2 Nisan 2012 Pazartesi

Yolcu Abbas

   Bu sabah diğerlerinden çok farklıydı. Aynı anda iki farklı saate uyanmıştım. Ne olduğunu anlayamadan hangi saate inanmam gerektiğini bir türlü kestiremedim. Diğer yandan da yaşamadığım bir saat olduğunu düşünmeye başlamıştım. Şimdi diyeceksiniz milyonlarca saat yaşadın da ne iş gördün. Haklısınız ama insan yine de ulaşamadığını istiyo ya aynı hesap... İşin kötü tarafı kime kızmalıyım nereye başvurmalıyım bilemedim. Aaa yoksa 1 Nisan şakası mı lan bu ? İşin içinden çıkamadım ve o sabah buluşacağım muhattaplarımı aradım. Ortalığı bir güzel ayağa kaldırdım. Az sonra gelen mesajla anladım ki telefonun biri normalde bu hafta yapılması gereken saaat ileri alma meselesini tek başına icra etmiş. Bi rahatladım. Ve istemsizce yapmış olduğum 1 nisan şakası on dakikalığına da olsa beni bile panikletmişti.
   Böyle başlayan bir günün devamı daha da güzel gitti. İlk defa hızlı trene binmek üzere gara gittim. Adrenalin had safada. Ulaştığımız hız 60 km. Gidip makinistle kavga etmek geçti içimde. Dostum bomboş raylar bassana biraz. 250 km ye ulaşınca da sanki hiç bir şey olmamış gibi gitmeye başlayınca bi hevesim kırıldı. Eskişehir macerası böyle başladı. Yön duygum baya gelişmiş sanki yıllardır oralıymışım gibi. Yanımızdaki Eskişehirli arkadaşı upurladıktan sonra baya gezdik. Dönüşe bilet bulamayınca otobüse talim. nerdeyse 3 saat. Hakkaten hızlı tren hızlıymış. En güzel otobüs yolculuğuydu. O kadar güzeldi ki onca yorgunluğu bile unutturdu. Güzel bir gündü vesselam. Sevgiler