses çıkmadı annem dayanamaz bensiz biliyorum. Vay aslanım sen ne çabuk büyümüşsün de artık fikirlerin tartışılmak yerine destek görmeye başlamış. İnsan bi reaksiyon verir hemen ne diye kabul eder anlayamadım.
Neden ben beceremiyorum ya. Çok mu soğuğum, çok mu sıcağım, can mı yakıyorum, hesap mı soruyorum? Sadece sordugum bir iki soru var ve cevabı çok basit. "Naber delioğlan?"
Hepsi bu. Buraya gelmeden daha doğrusu ilk sene biterken adet yerini bulsun diye iyi dileklerle bıtırmek istedim seneyi ve şöyle dedim " Seneye herşey daha güzel olcak." Pardon ama ne değişti de daha da güzel olsun? Değişen bişey olmadı. Artık ben suçlu görmüyorum kendimi. Elimden geleni yaptım hem de ikişer üçer kez. Ne demeli şimdi?
Selam canlarım özlediniz mi bakıyım beni ? , Bi an aklımdan çıkmadınız ayol , Hepinizi çok özledim, en çok da çiçeğimi, böcegimi, tatlımı, şekerimi, güzelimi, bitanemi, aşkımı, falanımı filanımı, dışkapının dış mandalını bile...
Hatırlamaya çalıştığım, bu cümlelerden daha önce kurup kurmadığım. Ya da birinin benim için kurup kurmadığı. Daha da önemlisi kursa bile hala buralarda mı? Sıradan olamamaya çalışıp da sıradan şeylerle boğuşarak bi yere varamazsın. Sıradışı olmak için sıradışı şeyler yapmanın vakti geldi.
Elinde bi çok insanın hayalini kuramadığı sıradışı bi fırsat var. Geriye dönüp bakınca bekleyenin yok. Özleyenin yok. Yalnızlık gani , bankta tek oturulacak bir sürü yalnız gün. Sen olsan ne yapardın ? Gitmez miydin ? Ne pahasına olursa olsun bir daha dönmemecesine... Sevgiler.
Belki o gün gelir. Alırım başımı giderim. Ne aradığımı bilmeden, ne bulacağımdan habersiz. Artık biliyorum ki bunu yapmak pek de fena sayılmaz. Aslında denemedim değil. Sözde deli gibi gitmek istiyorum ama içimden "Nasıl olsa biri "Gitme ne işin var?" der." diyorum. O kadar eminim ki hadi kimseden ses çıkmadı annem dayanamaz bensiz biliyorum. Vay aslanım sen ne çabuk büyümüşsün de artık fikirlerin tartışılmak yerine destek görmeye başlamış. İnsan bi reaksiyon verir hemen ne diye kabul eder anlayamadım.
Neden ben beceremiyorum ya. Çok mu soğuğum, çok mu sıcağım, can mı yakıyorum, hesap mı soruyorum? Sadece sordugum bir iki soru var ve cevabı çok basit. "Naber delioğlan?"
Hepsi bu. Buraya gelmeden daha doğrusu ilk sene biterken adet yerini bulsun diye iyi dileklerle bıtırmek istedim seneyi ve şöyle dedim " Seneye herşey daha güzel olcak." Pardon ama ne değişti de daha da güzel olsun? Değişen bişey olmadı. Artık ben suçlu görmüyorum kendimi. Elimden geleni yaptım hem de ikişer üçer kez. Ne demeli şimdi?
Selam canlarım özlediniz mi bakıyım beni ? , Bi an aklımdan çıkmadınız ayol , Hepinizi çok özledim, en çok da çiçeğimi, böcegimi, tatlımı, şekerimi, güzelimi, bitanemi, aşkımı, falanımı filanımı, dışkapının dış mandalını bile...
Hatırlamaya çalıştığım, bu cümlelerden daha önce kurup kurmadığım. Ya da birinin benim için kurup kurmadığı. Daha da önemlisi kursa bile hala buralarda mı? Sıradan olamamaya çalışıp da sıradan şeylerle boğuşarak bi yere varamazsın. Sıradışı olmak için sıradışı şeyler yapmanın vakti geldi.
Elinde bi çok insanın hayalini kuramadığı sıradışı bi fırsat var. Geriye dönüp bakınca bekleyenin yok. Özleyenin yok. Yalnızlık gani , bankta tek oturulacak bir sürü yalnız gün. Sen olsan ne yapardın ? Gitmez miydin ? Ne pahasına olursa olsun bir daha dönmemecesine... Sevgiler.
8 Ağustos 2011 Pazartesi
The Asci
Bugun gunlerden pazardi. Uyandigimda saat 3 olmustu. Her sabah yedi sularinda uyanan biri olarak gayet dinlendirici geldi bu uyku. Aslinda cikip gezmek daha yerinde olurdu ama hem gec uyanmanin verdigi tembellik hem de oruclu olmanin verdigi usengeclikle evde keyif yapmak daha hos geldi.
Actim bilgisayari kavak yellerine devam. Ikinci bolumu bitirmeden iftar vakti geldi zaten. Bulasiklari yikayip camasir makinasini acinca yemege baslamak icin biraz gec kalmisim. Ne kadar hamaratmisim ben oyle ya. Ama kendi isimi kendim gormekten mutluluk duydum. Severek yaptim yani hic oflamadan puflamadan. Yemek yapma sirasi bendeydi. "45 dakikada nasil sov yapilir?" isimli yemek programina hosgeldiniz...
Bi cok ilki yasadigim su gavur memeketeinde hayatimda ilk defa mercimek corbasi yapmaya kalkistim. Bi iki sordum sorusturdum. Anacimin nasil yaptigini hatirlamaya calistim ama nafile. Artik ne kadar hatirliyosam diyerekten mercimekleri islattim. Ayarini tutturamadim sanki elde ettigim turuncu renkli bir pilav gorunumuydu. Telasa kapilmaya hic gerek yok. Bi ton su ekleyince gayet corbaya benzedi. Yanlis giden sey bu corbanin 4 kisilik olmayip 14 kisilik olmasiydi. Corba tum hararetiyle kaynarken dolapta bi suru baharat gordum. Ne bulduysam doldurdum. Corbanin rengi bi acayip oldu. Diger yandan yaptigim makarnaysa kusursuzdu. Yanina mayanoz de eklenince yine bir aksami daha kurtarmistik.
Haliyle iftar biraz rotar yapti ama corba biraz baharatli olmasina ragmen tadi bence iyiydi. Diger arkadaslar sirayla burunlarini cekerken corbanin aci olduguna benim burnum da kanaat getirdi. Ev islerini de ogrenmeye basladim. Aslinda bana kalirsa bi is kurmanin vakti geldi. Bu kadar ozguven zararli oldu sanirim. Ama yine de bana bi sans verilmeli. Hedef 2038. Sevgiler.
Actim bilgisayari kavak yellerine devam. Ikinci bolumu bitirmeden iftar vakti geldi zaten. Bulasiklari yikayip camasir makinasini acinca yemege baslamak icin biraz gec kalmisim. Ne kadar hamaratmisim ben oyle ya. Ama kendi isimi kendim gormekten mutluluk duydum. Severek yaptim yani hic oflamadan puflamadan. Yemek yapma sirasi bendeydi. "45 dakikada nasil sov yapilir?" isimli yemek programina hosgeldiniz...
Bi cok ilki yasadigim su gavur memeketeinde hayatimda ilk defa mercimek corbasi yapmaya kalkistim. Bi iki sordum sorusturdum. Anacimin nasil yaptigini hatirlamaya calistim ama nafile. Artik ne kadar hatirliyosam diyerekten mercimekleri islattim. Ayarini tutturamadim sanki elde ettigim turuncu renkli bir pilav gorunumuydu. Telasa kapilmaya hic gerek yok. Bi ton su ekleyince gayet corbaya benzedi. Yanlis giden sey bu corbanin 4 kisilik olmayip 14 kisilik olmasiydi. Corba tum hararetiyle kaynarken dolapta bi suru baharat gordum. Ne bulduysam doldurdum. Corbanin rengi bi acayip oldu. Diger yandan yaptigim makarnaysa kusursuzdu. Yanina mayanoz de eklenince yine bir aksami daha kurtarmistik.
Haliyle iftar biraz rotar yapti ama corba biraz baharatli olmasina ragmen tadi bence iyiydi. Diger arkadaslar sirayla burunlarini cekerken corbanin aci olduguna benim burnum da kanaat getirdi. Ev islerini de ogrenmeye basladim. Aslinda bana kalirsa bi is kurmanin vakti geldi. Bu kadar ozguven zararli oldu sanirim. Ama yine de bana bi sans verilmeli. Hedef 2038. Sevgiler.
7 Ağustos 2011 Pazar
Sifirdan Bir Hayat
Vay be az evvel butun blogu gozden gecirdim de neler olmus neler. Yazmanin en guzel tarafi bu sanirim. Okuyunca ayni gunu tekrar yasamis gibi olmak. ilerde cok ihtiyacim olcak.
Artik Amerikaya ne kadar alistigimi anlatamam. Ilk basta ne kadar da tuhafti oysa. Sadece kuru gurultu gelen insanlarin konusmalari varken; simdi radyo programlarini anlar oldum. Ingilizce denen zikkimin da omru bu kadarmis. Siradaki gelsin.
Az evvel okudugum yazilarin birinde hic bilmedigim bi yere gidip sifirdan bi ahyat kurmanin ne kadar sacma oldugunu yazmisim. Bugun farkettim de hic bilmedigim bi yerde yeni bir hayata sifirdan baslamisim. Nasil guzel bir duyguymus anlatamam. Insanin geride ozledikleri muhakkak oluyo ama kendi basina ayakta durmak herseye degiyomus. Parani kendin kazaniyosun , kendi alin terini dokuyosun , kendi alisverisini yapiyosun , ev islerine karsi , hergun gittigin isine karsi nasil da sorumluluklarini ogreniyosun. Bi yigin sorumluluk ve telafisi yok. Gercekten kolay degil ama sorumluluklari kaldirabilmek insana baya ozguven veriyo.
Daha ogrenecegimiz cok sey var diyorum ya hakkaten daha da ogrencem. Turkiyeye donunce ne kadar degismis olcam kim bilir kendimi gormek ve neler yapabilecegimi bilmek istiyorum. Hatta biraz citayi yukseltsek ya bakalim nasil olur.
Burdaki is arkadaslarim da cok iyi insanlar. Muhabbet ilerledikce yalnizlik azaliyo su an oyle memnunum ki hic geri donesim yok. Mecbur geri doncem ama insallah bi daha gelmek nasip olur. Ama yine gelirsem bu sefer uzun sureli olur gibi geliyo. Bunu zaman gosterir. Hersey mukemmel gitse de bilincaltina soz gecmiyo ya olmadik anilar canlaniyo gozumde. Ustunden kac yil gecti hatirlamiyorum ama belli ki aklim sakliyo. Gecen gecti saklayip ne yapacaksa dert vermekten baska. Tedavulden kalkmis seylerle ugrasmanin bi anlami yok ama bi yandan da cok eski olmayan muhabbetlerle hasir nesir olmaktayim. Bi sonucu yok biliyorum ama insan bos duramiyo. Ben de insan olduguma gore icimden geldigi gibi davranmayi seciyorum. Ozgurum.
Malum ramazan ayindayiz. Nerdeyse bir hafta gecti. Bisey anlamamaktan sikayet ederken gecen aksam teravih namazina gittik bugun de arnavut camisine. O kadar tuhaf sey gordum ki arnavutca sohbet dinlemeyi gayet siradan karsiladim. Daha neler gorcez kim bilir. Ezan okunmamasina karsi da onlemimizi aldik. Ac abi youtube dan ezani vakit girince tikla okunsun. Iftardan sonra demle mis gibi cayi. Baska ne isterim Allah'tan. Gittikce eksik olanlari yerine koyuyoruz. Yani kendi duzenimi kuruyorum. Nasil istiyorsam oyle. Iste hayat bu. Daha da yasanilasi olmaya basladi. Kendi basina yasayabilmek harika bi duygu tavsiye edilir. Sevgiler.
Artik Amerikaya ne kadar alistigimi anlatamam. Ilk basta ne kadar da tuhafti oysa. Sadece kuru gurultu gelen insanlarin konusmalari varken; simdi radyo programlarini anlar oldum. Ingilizce denen zikkimin da omru bu kadarmis. Siradaki gelsin.
Az evvel okudugum yazilarin birinde hic bilmedigim bi yere gidip sifirdan bi ahyat kurmanin ne kadar sacma oldugunu yazmisim. Bugun farkettim de hic bilmedigim bi yerde yeni bir hayata sifirdan baslamisim. Nasil guzel bir duyguymus anlatamam. Insanin geride ozledikleri muhakkak oluyo ama kendi basina ayakta durmak herseye degiyomus. Parani kendin kazaniyosun , kendi alin terini dokuyosun , kendi alisverisini yapiyosun , ev islerine karsi , hergun gittigin isine karsi nasil da sorumluluklarini ogreniyosun. Bi yigin sorumluluk ve telafisi yok. Gercekten kolay degil ama sorumluluklari kaldirabilmek insana baya ozguven veriyo.
Daha ogrenecegimiz cok sey var diyorum ya hakkaten daha da ogrencem. Turkiyeye donunce ne kadar degismis olcam kim bilir kendimi gormek ve neler yapabilecegimi bilmek istiyorum. Hatta biraz citayi yukseltsek ya bakalim nasil olur.
Burdaki is arkadaslarim da cok iyi insanlar. Muhabbet ilerledikce yalnizlik azaliyo su an oyle memnunum ki hic geri donesim yok. Mecbur geri doncem ama insallah bi daha gelmek nasip olur. Ama yine gelirsem bu sefer uzun sureli olur gibi geliyo. Bunu zaman gosterir. Hersey mukemmel gitse de bilincaltina soz gecmiyo ya olmadik anilar canlaniyo gozumde. Ustunden kac yil gecti hatirlamiyorum ama belli ki aklim sakliyo. Gecen gecti saklayip ne yapacaksa dert vermekten baska. Tedavulden kalkmis seylerle ugrasmanin bi anlami yok ama bi yandan da cok eski olmayan muhabbetlerle hasir nesir olmaktayim. Bi sonucu yok biliyorum ama insan bos duramiyo. Ben de insan olduguma gore icimden geldigi gibi davranmayi seciyorum. Ozgurum.
Malum ramazan ayindayiz. Nerdeyse bir hafta gecti. Bisey anlamamaktan sikayet ederken gecen aksam teravih namazina gittik bugun de arnavut camisine. O kadar tuhaf sey gordum ki arnavutca sohbet dinlemeyi gayet siradan karsiladim. Daha neler gorcez kim bilir. Ezan okunmamasina karsi da onlemimizi aldik. Ac abi youtube dan ezani vakit girince tikla okunsun. Iftardan sonra demle mis gibi cayi. Baska ne isterim Allah'tan. Gittikce eksik olanlari yerine koyuyoruz. Yani kendi duzenimi kuruyorum. Nasil istiyorsam oyle. Iste hayat bu. Daha da yasanilasi olmaya basladi. Kendi basina yasayabilmek harika bi duygu tavsiye edilir. Sevgiler.
1 Ağustos 2011 Pazartesi
Bir Soru ve Bir Sans
Hayatim boyunca hep bi soru vardi aklimda. Merak etttigim bir suru sey oldu cevapsiz kalan cok soru oldu. Ama hic birisinin cevabina ulasmak bu kadar zor olmamisti. Cunku daha kucuktum ve ogrenmem gereken bir kelime vardi. "Hayat" dedigimiz seyin ne oldugunu gercek anlamiyla ogrenmeliydim, bildigimi sandigim anlamiyla degil...
Genel tabiatim geregi dobra konusmayi hep sevmisimdir. Butun olaylari objektif degerlendirmeye calismisimdir. Tabi insanin oldugu yerde problemler eksik olmaz ; hangi problemi gorsem elestirmeye baslardim. Yeri gelir kendimce olmasi gerekeni soylerdim. Iste bu noktada insanlarin fikirleri uce ayrilirdi :
1- Birak bos konusmayi da isine bak !
2- Aslinda gerceklik payi var.
3- Bu kadar konusmayla ya cok onemli bi adam olursun ya da bombos bi adam olursun.
Iste merak ettigim tam da bu. Bu cumleyi ilk duydugumda siradan bi fikir gibi gelmisti ama sanki insanlar agiz birligi yapmis gibi ayni cumleye haddinden fazla tekrar edince icime kurdu dusurduler. Yaklasik o zaman da lise 2 caglarima denk gelir. Cevabini henuz ogrenemem diyerekten suresiz olarak ertelemistim. Zaman gectikce buyudugumu dusunerek zaman zaman bu soruya cevaplar vermeye calistim. Gercekten onemli bi adam olmak icin yetenekli miyim yoksa kendini cok yetenekli goren ukalanin biri mi ?
Ne bileyim bazi zamanlar isleri oyle bi ayarlardim ki " Olm ben yetenekli degilim de neyim " diye gercekten buyuk bi adam olacagima inanirdim. Bazen de isler o kadar yolundan cikardi ki hatta cikmazla kalmayip beni de pesinden suruklerdi. Iste o zaman Sadece yetenekli oldugunu dusunen bi salak oldugumu dusunurdum. Arkadaslarimla konusurdum. Kendime cizdigim hayat yolumun farkli oldugunu gorurdum. Belki de gercekten hayattan zevk alacak bi yapidayim. Bundan eminim ki hayattan nasil zevk alacagimin farkindayim. Belki de gercekten diger insanlardan farkliyimdir (!) ve daha onemli biri olmaya adayimdir (!).
Bu hayale en cok da oss den once kapilmistim. Evet ben gercekten farkliyim cok iyi yerleri kazancam ve ilerde onemli biri olcam. Kavak yelleri derler ya aynen o misal . Sinav aciklaninca busbutun kabullendim. Ben normal bi insanim. Hic bi zaman o kadar da onemli bi insan olmicam. Siradan bi statude dunyadan gecip gidicem ve beni 1 ay sonra kimse hatirlamicak. Evet ben gayet siradan bir insanim. Beni ayricalikli kilan ne olabilir ki ?
Yenilgiyi tamamen kabullendigim olay sudur : Bi kuzen not ortalamami ve okulda kacinci sirada oldugumu sordu. Not ortalamami soledim. Hatta yine soliyim 2.47. Gayet vasat bir nottu ve okulun ilk siralarinin yakinindan bile gecemezdi. Kuzen hayiflanip da benim daha iyi yerlerde olmam gerektigini soylediginde gercekten butun samimiyetimle " Alti ustu siradan bi insanim nasil bi fark olusturabilirim ki " dedim. Artik bu noktadan sonra hakkaten bos ve onemsiz hissediyordum kendimi. Okulu bitirip normal bi iste normal bi maasla normal bi hayat surcektim. Hala bilmiyorum beni neyin bekledigini ama dusuncelerim bu yondeydi.
Su an Amerikadayim. Bu beni siradisi yapmaz ama sorunu cevabini ogrenmek icin bilmem gereken kelimenin anlamini yani hayatin gercekten ne demek oldugunu ogrendim. Cunku o zaman"Eger isleri yoluna koyabildiysen eger son noktaya kadar dayanip da erkenden pes etmediysen daha sende is vardir, umudunu kaybetme" dedim. Ve yeni basladigim iste ne olursa olsun kalmaliyidim ve aldigim parayi sonuna kadar haketmeliydim. O insanlar bana guvenip de ise aldilarsa guvenlerini kaybetmemeliydim. Bana maas verirken memnuyetle vermelilerdi. Bunlari dusunerek yanimda biri olsun olmasin dikkatlice calistim hata yapmadim ve isten kaytarmadim. Aslinda sabahtan oglene kadar 3 saat kimse olmuyo bana birakip gidiyolar. Hos zaten o kadar da yogun bi is degil ama yine de kazanacagim parayi haketmeye calistim. Sadece iki gun oldu burda calismaya. Yerine girdigim cocuk en basit isleri yapiyodu. Ilk gun ben de en basit isleri yaptim. Sonra daha da dikkat gerektiren bi ust kademe islere basladim. Yarin ucuncu gun ve su an o depoyu idare edecek kadar cok sey ogrendim. Insanin yuzune karsi ovmezler ama orda calisan abi kendi yaptigi isi benim de yapabilecegimi soyledi ve yarin bana 3.seviye isleri gostercek. Deponun duzeninden ziyade ofiste anlattiklari hesap kitap formullerini de hizlica ogrenmeye calistim. Artik ofiste yardim almadan kendim hesaplayip kendim siteye koyup kendim satis yapabiliyorum. Bunlar beni kesinlikle siradisi kilmaz ama sorunun cevabini bulmama baya yardim etti.
Cok da yetenekli ve ozel biri degilim burasi kesin. Eger elime bi sans gecerse ve bana kendimi ispatlama hakki taninirsa en iyi yerlere gelebilecegimden de suphem yok.Tek ihtiyacim olan bir sans. Ucup kacamasam da benim de kendime gore yeteneklerim vardir sonucta. Yapilmasi gereken sey basit bir firsat yakalamak ve iyi yerlere gelmek istdigini gostermek. Soru cozulmustur lutfen cevaplarinizi kontrol ediniz. Sevgiler.
Genel tabiatim geregi dobra konusmayi hep sevmisimdir. Butun olaylari objektif degerlendirmeye calismisimdir. Tabi insanin oldugu yerde problemler eksik olmaz ; hangi problemi gorsem elestirmeye baslardim. Yeri gelir kendimce olmasi gerekeni soylerdim. Iste bu noktada insanlarin fikirleri uce ayrilirdi :
1- Birak bos konusmayi da isine bak !
2- Aslinda gerceklik payi var.
3- Bu kadar konusmayla ya cok onemli bi adam olursun ya da bombos bi adam olursun.
Iste merak ettigim tam da bu. Bu cumleyi ilk duydugumda siradan bi fikir gibi gelmisti ama sanki insanlar agiz birligi yapmis gibi ayni cumleye haddinden fazla tekrar edince icime kurdu dusurduler. Yaklasik o zaman da lise 2 caglarima denk gelir. Cevabini henuz ogrenemem diyerekten suresiz olarak ertelemistim. Zaman gectikce buyudugumu dusunerek zaman zaman bu soruya cevaplar vermeye calistim. Gercekten onemli bi adam olmak icin yetenekli miyim yoksa kendini cok yetenekli goren ukalanin biri mi ?
Ne bileyim bazi zamanlar isleri oyle bi ayarlardim ki " Olm ben yetenekli degilim de neyim " diye gercekten buyuk bi adam olacagima inanirdim. Bazen de isler o kadar yolundan cikardi ki hatta cikmazla kalmayip beni de pesinden suruklerdi. Iste o zaman Sadece yetenekli oldugunu dusunen bi salak oldugumu dusunurdum. Arkadaslarimla konusurdum. Kendime cizdigim hayat yolumun farkli oldugunu gorurdum. Belki de gercekten hayattan zevk alacak bi yapidayim. Bundan eminim ki hayattan nasil zevk alacagimin farkindayim. Belki de gercekten diger insanlardan farkliyimdir (!) ve daha onemli biri olmaya adayimdir (!).
Bu hayale en cok da oss den once kapilmistim. Evet ben gercekten farkliyim cok iyi yerleri kazancam ve ilerde onemli biri olcam. Kavak yelleri derler ya aynen o misal . Sinav aciklaninca busbutun kabullendim. Ben normal bi insanim. Hic bi zaman o kadar da onemli bi insan olmicam. Siradan bi statude dunyadan gecip gidicem ve beni 1 ay sonra kimse hatirlamicak. Evet ben gayet siradan bir insanim. Beni ayricalikli kilan ne olabilir ki ?
Yenilgiyi tamamen kabullendigim olay sudur : Bi kuzen not ortalamami ve okulda kacinci sirada oldugumu sordu. Not ortalamami soledim. Hatta yine soliyim 2.47. Gayet vasat bir nottu ve okulun ilk siralarinin yakinindan bile gecemezdi. Kuzen hayiflanip da benim daha iyi yerlerde olmam gerektigini soylediginde gercekten butun samimiyetimle " Alti ustu siradan bi insanim nasil bi fark olusturabilirim ki " dedim. Artik bu noktadan sonra hakkaten bos ve onemsiz hissediyordum kendimi. Okulu bitirip normal bi iste normal bi maasla normal bi hayat surcektim. Hala bilmiyorum beni neyin bekledigini ama dusuncelerim bu yondeydi.
Su an Amerikadayim. Bu beni siradisi yapmaz ama sorunu cevabini ogrenmek icin bilmem gereken kelimenin anlamini yani hayatin gercekten ne demek oldugunu ogrendim. Cunku o zaman"Eger isleri yoluna koyabildiysen eger son noktaya kadar dayanip da erkenden pes etmediysen daha sende is vardir, umudunu kaybetme" dedim. Ve yeni basladigim iste ne olursa olsun kalmaliyidim ve aldigim parayi sonuna kadar haketmeliydim. O insanlar bana guvenip de ise aldilarsa guvenlerini kaybetmemeliydim. Bana maas verirken memnuyetle vermelilerdi. Bunlari dusunerek yanimda biri olsun olmasin dikkatlice calistim hata yapmadim ve isten kaytarmadim. Aslinda sabahtan oglene kadar 3 saat kimse olmuyo bana birakip gidiyolar. Hos zaten o kadar da yogun bi is degil ama yine de kazanacagim parayi haketmeye calistim. Sadece iki gun oldu burda calismaya. Yerine girdigim cocuk en basit isleri yapiyodu. Ilk gun ben de en basit isleri yaptim. Sonra daha da dikkat gerektiren bi ust kademe islere basladim. Yarin ucuncu gun ve su an o depoyu idare edecek kadar cok sey ogrendim. Insanin yuzune karsi ovmezler ama orda calisan abi kendi yaptigi isi benim de yapabilecegimi soyledi ve yarin bana 3.seviye isleri gostercek. Deponun duzeninden ziyade ofiste anlattiklari hesap kitap formullerini de hizlica ogrenmeye calistim. Artik ofiste yardim almadan kendim hesaplayip kendim siteye koyup kendim satis yapabiliyorum. Bunlar beni kesinlikle siradisi kilmaz ama sorunun cevabini bulmama baya yardim etti.
Cok da yetenekli ve ozel biri degilim burasi kesin. Eger elime bi sans gecerse ve bana kendimi ispatlama hakki taninirsa en iyi yerlere gelebilecegimden de suphem yok.Tek ihtiyacim olan bir sans. Ucup kacamasam da benim de kendime gore yeteneklerim vardir sonucta. Yapilmasi gereken sey basit bir firsat yakalamak ve iyi yerlere gelmek istdigini gostermek. Soru cozulmustur lutfen cevaplarinizi kontrol ediniz. Sevgiler.
24 Temmuz 2011 Pazar
Cok Uzaktayim Cok
Iste bugun Amerika macerasinin donum noktasidir millet. Bugun yeni isime basladim. Valla gayet basit bi is. Internetten siparis geliyo. Ordaki elemanlar mali buluyo fisiyle onumuze koyuyo. Yandaki abi ona gore kutu ayarliyo. Benim isim de Icerdeki malin zarar gormemesi icin kutunun icine destek filan koyup bantlamak. Bitti gitti. Sadece ayakta durmak yoruyo. Para kazanmanin kolay oldugunu dusunmemeye baslayali baya oldu be. Hakkaten para kazanmak zor is.
Diger yandan da bisey farkettim ki okul bitip de is hayatina atilinca hayat tarif edilemez bi monotonluga buruncek. Iste o zaman yandik abicim. Surekli ayni isi yap ayni ise git ve en kotusu kazandigin parayi harcamaya zaman kalcak mi belli degil. Nese yeni isim hayirli olsun bu is mevzuunu kapatiyorum.
Ulan bayrama donerim heralde diye erken kayit avantajlarindan faydalanmaya calisirken son gune kadar bi fiil calismak boynumuzun borcu oldu. Tipki Pinhani nin de dedigi gibi uzaklar cogaldi bi anda. O uzaklar aslinda 3 gun once cogaldi ama ayrintiya girmiyorum. Cunku telafisi yok. Daha ramazan gelcek , bayram namazi kilcaz , boynum bukuk bi ramazan bayrami olcak , baklava olmicak , harclik olmicak , gurultu samata hicbisey olmicak. Anam kapatin lan bu konuyu bi fena oldum. Bunun neresi bayram anlayamadim ama elbet bi hatirlayanimiz cikar diyorum.
Gelelim Amerika ya. Artik kork benden haci. Para varsa huzur olup sikinti yoktur. Yolundan cikan olaylar busbutun yerine oturmustur sevgili dostlar. Bundan bole yorgun olsa da kafasi mesgul olmayan , gelecek kaygisi tasimayan , bi suredir kariyerine ara vermis olan gamsiz Omer kariyerine kaldigi yerden devam etme karari almistir. Tum sevenlere duyurulur Sevgiler.
Diger yandan da bisey farkettim ki okul bitip de is hayatina atilinca hayat tarif edilemez bi monotonluga buruncek. Iste o zaman yandik abicim. Surekli ayni isi yap ayni ise git ve en kotusu kazandigin parayi harcamaya zaman kalcak mi belli degil. Nese yeni isim hayirli olsun bu is mevzuunu kapatiyorum.
Ulan bayrama donerim heralde diye erken kayit avantajlarindan faydalanmaya calisirken son gune kadar bi fiil calismak boynumuzun borcu oldu. Tipki Pinhani nin de dedigi gibi uzaklar cogaldi bi anda. O uzaklar aslinda 3 gun once cogaldi ama ayrintiya girmiyorum. Cunku telafisi yok. Daha ramazan gelcek , bayram namazi kilcaz , boynum bukuk bi ramazan bayrami olcak , baklava olmicak , harclik olmicak , gurultu samata hicbisey olmicak. Anam kapatin lan bu konuyu bi fena oldum. Bunun neresi bayram anlayamadim ama elbet bi hatirlayanimiz cikar diyorum.
Gelelim Amerika ya. Artik kork benden haci. Para varsa huzur olup sikinti yoktur. Yolundan cikan olaylar busbutun yerine oturmustur sevgili dostlar. Bundan bole yorgun olsa da kafasi mesgul olmayan , gelecek kaygisi tasimayan , bi suredir kariyerine ara vermis olan gamsiz Omer kariyerine kaldigi yerden devam etme karari almistir. Tum sevenlere duyurulur Sevgiler.
17 Temmuz 2011 Pazar
Yarim Kule Mimari
Cocukken iskambil kartlarindan kule yapmaya calsirdim. Bi yere kadar yukselince yapmasi zorlasirdi. En ufak bi sarsintida , bi el titremesinde yikiliverirdi. Azmedip tekrardan baslardim ve tekrardan...
Artik buyumusum. Oynadigimiz kartlar cok degismis. Ama hala bi kule insa edebilmenin derdindeyim. Hayaller kuruyorum belki sonuna kadar gidebilirim diye. Kac kere yikildiysa da tekrardan basladim. Ve en sonunda sunu farkettim ki kendi gozumde kucuk dusmusum. Olmam gereken yer burasi degil. Simdi ne yapmali ? Iste isler busbutun yolundan cikti. Bu hayat o kadar tuhaf ki bi tarafi duzeltince diger tarafi bozuluyo. Aslinda cok alakasiz olaylar. Artik tekrardan baslamicam. Kaldigi yerde kalsin. Yere dusenleri cocukken alirdim. Simdi buyudum. Evet bu sefer gercekten buyudum. Yere dusenler icin yapilacak en iyi sey sanirim ustune basip gecmek ve bi daha merak edip geriye bakmamak.
Kendime soz dinletemedigim bi noktada bu. Abi biraksana akisina. Gecti gitti diyosun biraksana gectiyse gitsin. Neyin pesindesin ? Elinden geleni yaptin ve hala degisen bisey olmadiysa bu senin sucun degil. Icin icin "Acaba?" sorulariyla herseye sifirdan baslamak da neyin nesi ? Benden bi tane daha olsa da alip karsima azarlasam. Yaramaz bi cocuk gibi ne kadar dayak yesen de yine ayni isi yapmaktan geri durmazsin. Ben seni taniyorum ama umarim beni yaniltirsin. Gercekleri gor , kartlari topla ve kutusuna geri koy. Bitmeyecek kuleye baslamanin ne alemi var...
Artik buyumusum. Oynadigimiz kartlar cok degismis. Ama hala bi kule insa edebilmenin derdindeyim. Hayaller kuruyorum belki sonuna kadar gidebilirim diye. Kac kere yikildiysa da tekrardan basladim. Ve en sonunda sunu farkettim ki kendi gozumde kucuk dusmusum. Olmam gereken yer burasi degil. Simdi ne yapmali ? Iste isler busbutun yolundan cikti. Bu hayat o kadar tuhaf ki bi tarafi duzeltince diger tarafi bozuluyo. Aslinda cok alakasiz olaylar. Artik tekrardan baslamicam. Kaldigi yerde kalsin. Yere dusenleri cocukken alirdim. Simdi buyudum. Evet bu sefer gercekten buyudum. Yere dusenler icin yapilacak en iyi sey sanirim ustune basip gecmek ve bi daha merak edip geriye bakmamak.
Kendime soz dinletemedigim bi noktada bu. Abi biraksana akisina. Gecti gitti diyosun biraksana gectiyse gitsin. Neyin pesindesin ? Elinden geleni yaptin ve hala degisen bisey olmadiysa bu senin sucun degil. Icin icin "Acaba?" sorulariyla herseye sifirdan baslamak da neyin nesi ? Benden bi tane daha olsa da alip karsima azarlasam. Yaramaz bi cocuk gibi ne kadar dayak yesen de yine ayni isi yapmaktan geri durmazsin. Ben seni taniyorum ama umarim beni yaniltirsin. Gercekleri gor , kartlari topla ve kutusuna geri koy. Bitmeyecek kuleye baslamanin ne alemi var...
14 Temmuz 2011 Perşembe
Keloglan Masali
Sikilan insan napar oglene kadar uyur aksama kadar dizi izler gece yarisina kadar calisir. Eglenceli be aslinda. Asli demisken izledigim dizi kavak yelleri. Kafama takcak hic problemim yok ya o yuzden bu diziyi izleyip hayallere daliyorum. Zaten kafam da kel. Resmen keloglan masali yaziyorum bide inaniyorum. Su siralar bikac puruz de olsa burda olmak herseye ragmen muhtesem. Abi diyorum hic is beceremedim. `Homeless people` olur cikarim nolcak. Gecici degil mi abi evet gecici. Hic biseyi kafama takmiyorum valla. Allaha bin sukur karnim doyuyo. Para da kazaniyorum da ev kirasina gitti kazandiklarim. Ama yine kazancagim icin bi sorun yok. Ne biliyim aksamlari 4 saat calisiyorum sadece ve cok sukur kazaniyorum biseyler. Belki bi is daha bulsam hem canim sikilmaz hem daha cok kazanirim yatmaktan iyidir. Su siralar gundemde yeni bi is bulmak var. Sordum sorusturdum haber bekliyorum iste. Hayirlisi olsun.
Rush hour denilen is cikis saatinde yoldaydim bugun. Minibus baya bi trafige takildi. O sirada dusunmek icin cok vaktim oldu. Icten motorlu insan tipinde oldugum icin dusunup dusunup mutlu oldum. Burda en kotu ihtimaller gerceklesse bile donus biletim var ya gerisi viz gelir. Bunlari dusundum. Aslinda dert yancagim biri olsa daha iyi olur ya nese. Turkceye hasret kalinca sesli dusunmeye basladim. Ya da deliriyorum mu ne. Ne delircem ya sadece memleketi cok ozledim hepsi o. Ingilizcem gelismedi mi pekala cok faydasi oldu. Istedigim bu degil miydi. Pek tabi buydu. O zaman maksat hasil olmustur dert edilcek hic bisey yok.
Gecen pedicab e bi aile bindi. 5 yasinda cocuklari vardi. Hani merakli sorular sorarlar ya o yaslarda. Cocuk basladi bana sorular sormaya ama ingilizce. Valla cok tuhafima gitti ve cocuk cok sekerdi. Cok guclu musun , sabahtan beri bisiklet mi suruyosun , karnin ac mi falan diye sordu. Keyifli bi sohbet ettik veletle.
Eve gec geliyorum her zaman. Yan binanin merdivenlerinde bi eleman oturuyo hep. Marketten donerken merak ettim gittim elemanin yanina. Kimsin nesin derken adamla arkadas olduk. Her gordugumde sohbet ediyorum bi saate yakin. Burda hayat guzel kiymetini bilsem iyi olcak. Her ne kadar memleketi ozlesem de bu yaziyi okuyunca tekrar buralari da ozlemicem degil.
Hani derler ya erkekler icin askere gitmeden adam olmazlar diye. Burda resmen hayati ogrendim. Daha da ogrencem. El bebek gul bebek buyuduk ama burda herkes ve hersey cok acimasiz. Sahip oldugum herseyin kiymetini cok iyi anliyorum. Ozellikle annemin babamin ve abimin. Bu gun de abimin dogum gunu. Onu da bi ariyim ozledim keretayi. Bu yazimi da ustadin bi misrasiyla bitiriyim :
"Sanma bu tekerlek kalir tumsekte- Yarin elbet bizim elbet bizimdir" Umarim yanlis olmamistir. Tekrar gorusmek dilegiyle. Sevgiler.
Rush hour denilen is cikis saatinde yoldaydim bugun. Minibus baya bi trafige takildi. O sirada dusunmek icin cok vaktim oldu. Icten motorlu insan tipinde oldugum icin dusunup dusunup mutlu oldum. Burda en kotu ihtimaller gerceklesse bile donus biletim var ya gerisi viz gelir. Bunlari dusundum. Aslinda dert yancagim biri olsa daha iyi olur ya nese. Turkceye hasret kalinca sesli dusunmeye basladim. Ya da deliriyorum mu ne. Ne delircem ya sadece memleketi cok ozledim hepsi o. Ingilizcem gelismedi mi pekala cok faydasi oldu. Istedigim bu degil miydi. Pek tabi buydu. O zaman maksat hasil olmustur dert edilcek hic bisey yok.
Gecen pedicab e bi aile bindi. 5 yasinda cocuklari vardi. Hani merakli sorular sorarlar ya o yaslarda. Cocuk basladi bana sorular sormaya ama ingilizce. Valla cok tuhafima gitti ve cocuk cok sekerdi. Cok guclu musun , sabahtan beri bisiklet mi suruyosun , karnin ac mi falan diye sordu. Keyifli bi sohbet ettik veletle.
Eve gec geliyorum her zaman. Yan binanin merdivenlerinde bi eleman oturuyo hep. Marketten donerken merak ettim gittim elemanin yanina. Kimsin nesin derken adamla arkadas olduk. Her gordugumde sohbet ediyorum bi saate yakin. Burda hayat guzel kiymetini bilsem iyi olcak. Her ne kadar memleketi ozlesem de bu yaziyi okuyunca tekrar buralari da ozlemicem degil.
Hani derler ya erkekler icin askere gitmeden adam olmazlar diye. Burda resmen hayati ogrendim. Daha da ogrencem. El bebek gul bebek buyuduk ama burda herkes ve hersey cok acimasiz. Sahip oldugum herseyin kiymetini cok iyi anliyorum. Ozellikle annemin babamin ve abimin. Bu gun de abimin dogum gunu. Onu da bi ariyim ozledim keretayi. Bu yazimi da ustadin bi misrasiyla bitiriyim :
"Sanma bu tekerlek kalir tumsekte- Yarin elbet bizim elbet bizimdir" Umarim yanlis olmamistir. Tekrar gorusmek dilegiyle. Sevgiler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)