Hiç bitmeyecek gibi başlayan günlerin sonuna geldik. Koskoca 109 gün. Sevdiklerinden kaç bin kilometre uzakta 109 gün. Sevdiklerinden uzak kaldıkça insan yakınındaki şeyleri sevmeye başlıyo. Başka bi deyişle alışıyosun herşeye. Az evvel cüzdanımı karıştırırken elime bi beş kuruş düştü. O kadar yabancı geldi ki yakından bakmadan tanıyamadım. Acayip şaşırdım anlatamam. Gözden ırak olan gönülden ırak misali...
Buraya ilk geldiğimde herşey o beş kuruş kadar yabancıydı. Nerden başlamalı tam kestiremiyorum. O kadar acayip şey gördüm ve denedim ki gittikçe sıradanlaşmaya başladı. Hatta şu anda "Anlatılcak bişey yok ki" diyorum. Ama var .
En tuhafıma giden şey yaya geçidine gelmeden arabaların durmasıydı. Araba 50 metre öteden yavaşlayıp duruyo. Bazen öyle oluyo ki resmen mahcup oluyosun. Keşmekeş trafikler gördüm ama bir korna sesi dahi duymadım. Nasıl böyle olmuşlar anlamak zor. Sonracıma dünya üzerindeki bütün köpek cinslerini gördüm sanıyorum. Hatta sabahın yedisinde köpek gezdirmeye çıkan insanlar gördüm. Peşindenkoşacak başka dert kalmadı mı yahu..
Düğüne gider gibi süslü minibüsçüler gördüm. Nasıl yani ? Burda kadınlar servis çekiyo. Tır kullanan bile gördüm. Sokaklarda küçük arabalarda yiyecek satıyolar. Gerçi pek yedim diyemem ama helal satan müslümnlardan tavuk pilav yedim baya. Hatta favorimdi. Pretzel diye bişey vardı bizim simite benzer. Alıyım dedim. Parası neyse verdim. Benim hindistan cevizi sandığım o beya şeyler aslında tuzmuş. Alabildiğine yoğun bi tuz tadı ve ilk ısırıktan sonrası malesef çöpe. Fazla merak iyi değilmiş.
New Jersey tarafları daha bi sakin. Resmen doğayla iç içe derler ya tam öyle bir yer. Yerel yasalara göre ağaç kesmek yasak. Kasırgaların devirdikleri hariç. Kasırgadan kasırgaya budanıyo ağaçlar senin anlıyacağın. Durum böyle olunca sağda solda otlayan ceylanlar zıplayan sincaplar görmen normal. Yollarda insanlar yürümüyo. Sincap görünce normal insan görünce şaşırıyosun. Sebebi çok basit. İki bin dolara ortalama bi araba alabiliyosun ve benzinin litresi 75 cent. Manhattan'da yarım litre su 1 dolar. Gerisini sen düşün.
Geçen akşam Brooklyn köprüsüne çıktık. Anormal bi durum yok köprünün ortasında yaya yolu var ki iyi ki de var. O manzarayı yaşamak adamın ömrüne ömür katar be. Bide en çok intihar o köprüde oluyomuş da bana pek inandırıcı gelmedi. China Town'a gittik sonra. Bildiğin Çin. Gördüğünden hiç farkı yok. Çin kadar kalabalık ve Çin kadar tiksindirici. Irkçılık değil görürsen hak verirsin. İki buçuk saat yürüdük ama değdi güzel bir akşamdı.
Bi sürü ünlü kişinin evleri Manhattan'da. O evleri gördüm hatta pedicab le turistlere de gösterdim. Bu ulvi görevi ifa ettiğim için mutluyum. Bi sürü filmin çekildiği mekanlar. Hayal gibi gelen şeylerin içinde olmak yakından görmek ve dokunmak acayip haz verici bişey. Madagaskar filmi yok mu hani şu animasyon olan. O penguenler Central Park'tan kaçıyolar. Ve o hayvanat bahçesinin gerçeğini gördüm.
Peter Parker'ın Mary Jane'i beklediği bi sahne vardı hani Spiderman 3'te. Elinde çiçekle beklediği yerde fotgrafım bile var.
Dört zencinin yanyana gelmesiyle oluşan o gruptan acayip bi koku yayılır. Adamlar her fırsatta ot içerler ve ne yazık ki ot kokusuna da aşina oldum. İlk geldiğimde ot içmenin yasak olmadığını düşünmüştüm de adamlar zenci yasak dinlemiyolar.
Bugün son günümdü. Yarın pazartesi ve uçak kalkar. Amerika'daki son günümde bir günde 500 dolar nasıl harcanır onu öğrendim. Bu şeyi öğrenmemi sağlayan yüce Rabbime şükürler olsun. Abi alması iyi de taşıması baya koydu. Şimdi evin salonunda yığıldılar. O kadar şeyi nasıl yerleştircem hala çözemedim. Saat gecenin ikisine geliyo. Sanırım bu gece uyuyamıcam. Bir saçma yazının daha -çok şükür- sonuna geldik. Türkiye'den yazacağım bir sonraki blogda görüşmek üzere. New York hatıratının sonuna gelirken son bir kez daha Amerika'dan Sevgiler ...
26 Eylül 2011 Pazartesi
20 Eylül 2011 Salı
Son Pazartesi
Millet bir bir Ankara yolcusuyken ben hala zevkten dört köşe. Bu kadar keyif alacağımı bileydim saymazdım lan günleri. Son haftam. Artık her yer benim sanki. Düşünmeden ingilizce konuşmak sanki yıllardır burdayım hissini veriyo be. Ne iyi ettim de geldim lan. İade-i ziyaret yapmazsam gözüm açık kalır kesin. Hayata bakışım değişti. Dünya çok daha güzelmiş küçücük bi kabuğun içindeki kadar saçma değilmiş. Görülmesi gereken nice güzellikler varmış. Bi yandan heyecan yapıyorum bi yandan da gurbete gidiyor gibiyim. Tadında bırakmak iyidir. Özlediğim çok şey var. Bir de üç beş dost. Onlara kavuşmak herşeye değecek sanırım. Özlemek buymuş. Hasret buymuş. Gelmeseydim anlayamazdım. Hep lafta kalacaktı. Seni özledim diyecektim birilerine ama hiç samimi olmayacaktı. Şurası kesin ki seni özledim diyeceğim herkesi çok özledim. Öyle ki düşününce yüzüm gülüyo. Son pazartesi de böyle biter abicim. Kalır altı gün... Gelirken sevinçliydim. Giderken de sevinçliyim. Her ikisinde de gözüm arkada kaldı. Bir daha gelmek dileyiğiyle bu akşamlık bu kadar. Sevgiler.
15 Eylül 2011 Perşembe
Bir Menekşe
Dolunay solduğunda bir menekşe mora çalardı,
Utanırdı geceler gerçekleri saklamaktan
Boynunu eğerdi sokak lambaları,
Suçunu kabullenir gibi,
Anarşisi çökerdi bulutlara gecenin,
Yağmurlar can yakmazdı,
Islandığında sokaklar,
Kimse saçaklara saklanmazdı,
Eski günler özlenirdi,
Bir hayal dolanırdı Sultan Ahmet'te
Aynı bankta oturup aynı simit yenirdi,
Beyazıt kitaplara küserdi,
Kaymazdı yıldızlar dilekler beyhude dilenirdi,
Yıkılırdı iskeleler,
Eminönünde hazan hiç dinmezdi,
Vapurlar boğaza demirler ,
Haydarpaşayı efkar basar martılar bile çekip giderdi,
Sararmadan dökülürdü yapraklar,
Gelinlikler beyazdan nefret ederdi,
Şairler şiirsiz kalır hangi şarkı çalsa aynı nağme inlerdi,
Ninnisiz uyurdu bebekler
Kıyısına bir ceset vururdu Beşiktaş'ın
Masallar sensiz biterdi
Yetim kalırdı boğaziçi,
Çamlıca'da batmazdı güneş,
Bir daha duyamayacağı sözleri beklerdi.
Her mora çalan menekşe is kokardı,
Kuşlar vazgeçerdi göç etmekten,
Leylekler soğuktan donardı,
Bir başka baharın aydınlığına,
İstanbul'a uçmayan
Bir yığın kırık kanat kalırdı...
Utanırdı geceler gerçekleri saklamaktan
Boynunu eğerdi sokak lambaları,
Suçunu kabullenir gibi,
Anarşisi çökerdi bulutlara gecenin,
Hiç ayrılmazdı aşıklar,
Uyumazlardı sabahlara dek,Yağmurlar can yakmazdı,
Islandığında sokaklar,
Kimse saçaklara saklanmazdı,
Eski günler özlenirdi,
Bir hayal dolanırdı Sultan Ahmet'te
Aynı bankta oturup aynı simit yenirdi,
Beyazıt kitaplara küserdi,
Kaymazdı yıldızlar dilekler beyhude dilenirdi,
Yıkılırdı iskeleler,
Eminönünde hazan hiç dinmezdi,
Vapurlar boğaza demirler ,
Haydarpaşayı efkar basar martılar bile çekip giderdi,
Sararmadan dökülürdü yapraklar,
Gelinlikler beyazdan nefret ederdi,
Şairler şiirsiz kalır hangi şarkı çalsa aynı nağme inlerdi,
Ninnisiz uyurdu bebekler
Kıyısına bir ceset vururdu Beşiktaş'ın
Masallar sensiz biterdi
Yetim kalırdı boğaziçi,
Çamlıca'da batmazdı güneş,
Bir daha duyamayacağı sözleri beklerdi.
Her mora çalan menekşe is kokardı,
Kuşlar vazgeçerdi göç etmekten,
Leylekler soğuktan donardı,
Bir başka baharın aydınlığına,
İstanbul'a uçmayan
Bir yığın kırık kanat kalırdı...
Öldü Sevdamız
Ne vakit sökmeye kalktıysam duvardaki saati
Kanardı tırnaklarım
Ve parmaklarım nasırdan çatlardı,
Bağıramadan çatallaşırdı sesim
Kimse gelmeyecekti bilirdim,
Çaresizlik mi dersin acizlik mi ?
Kapının koluna kilitlenirdi gözlerim,
Sogurdu geceler ıslanırdı yüzüm
Zatürre olurdu sevdamız
Güç yetiremezdik,
Ne affetmek gelirdi elden
Ne de utanmadan tek kelime etmek,
Ölürdü sevdamız yeminine aldırmadan,
Peşinden giderdik anlaşmış gibi,
Cesaretimiz yoktu bileklerimizi kesmeye,
Hangi silaha uzansak şarjörler hep boştu,
Avlular mahzene dönerdi,
Her yürüdüğümüz yol karanlık bir koğuştu,
Bilirdik gerçeği de gizlerdik gözyaşlarımızı,
Birşeyim yok desek de soranlara
Herkes ürpermemizden anlardı ki
Bir yanımız yaşamaya çabalardı,
Bir yanımız hasta yatağında,
İçin için ölürdü...
Kanardı tırnaklarım
Ve parmaklarım nasırdan çatlardı,
Bağıramadan çatallaşırdı sesim
Kimse gelmeyecekti bilirdim,
Çaresizlik mi dersin acizlik mi ?
Kapının koluna kilitlenirdi gözlerim,
Sogurdu geceler ıslanırdı yüzüm
Zatürre olurdu sevdamız
Güç yetiremezdik,
Ne affetmek gelirdi elden
Ne de utanmadan tek kelime etmek,
Ölürdü sevdamız yeminine aldırmadan,
Peşinden giderdik anlaşmış gibi,
Cesaretimiz yoktu bileklerimizi kesmeye,
Hangi silaha uzansak şarjörler hep boştu,
Avlular mahzene dönerdi,
Her yürüdüğümüz yol karanlık bir koğuştu,
Bilirdik gerçeği de gizlerdik gözyaşlarımızı,
Birşeyim yok desek de soranlara
Herkes ürpermemizden anlardı ki
Bir yanımız yaşamaya çabalardı,
Bir yanımız hasta yatağında,
İçin için ölürdü...
Unutmayı Ben İstememiştim
Bir gece kendimi farkettim ortasında gecenin,
Yalnızdım ve seni bekledim
Belki aklıma gelirsin de yüzümde bir hasret dolaşır diye.
Ne kadar zaman geçmişti üstünden
Hatırlayamadım...
Canımı yakan şubat geceleri,
Çileden çıkaran mayıs sabahlarına dönerken kaybettim seni.
Bir daha da bulamadım.
Aklımın hiç bir yerinde yoktun sen,
Unutmayı ben istememiştim
İstemeden oldu özür dilerim...
Çöktü kurduğum bütün şizofren gecelerim
Nefes alacak bir rüyam dahi kalmadı.
Seni sakladığım bir yer vardı mutlaka,
Neresiydi hatırlayamadım...
Unutmayı ben istememiştim.
İstemeden oldu özür dilerim.
Bir sabah uyandım.
Günaydın dedim sevgilime,
Sahi kimi sevmiştim ?
Çok düşündüm
Bir gün karşımda durduğunda tanıdık gelir miydi sesin?
Kendimi zorlamadan hatırlayabilir miydim ?
Pek çıkmazdı sesin,
Gülerken bile sessizdin
En son ne zaman gülümsemiştin ?
Ne zaman gülmüştü ki gözlerinin içi ?
Sevdiğini söylediğnde nasıl bakardın ?
Nasıl söylerdin sevdiğini ?
Unutmayı ben istememiştim
İstemeden oldu özür dilerim...
Özleyerek yazdığım hiç bir şiirde geçmiyordu adın
Ama senden bahsediyorlardı
Sevdiğimden, özlediğimden filan,
Çok özledim seni
Kimdin sen ve bu sabah neredeydin?
Aramaya çalıştım kayıtlı olmalıydı telefonun,
Kimdin sen ve neden unuttum numaranı,
Bir daha sordum "Neden?"
Hatırlayamadım...
Unutmayı ben istememiştim
İstemeden oldu özür dilerim...
Son kez ne zaman öpmüştüm seni?
Ne zamana kadar kalmıştı dudağımda tadın ?
Hatırlayamadım...
Hatırlayamadım hangi enkazın altında kalmıştı adın ?
Anlamsız sabahlar geçirdim,
Anlayamadan yitirdim seni,
Unutmayı ben istememiştim,
İstemeden oldu özür dilerim...
Yalnızdım ve seni bekledim
Belki aklıma gelirsin de yüzümde bir hasret dolaşır diye.
Ne kadar zaman geçmişti üstünden
Hatırlayamadım...
Canımı yakan şubat geceleri,
Çileden çıkaran mayıs sabahlarına dönerken kaybettim seni.
Bir daha da bulamadım.
Aklımın hiç bir yerinde yoktun sen,
Unutmayı ben istememiştim
İstemeden oldu özür dilerim...
Çöktü kurduğum bütün şizofren gecelerim
Nefes alacak bir rüyam dahi kalmadı.
Seni sakladığım bir yer vardı mutlaka,
Neresiydi hatırlayamadım...
Unutmayı ben istememiştim.
İstemeden oldu özür dilerim.
Bir sabah uyandım.
Günaydın dedim sevgilime,
Sahi kimi sevmiştim ?
Çok düşündüm
Bir gün karşımda durduğunda tanıdık gelir miydi sesin?
Kendimi zorlamadan hatırlayabilir miydim ?
Pek çıkmazdı sesin,
Gülerken bile sessizdin
En son ne zaman gülümsemiştin ?
Ne zaman gülmüştü ki gözlerinin içi ?
Sevdiğini söylediğnde nasıl bakardın ?
Nasıl söylerdin sevdiğini ?
Unutmayı ben istememiştim
İstemeden oldu özür dilerim...
Özleyerek yazdığım hiç bir şiirde geçmiyordu adın
Ama senden bahsediyorlardı
Sevdiğimden, özlediğimden filan,
Çok özledim seni
Kimdin sen ve bu sabah neredeydin?
Aramaya çalıştım kayıtlı olmalıydı telefonun,
Kimdin sen ve neden unuttum numaranı,
Bir daha sordum "Neden?"
Hatırlayamadım...
Unutmayı ben istememiştim
İstemeden oldu özür dilerim...
Son kez ne zaman öpmüştüm seni?
Ne zamana kadar kalmıştı dudağımda tadın ?
Hatırlayamadım...
Hatırlayamadım hangi enkazın altında kalmıştı adın ?
Anlamsız sabahlar geçirdim,
Anlayamadan yitirdim seni,
Unutmayı ben istememiştim,
İstemeden oldu özür dilerim...
12 Eylül 2011 Pazartesi
Saatim Yok ...
Gittikçe sıradanlaşmaya başlayan Amerika macerasında biraz dalgalanma oldu sanırım. Dün benim doğum günümdü. Eksik olmasınlar kutlyan kutladı. Bir günlüğüne de olsa hatırlanmak hoşuma gitti. Ertesi gün herşey normal yine eskisi gibi. Bi daha ki doğum gününe inşallah.
Türkiye'ye dönme vakti yaklaşırken internetten iş aramaya başlamıştım. İş ilanları o kadar saçma ki kardeşim madem bir haftada 1000 dolar kazanabiliyosun ne diye kendin yapmıyosun diyesi geliyo insanın. Geri kalan işler de çaycı, temizlikçi, anketör vs. Geleceği olmayan işler. Nese geri dönünce bakarım diyip şimdilik vazgeçmiştim. Ertesi sabah işte yemek yerken patron Türkiye'ye dönünce çalışmayı düşünüyo musun dedi. Dedim abi daha dün akşam iş bakındım aslında güzel olur dedim. Burda yaptığın işe Türkiye'de devam etmek ister misin dedi. Olur abi dedim. Saatine 3.5 dolar veririz dedi. İşte hayatımın teklifi. O kadar güzel olur ki anlatamam. Günde iki saat çalışsam ayda 200 dolar para demek ki 300 küsur dolar yapar. İş çok basit zaten. Bi laptop , bi masa bi internet bağlantısı olsa yeter ki derslerden sonra okulda çalışabilirim. Alt yapı yeterli.
Haftasonu gelmesi sebebiyle eski kaldığım eve bi gideyim kalan bi iki dosta selam vereyim dedim. Öğlen vakti Staten Island'dan feribota binip Manhattan'a geçtim. Devasa binaların arasında sel gibi insanları görünce tekrardan başımı döndürdü açıkçası. Tekrardan yüzümde bi tebessümle dolaşmaya başladım. Elimde de fotoğraf makinam ne gördüysem çektim. İşin kötü tarafı yanımda kimse yoktu benim fotom yok. Daha buralardayız çekiniriz. 10 eylül akşamı Manhattan'da dolandım ordan da Union city deki eve gittim. Allah'tan gidenlere rağmen bi kaç tanıdık kalmış. Ben görmeyeli 6 kişi kalınan evlerde 15 kişi kalmaya başlamış. Mülteci kampına dönmüş güzelim yer. Sabahleyin de evi polisler basmış. Baya bi güldüm güzel bi action olmuş. Manhattan manzaralı damımızda güzel bi akşam geçti. Evde 15 kişi olunca uyuyacak yer kalmamıştı. Salonda arabadan sökülmüş bi iki kişilik koltuk vardı. Uzandım oraya ayaklarım dışarı taştı sandalye filan ekledim. Pek rahat değildi ama olsun yine de yatacak bi yer buldum ya ona da şükür. Ayakkabılarımı çıkarmadan montla uyudum. Öyle yorulmuşum ki bi yattığımı hatırlıyorum. Bide sabah milletin beni görüp verdiği saçma sapan tepkileri. Anlıyacağın baya eğlenceli geçti. Ordan tekrar Manhattan'a geçtim. Saatin kaç olduğundan bihaberdim. Cep telefonum yok saati de almamışım. Biraz gezindim. İlk defa bu kadar gözüme hoş göründü eskiden 50 kere gördüğüm yerler. Paralı olmak ne güzelmiş be. Oturup kahvaltı yaptım Manhattan da ne kadar ulaşılmaz bi şeydi bi ay öncesine kadar. Thank God...
Saati bilmeden eve dönmeye karar verdim. Yolda gördüğüm bi saat 12 ydi en son. Ne kadar geçti üstünden bilmiyorum Tren biletimi aldım. Saat bir filandı. 45 dakika süren bi yolculuktan sonra Metro Park station da indim. Bi baktım kamerayı trende unutmuşum. Hemen geri koştum binmesine bindim, kamera da orada öylece duruyodu ama inmeyi başaramadım. Mecbur bi sonrak istasyona gittim,Metuchen. Her sabah işe giderken oradaki köprünün altından geçtiğimizi hatırladım. Yürümeye karar verdim. Arabayla 5 dakika süren yol yürüyünce o kadar da kısa değilmiş. Etrafta bi sürü zıplayan sincaplar filan dolaşıyo ama yollarda bi tane insan yok. Yürümekten sıkıldım. Otostop çekmeye karar verdim. Geçtim yolun kenarında beklemeye başladım. Baktım kimse oralı değil. Bi yandan da yürüyim dedim. Ama elim hala o uluslararsı otostop işareti halindeydi. Bi zamandan sonra bugün 11 eylül olduğunu farkettim. Heryer polis kaynıyodu, bayraklar yarıya indirilmiş filan. Milletin insaf edesi varsa bile bugün kimse camlarını bile açmamıştı. Ne kadar yürüdüm bilmiyorum. Eve geldiğimde canım çıkmıştı. Saate baktım. 1 saat 10 dakika yürümüşüm. Sıradışı bir haftasonuydu. Şimdi evdeyim. Kalkıp kendime çay alcam. Sevgiler.
Türkiye'ye dönme vakti yaklaşırken internetten iş aramaya başlamıştım. İş ilanları o kadar saçma ki kardeşim madem bir haftada 1000 dolar kazanabiliyosun ne diye kendin yapmıyosun diyesi geliyo insanın. Geri kalan işler de çaycı, temizlikçi, anketör vs. Geleceği olmayan işler. Nese geri dönünce bakarım diyip şimdilik vazgeçmiştim. Ertesi sabah işte yemek yerken patron Türkiye'ye dönünce çalışmayı düşünüyo musun dedi. Dedim abi daha dün akşam iş bakındım aslında güzel olur dedim. Burda yaptığın işe Türkiye'de devam etmek ister misin dedi. Olur abi dedim. Saatine 3.5 dolar veririz dedi. İşte hayatımın teklifi. O kadar güzel olur ki anlatamam. Günde iki saat çalışsam ayda 200 dolar para demek ki 300 küsur dolar yapar. İş çok basit zaten. Bi laptop , bi masa bi internet bağlantısı olsa yeter ki derslerden sonra okulda çalışabilirim. Alt yapı yeterli.
Haftasonu gelmesi sebebiyle eski kaldığım eve bi gideyim kalan bi iki dosta selam vereyim dedim. Öğlen vakti Staten Island'dan feribota binip Manhattan'a geçtim. Devasa binaların arasında sel gibi insanları görünce tekrardan başımı döndürdü açıkçası. Tekrardan yüzümde bi tebessümle dolaşmaya başladım. Elimde de fotoğraf makinam ne gördüysem çektim. İşin kötü tarafı yanımda kimse yoktu benim fotom yok. Daha buralardayız çekiniriz. 10 eylül akşamı Manhattan'da dolandım ordan da Union city deki eve gittim. Allah'tan gidenlere rağmen bi kaç tanıdık kalmış. Ben görmeyeli 6 kişi kalınan evlerde 15 kişi kalmaya başlamış. Mülteci kampına dönmüş güzelim yer. Sabahleyin de evi polisler basmış. Baya bi güldüm güzel bi action olmuş. Manhattan manzaralı damımızda güzel bi akşam geçti. Evde 15 kişi olunca uyuyacak yer kalmamıştı. Salonda arabadan sökülmüş bi iki kişilik koltuk vardı. Uzandım oraya ayaklarım dışarı taştı sandalye filan ekledim. Pek rahat değildi ama olsun yine de yatacak bi yer buldum ya ona da şükür. Ayakkabılarımı çıkarmadan montla uyudum. Öyle yorulmuşum ki bi yattığımı hatırlıyorum. Bide sabah milletin beni görüp verdiği saçma sapan tepkileri. Anlıyacağın baya eğlenceli geçti. Ordan tekrar Manhattan'a geçtim. Saatin kaç olduğundan bihaberdim. Cep telefonum yok saati de almamışım. Biraz gezindim. İlk defa bu kadar gözüme hoş göründü eskiden 50 kere gördüğüm yerler. Paralı olmak ne güzelmiş be. Oturup kahvaltı yaptım Manhattan da ne kadar ulaşılmaz bi şeydi bi ay öncesine kadar. Thank God...
Saati bilmeden eve dönmeye karar verdim. Yolda gördüğüm bi saat 12 ydi en son. Ne kadar geçti üstünden bilmiyorum Tren biletimi aldım. Saat bir filandı. 45 dakika süren bi yolculuktan sonra Metro Park station da indim. Bi baktım kamerayı trende unutmuşum. Hemen geri koştum binmesine bindim, kamera da orada öylece duruyodu ama inmeyi başaramadım. Mecbur bi sonrak istasyona gittim,Metuchen. Her sabah işe giderken oradaki köprünün altından geçtiğimizi hatırladım. Yürümeye karar verdim. Arabayla 5 dakika süren yol yürüyünce o kadar da kısa değilmiş. Etrafta bi sürü zıplayan sincaplar filan dolaşıyo ama yollarda bi tane insan yok. Yürümekten sıkıldım. Otostop çekmeye karar verdim. Geçtim yolun kenarında beklemeye başladım. Baktım kimse oralı değil. Bi yandan da yürüyim dedim. Ama elim hala o uluslararsı otostop işareti halindeydi. Bi zamandan sonra bugün 11 eylül olduğunu farkettim. Heryer polis kaynıyodu, bayraklar yarıya indirilmiş filan. Milletin insaf edesi varsa bile bugün kimse camlarını bile açmamıştı. Ne kadar yürüdüm bilmiyorum. Eve geldiğimde canım çıkmıştı. Saate baktım. 1 saat 10 dakika yürümüşüm. Sıradışı bir haftasonuydu. Şimdi evdeyim. Kalkıp kendime çay alcam. Sevgiler.
7 Eylül 2011 Çarşamba
Uçuşa Beş Kala
Biraz daha takılabilirim daha saat bir olmamış. Erkenden yatmaya erkenden kalkmaya alışmışım be. İşim var gücüm var şükür Allah'a boş adam değilim. Eylülün yedisi olmuş. 26 sını sayma 18 gün eder. O meşhur ikileme düimüş durumdayım. Bi yandan eve döneceğim için sabırsızlanıyorum diğer yandan da nerden çıktı bu yolculuk ne güzel düzen tutturmuştum diyorum. Sebep şu : Buraya geldim geleli sadece iki kişi "Yeter olm dön artık." dedi. Pek özlenen biri olmamak zoruma gitmedi değil. Ama moralimizi bozmadan bardağın dibindeki su zerrelerini görmeye çalışıyoruz. Kim gerçekten dost kim değil anlamış oldum. Hatta çok da iyi oldu. Kimin için bişeyleri göze alacağımı öğrendim.Daha farklı olur sanırım herşey daha az çaba daha az gürültü daha az karmaşa. Nerdeyim şimdi daha iyi anlıyorum.
Geçen cumartesi mall e gittik. Gezindik dolandık bişeyler aldık. Daha biz çıkmadan dükkanlar kapanmaya başladı. Hemen sinirlendim hiç affetmedim. Ama haklıyım. Haftasonu saat 7 de mall kapanır mı ya. Millet ne ara alışveriş yapacak ayıptır. Yetkililere derdimizi anlatamdan apar topar çıktık. Bi dahakine daha erken gideriz. Bişey daha öğrenmiş olduk. İş yerindeki abi de bi hafta tatile gitti Florida'ya. Özendim. Ama önemli olan bir hafta boyunca bütün işler bize kaldı. Gerçi bugün zorlanmadık vaktinde bitti herşey. Gelecek günlere Allah yardımcımız olsun. Sayılı gün çabuk geçecek. Sıkılmaya vakit bulamadan JFK da bulcam kendimi. İstiyor muyum ? Pek emin değilim ama dönüş kaçınılmaz. Daha çok var. Eğlence şimdi başlıyo... Sevgiler.
Geçen cumartesi mall e gittik. Gezindik dolandık bişeyler aldık. Daha biz çıkmadan dükkanlar kapanmaya başladı. Hemen sinirlendim hiç affetmedim. Ama haklıyım. Haftasonu saat 7 de mall kapanır mı ya. Millet ne ara alışveriş yapacak ayıptır. Yetkililere derdimizi anlatamdan apar topar çıktık. Bi dahakine daha erken gideriz. Bişey daha öğrenmiş olduk. İş yerindeki abi de bi hafta tatile gitti Florida'ya. Özendim. Ama önemli olan bir hafta boyunca bütün işler bize kaldı. Gerçi bugün zorlanmadık vaktinde bitti herşey. Gelecek günlere Allah yardımcımız olsun. Sayılı gün çabuk geçecek. Sıkılmaya vakit bulamadan JFK da bulcam kendimi. İstiyor muyum ? Pek emin değilim ama dönüş kaçınılmaz. Daha çok var. Eğlence şimdi başlıyo... Sevgiler.
2 Eylül 2011 Cuma
New York'ta Bir Bayram Sabahı
Daha bayrama iki gün var. Ben evdeyim dışarda kasırga beklenmekte. İşim yok gücüm yok ben de bekliyorum öyle. Havada hafiften bi pus var rüzgar hızlanıyo yavaş yavaş. Ağaçlar sallanıyo yapraklar hışırdıyo. Gelen yok giden yok akşam oluyor. Valla benim de pek halim yok uzanıvereyim diyorum. Uyumuşum. Sabah olmuş. Aslında öğlen. Yok yok ikindi olmuş. Saat dört suları. Merak edip camdan dışarı bakıyorum. Yerler genellikle kurumuş. Az bi ıslaklık. Yahu nisan yağmuru bile daha çok ıslatır bu ne yağdım ıslatmazlıktır anlamıyorum. Gönül isterdi ki evden botla, tekneyle can simidiyle ya da şişme ördekle çıkayım ama kısmette yokmuş. Kahroluyorum. Okyanustan bir kasırga üstümüzden geliyor geçiyor ve biz evde kös kös oturuyoruz inanılacak gibi değil. 40 yıl sonrasını düşünüyorum : Yok böyle bi rezillik... Torunlarım soruyor dede kasırga ne demek ? Başlıyorum anlatmaya :
Sene 2011. Aylardan eylül. Amerika New Jerseydeyim. Dediler bi kasırga geliyor. marketler benzinciler............. derken yağmur dahi yağmadı.
Aaaa diye bir ses geliyor torunlardan. Utanıyorum. Yok böyle bi rezillik...
Bayrama bir gün var. Yani arefe günü. Herşey aynı herşey yolunda. Herkes iftarı beklemekte. Ramazan biteceği için değil akşama bomba bi iftar var. Türk restoranında çorbasından tatlısına... Yol uzun. Muhabbet bağlıyoruz. Şakalar , gülüşmeler , beraber şarkı söylemeler. Dönesimi kaçırıyor bu arefe. Oysa bayram hiç bir anlam ifade etmemekteydi o an. Dönmese miydim geri ?
Bayram günü... New york'ta bayram namazı... Ama biz evdeyiz. Daha doğrusu uyanamamışız.Saat 11 olmuş. İş vakti gelmiş. Bayramın tek esprisini de kaçırmışım.40 yıl sonrasını düşünüyorum...Yok böyle bi rezillik...
İstemeye yüzüm yok ama içimden "Allah'ım bari baklava olsun"diyorum . New york'tan gelen abinin elinde bi tabak baklava -evet tepsi demeyi ben de istemiştim- Yüzüm gülüyor. Ağzıma atıyorum bi tane. Gözlerimin içi gülüyor. Çocukluğumu hatırlayıp şerbeti akmasın diye annemin kendi eliyle yedirdiği baklvayı hatırlıyorum. Tatları birbirine yakın. Mutlu oluyorum. Beş dk sonra tekrardan işe dönüyorum. Aklımda hala o baklavanın tadı. Arefeyle bayramın tek farkı öğlen vakti yemek yemekmiş diyorum kendi kendime. Bi daha ki bayramı iple çekiyorum... Sevgiler.
Sene 2011. Aylardan eylül. Amerika New Jerseydeyim. Dediler bi kasırga geliyor. marketler benzinciler............. derken yağmur dahi yağmadı.
Aaaa diye bir ses geliyor torunlardan. Utanıyorum. Yok böyle bi rezillik...
Bayrama bir gün var. Yani arefe günü. Herşey aynı herşey yolunda. Herkes iftarı beklemekte. Ramazan biteceği için değil akşama bomba bi iftar var. Türk restoranında çorbasından tatlısına... Yol uzun. Muhabbet bağlıyoruz. Şakalar , gülüşmeler , beraber şarkı söylemeler. Dönesimi kaçırıyor bu arefe. Oysa bayram hiç bir anlam ifade etmemekteydi o an. Dönmese miydim geri ?
Bayram günü... New york'ta bayram namazı... Ama biz evdeyiz. Daha doğrusu uyanamamışız.Saat 11 olmuş. İş vakti gelmiş. Bayramın tek esprisini de kaçırmışım.40 yıl sonrasını düşünüyorum...Yok böyle bi rezillik...
İstemeye yüzüm yok ama içimden "Allah'ım bari baklava olsun"diyorum . New york'tan gelen abinin elinde bi tabak baklava -evet tepsi demeyi ben de istemiştim- Yüzüm gülüyor. Ağzıma atıyorum bi tane. Gözlerimin içi gülüyor. Çocukluğumu hatırlayıp şerbeti akmasın diye annemin kendi eliyle yedirdiği baklvayı hatırlıyorum. Tatları birbirine yakın. Mutlu oluyorum. Beş dk sonra tekrardan işe dönüyorum. Aklımda hala o baklavanın tadı. Arefeyle bayramın tek farkı öğlen vakti yemek yemekmiş diyorum kendi kendime. Bi daha ki bayramı iple çekiyorum... Sevgiler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)