Hani senin sınavın vardır evdekiler de gezmeye giderler. Yalnızlığın güzel taraflarından birini yaşamaktasındır ama sınavın olduğu için de için kan ağlar. Hani evde havluyla dolaşırsın da kimse görmez diye düşünürsün ya tam o esna da kapının deliğine giren anahtar sesini duyarsın, odanın kapısını mı kapatsam yoksa dış kapı açılana kadar giyinsem mi diye derin bir ikilemde kalırsın ya şu sıralar yaşadığım en ciddi ikilem bu.
Uzun zamandır hayatım ölmüş bir hastanın nabzını gösteren o zımbırtıdaki çizgi gibi dümdüz... Bazen ölmüş olabileceğimi düşünüyorum. Bunu düşünmediğim, bazenlerin diğer yarısında da ölüleri çok iyi anlıyorum. Bunu annemle konuştum. Dedim anacım hayatımda en ufak bir kıpırtı yok. Bir yaramazlık yok ama ne mutlu ne de mutsuz olmak ölülere has bir şey değil mi ? Filmlerdeki o esrarengiz ve ders verici ses tonuyla "Bütün hayat böyle oğlum." dedi. O sırada gözüm kitaplığımda duran az evvel bitmiş çay bardağına takılmıştı. Eğer annemi doğru anladıysam o çay bardağından daha anlamsız olduğumu düşündüm. Peki ya ben ölürsem ve o çay bardağı kırılmadan daha uzun süre varlığını devam ettirirse... Yok yok bir çay bardağından daha anlamsız olmak hiç mantıklı değildi. Mantıksa hep sahip olduğum ama son zamanlarda mumla aradığım bir şey. Daha güçlü bir ışık kaynağıyla aramıyor olmam da bunun delili.
Annemin uzun yıllar bu gerçekle yaşayabilmiş olması şaşırtıcı. Benim yaşadığımın iki katı şey yaşamış ama her günü bir küme kabul etsek ve bütün günlerin kesişimini alsak kümenin eleman sayısı yüzü geçmez.-Matematiğime de laf ettirtmem.- Bunun adına hayat diyorlar dostum. Bunu düşündükçe ölüleri çok iyi anlıyorum. Yaşamak da sıkıyor insanı bir yerden sonra be. Ama napalım yaşıyoruz. Sıkılsak da yaşıyoruz ve yaşamaktan sıkılıyoruz. Böle böle beyin kısa devre yapıyor, çok düşünmeyin en iyisi... Sevgiler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder