28 Aralık 2011 Çarşamba

Basit ve Kısa

   Vazgeçmek kolay mıdır ? Hayattaki en kolay şey canım ne var bunda. Vazgeçtim dersin ve vazgeçersin. Bi kenara bırakırsın. Hatırlamaz mısın peki hiç ? Küçükken herkesi bi köpek kovalamıştır. Hatırlarsın elbette.
   Artık hayatta anlam aramıyorum. Mesela matematikte bazı şeyler ispatlanır, bazıları ispatlanamaz ve bazılarının da ispatlanıp ispatlanamayacağı ispatlanır. Ne yaptığımın farkında olmadığım sınavlardan hep iyi not almışımdır. Formül ne demişse eyvallah diyip yapmışımdır. Bi anlam aramadan sorgulamadan. İnsan zihniyetine ters geliyor ama sormadan yaşıcaksın. Gelen gelsin. Aslında bunu denediğim zamanlarda hayat daha bi ben merkezli olmuştu. Hoş insanların "biz" merkezli bi anlayışı hiç olmadı ya nese.
   Eve gelirsin. Uzanırsın biraz. Sonra gitar çalarsın. Mutfaktan acayip acayip sesler gelince ocağa tavuk koyduğunu hatırlarsın. Panik olursun. Sonra sakinleşirsin. Sevdiğin insanları hatırlarsın. Ne çok insan sevmişsin şaşırırsın. Sessizleşirsin. Susarsın. Uzanmaya devam edersin. Uykun gelmeden uyumak istersin. Hep uyumak istersin aslında. Sonra bi an evde olduğuna şaşırırsın. Kurduğun hayallere kaptırmışsın kendini. Bi anda canın çay çeker. Üşenirsin. Ayakların da baya bi üşür. Yataktan çıkmak akıl karı olmaz. Her şeyi yaparsın da soru sormazsın ya aslında hayatın anlamı bu olsa gerek. Saçma sapan soru işaretleri ne diye dursun cümlelerin sonunda. Yaşamak istediğini yaşa ve her cümlenin sonu noktayla bitsin. Üç nokta değil. Adam gibi bitsin işte cümleler. Öznesi ne olursa olsun; birinci tekil şahıs eki olsun fiillerde. Hmm. Sanırım işte hayat bu. Yaptım ve oldu. Basit ve kısa. Sevgiler

20 Aralık 2011 Salı

Sen Bilmezsin

   Sen bilmezsin, ben sevince sesim kesilir. Ne gamlı bir adam olurum hayal bile edemezsin. Seni görmek için okula gelirim, seni görünce bakamam. Susarım. Aklımda akar gider konuşmalarımız. Ciddileşirim. Hatta kızgınlaşırım. Oysa o sırada hayaller kurmuşumdur. Sen bilmezsin. Ne dinlediğimi duyarım ne de okuduğumdan bir şey anlarım. Sadece sen olmuşsundur benim derdim. İçtiğim çayın ne zaman bittiğini bile farketmem. Çay benim için önemldir söylemişimdir. Hep yanında olasım gelir ama sen bilmezsin. Her sabah farklı bi gayretin içinde bulurum kendimi. Daha yakın olmak vardır aklımda. Gözlerine bakıp cevaplar vermek , saçmalamadan cümleler kurmak vardır mesela , heyecandan sesim titrer mi diye endişelenmek vardır gözlerimde ama sen bilmezsin. 
   Dün geceki rüyanın etkisinden çıkmaya çabalıyorumdur yarı uykulu yarı uyanık. Kimseyle konuşmam o anlarda. Bir sana selam verir gözlerim onu da sen görmemiş olursun zaten. Kendime gelene kadar gün bitmiş olur bazen. Beraber yürürüz diye ihtimaller dolaşır aklımda. Gözlerim seni arar da saatler geçer beklerken. Senden öğrendiğim şarkılar dolanır dilime. Senin de söylediğini hissederim içten içe. Her anıma karışır senin bir anın. Ya benimle beraber otobüstesindir ya da beraber metrodan çıkıyoruzdur. Derse geç kalırken merdivenleri birer ikişer çıktığımız olur bazı günler. Bazen de birlikte tembellik yaparız evde. Akşamları yürüyerek döneriz. Kafamız bozuk olursa da soğuktan üşüyesimiz gelir. Donmaya yüz tutsak da beraberliğimizle ısınırız. Sen bilmezsin aklımdan bunlar geçerken ; beni ücra bir yerde tek başına otururken görürsün.
   Sen geçince yanımdan bir heyecan boşalır göğsüme. Ne zor nefes alırım o anlarda bir bilsen. Her zaman daha da fazla bulanır midem heyecandan. Bazı zamanlar baya uzun sürer etkisi. Yemekten içmekten kesilirim. Her gece ezberlediğim fotoğraflarına bakarken hiç sıkılmıyorum. Kaç kere baştan dönmüşümdür saymadım sanırım. O zaman özgür oluyorum işte. Sadece salakça bir gülümseme oluyor yüzümde. Kendim oluyorum. Ne hesap sorma ne kızgınlık ne de mutsuzluk. Sadece bir gülümseme. Yanımdaymışçasına. İçim bir başka mutlu oluyor. Kısa bir an da olsa... Sen bilmezsin aklına bile gelmiyorumdur dediğin günlerde senin hayalinle uyuyorum.
   Kimse bilmez. Sevince başka olurum ben. Yollar bir başka kısalır. Her anıma sen girersin. Sensiz bi anım geçmez. Hep bir köşeden çıkacağın anı beklerim. Ya da yanıma oturacağın bir günü. Seni sevdiğimi söyleyeceğim bir geceyi, senle buluşacağım bir sabahı beklerim. Sen bilmezsin... Ben sevince bir başka severim...
   Sevgiler.

11 Aralık 2011 Pazar

Yazmak Olsun Diye

   Bazen şu televizyonda oynayan dizi karakterlerine çok özeniyorum. Her günleri başka bi çile. Onların hayatlarıyla kendiminkini kıyaslayınca baya silik bi hayat yaşadığım. Kaç gündür yazacak bir şey bulamıyorum. Eskiden olsa internet falan olmazdı yazamazdım. Şimdi internet var yazacak bişey yok. Her zaman böyle olmak zorunda mıdır ? Arz- talep eğrisi hayatımızın her anına sızmak zorunda mıdır ?
   Son yaşadığım en atraksiyonlu şey sanırım köfte yoğurmaktı. Sonra onları pişirmek. Yağın çıkarttığı o inanılmaz heyecan verici ses havayı tamamlıyordu. Bu aralar böyle gitmekte. Sade. Sıradan. Aslında şarkı mevzusunu dün geceden beri meşgale olarak seçtim diyebilirim. Zorlayarak insanlara dinlettirmeye çalışıyorum. Ne zorum var onu da anlamıyorum ya. Beğenirlerse dinlerler diyorum. Sanki dünya dinlicek anasını satayım. Basit bir tatmin yöntemi. O izlenme artınca hoşuma da gidiyor hani. İnsanların yaptığı gibi önemli olan benim mutlu olmam değil mi ? Varsın zorlamayla olsun.
   Gönül hala çok fazla şey yazmak istiyor ama gel gör ki yazacak pek de bir durum yok. Haftasonları kangren oluyor içimde. Beynimden bütün vücuduma dağılıyor. Hem de baya bi hızlı. Gerçi bu günü ayrı tutabilirim. Güzel bir akşamdı. Ne yazık ki geçmişte kaldı. Eve gelince ne oluyorsa anlamıyorum bi darlanıyorum. Bi çözüm bulcam elbet ama ne zaman ben de bilmiyorum. Bekliyoruz bakalım bir şeyler olur elbet. Sevgiler

1 Aralık 2011 Perşembe

Farklı Bir Gece

   Anlamlandırmadığım hayata devam etmekle yükümlüyüz ya her sabaha değişik umutlarla uyanmaya çalışıyorum. Günler akıp gitmesin istediğim zamanlardan birindeyim. Sadece yaşıyorum. Yaşamasam bir şey  kaybetmezdim. Bunları düşünmek canımı sıkıyor. Neden diye sorup duruyorum. Verebildiğim bi cevap yok. Oysa tatlı telaşlı günlerim olurdu benim. Hep bi yerlerde hep bir şeylere yetişmeye çalışırdım. Trafik sıkıştı mı endişelenirdim. Bazen koşturarak acele ederdim. Bekleyeni bekletmek olmaz diye. Şimdiye bakıyorum. Hiç ilerlememiş gibi yürüyorum. Sessiz sedasız.
   Saçma bi gün daha eksildi hayatımdan. Diğer insanlar gibi olursam mutlu olabileceğimi düşünmüştüm. Ertesi gün hatırlanmayan bi yığın muhabbeti arkada bırakmak beni mutlu edecek bi şey değilmiş farkettim. Başka bi yol bulmam lazım. Kaç gecedir yapayalnızım. Bu gece diğerlerinden çok farklıydı. Hep kendimi avutmuşum. Mutluyum diye. Sadece bi yanılgı. Öyle bi yanılgı ki kaç gece gerçek gibi yaşamışım. Bu gece o kadar sıkıldım o kadar bunaldım ki, sanki duvarlar üstüme geliyordu ve ben nefessiz kalıyor gibiydim. Saat on buçuğa geliyordu. Daha fazla dayanamayıp kendimi dışarı attım. Sessiz bir gecede yine yalnızdım. En azından açık bi alanda olmak bi nebze de olsa ferahlattı beni. Can sıkıntısından ne yapacağımı bilmez bir haldeydim. Aklımda yine o vardı. Beni bu durumdan kurtarabilirdi. Hava da baya soğuktu. Çıkar çıkmaz pişman olsam da bakalım ne olcak diyip yürüdüm. Sadece yürüdüm. Az aşağıdaki parka gittim. Loş bi banka oturdum. Sessizdi. Kimsecikler yoktu ortalıkta. Ağaçların altında olmaksa acayip bi güven hissi veryordu bana. Aklımdan neler geçti neler. Gözlerim bi noktaya kilitlenmiş nerde olduğumun farkında bile değildim.
   Bir sürü senaryo kurdum kafamda. Artık bu saçmalığa bir son vermem lazımdı. Ama nasıl ? İşin gerçeği pek mantıklı düşünemiyordum. Sadece onu alıp bi kenara çekip konuşmak geliyordu içimden. Ya da nutuk çekmek ya da azarlamak. Sonucunun ne olacağı önemli degildi. Sadece kafamı meşgul edecek bi sonuç olacaktı. Her ne olursa. Söyliyeceğim sözleri bir bir sıraladım. Sanki yanımda oturmuş gibi. Kızgındım evet. Hava soğuktu ama yüzüm ateş gibi yanıyordu. Ayaklarım çoktan buz gibi olmuştu. Ellerimi hareket ettiremez bi hale gelmiştim. Oturdum öylece. Sakinleşene kadar, uyuşana kadar. Sanki bütün kurduğum hayalleri gerçekmiş gibi yaşıyordum. Bu şizofrenik duygu beni biraz da olsa rahatlattı. İçimi döktüm kendime. Biliyorum delilik. Ya da çaresizlik. Dinleyecek birileri olsa böyle saçmalıklara kalkışmazdım. Bu gece farklıydı.
   Ne saat ne cüzdan ne de teleon vardı yanımda. Ne kadar oturdum öyle kestiremedim. Artık soğuk canımı yakmaya başlayınca mecburen kalktım. Bi an oturduğum banka kıvrılmayı düşünmedim degil. Sabaha kadar donardım. Belki soğuktan ölürdüm. Ve bütün mesele kökünden hallolurdu. Herkes hayatına devam ederdi. Kimsenin hayatında en ufak bi değişiklik olmadan. Belki bi ara yokluğum farkedilirdi ve kimse ölmeden önce dudaklarımda kimin isminin kaldığını öğrenemezdi.
   Eve doğru yürümeye başladım. Hala uyur gezer haldeydim. Yürürken senaryoları farklılaştırdım. Kimisinde sözlerimi bitirince kalkıp gittim. Kiminde elimi uzatıp tutmasını bekledim. Kiminde sadece gözlerime bakmasını söyledim. Kiminde sadece sorular sordum. Cevaplarını bildiğim sorular. Ama hepsinin sözleri aynıydı. O hepsinde susuyordu ve ben konuşuyordum sadece. Kaç ayın hesabını sorarcasına. Evin yolu daha bi kısa geldi. Uzun banliyö yolculuklarından sonra iki dakikada kurtuluşa gelmek pek tabi rahattı ama kendime zaman ayıracak fırsatım olmuyordu. Ne zaman kendime yönelsem yol hep daha kısalırdı gözümde. Bu gece de onlardan biri gibiydi.
   Artık eve gelmiştim. Soğuktan uyuşmuş bi halde girdim içeri.Bir saatten fazla olmuş çıkalı. Kafamdaki duman biraz dağılmıştı sanki. Yarın sınav var. Aklımda sınavı düşünecek yer kalmadı resmen. Hala canım sıkkın. Daha da çok sıkılacak gibi. Belki hayallerden biri gerçek olur da kafam rahatlamış olur. Hangi senaryo olduğu ya da nasıl sonuçlandığı önemli değil. Sevgiler.

25 Kasım 2011 Cuma

Hayalimsin

  Hiç sevmiyor değilim, çok seviyor da değilim. Ona aşık mıyım bilmiyorum. Bata çıka geçiyor günlerimiz. Bi gün deli gibi göresim geliyo başka gün ardıma bakmadan gidiyorum. Sorular var aklımda cevaplarını da bilmiyor değilim ama yine de onaylansın istiyorum. Gel gör ki selam bile veremiyorum.
   Hesabı sorulmuyo ya onunla bir gün bir sahil kenarında el ele yürüdüğümüzü hayal ediyorum. Hava da soğuk mu soğuk. Gökyüzü kapalı belli ki birazdan yağmur bastıracak. Bi saçak bulmalıyız diye sağa sola bakınırken, "Aman boşver ıslanalım ne çıkar." diyorum. Gözlerini kaçırıp gülüyor. Uzun uzun bakmıyor. Gözleri yerde. Yüzü gülüyor ya umursamıyorum. Öyle bir müddet susuyoruz ya da düşünüyoruz bilemiyorum. Ama yüzündeki tebessümü kaybolmuyor. Az ilerde bir bank görüyoruz. Daha ıslanmamışken gidip oturuyoruz. Ellerin üşümüş diyip bir eldivenini çıkarıyor. Bir eldivenle ısınmaz ya benim elim bozuntuya vermiyorum. Elini tutuyorum tekrar. Ne kadar üşümüş olsa da benim elimden daha sıcak. Diğer elini de elimin üstüne koyuyor. Dönüp yüzüme bakıyor tebessümle. Konuşmayı zaman kaybı sayıp susuyorum. İçime bir şeyler akıyor sanki. Mutluluk olsa gerek...
   Yağmur damlaları düşmeye başlıyor birer ikişer. Ayağa kalkıp "Had kalkalım." diyorum. Elimden çekip geri oturtuyor beni. Anlamsız anlamsız yüzüne bakıyorum. Sonra çantasından şemsiyesini çıkartıyor. Yine bir şey demeden tatlı tatlı gülüyor. Gözlerine bakınca yüzüme bir tebessüm yayılıyor. Hayal bu ya bir de çaycı geçiyor yanımızdan. Soğukta dumanı tüten çay...
   O hepsine uzaktan bakıyor. Bense bir hayalden başkasına. Bazen rüyamda görüyorum bu hayalleri. Keşke hayat rüyalardan ibaret olsa diyorum. Gerçeklerle başa çıkamıyorum ben. Ne yardan geçiyorum ne de serden.. Yalnız kalmayıp yalnız kalsak... Her nefesi başka güzel hayal aleminin. Bir nefes hayal... Sevgiler.

16 Kasım 2011 Çarşamba

Saplantı Saatleri

   Bir gün olur da yanıma gelirsen, bilmem dünyanın neresinde kader yollarımız kesişirse, hani olmaz da oldu diyelim bi bakış yeterse ikimize de bu günlere dair anlatacak o kadar çok şeyim var ki. Şu an nerdesin bilmiyorum. Bilsem bi an tereddüt etmeden çıkardım yola. Ne bavul hazırlardım ne de montumu arardım fırlattığım köşede. Ne varsa üstümde yalın ayak fırlardım evden. Keşke bilebilsem.
   Yokluğun sarmaya görsün bedenimi. Bir titreme tutuyor ki sorma. Gözlerimin sulanması da soğuktan olacak. Ellerim üşüyünce ceplerime sokuyorum. Aylak aylak caddelerde mekik dokuyorum. Aslında saçma! Caddelerde bir insan seli. Üstüne üstüne geliyorlar insanın. Boğuluyorum. Hep ben kaçıyorum onlardan. Tek olunca organize olmak kolay oluyor heralde. Bu kadar insanın arasında sen yoksun ya düşünmesi daha ayrı bi koyuyor. Biliyorum sende beni bekliyorsun. Hangi şehirde kim bilir.
   Dayanılmıyor bazen. Ne olursa olsun kurtulmalı diyorum kendi kendime. Delinin zoruna bak! Yapamıyorum... Sadece sen varsın diye. Son ümit kırıntılarımı da sana saklıyorum. Anlarsın ya yalnızlık zordur. Her kapı duvar olur. Saçağa girersin yağmur durur ; koşup eve gideyim dersin yağmur bardaktan boşanır gibi yağar. Dünden hiç yemek kalmaz karnın da zil çalar. Başını kaçırdığın filmler gibi olur hayat. Bi sen olursun baş rolde bide yanından akıp giden sahneler...
   Mutluluklarım kısa sürüyor. Belki tebessümlü bi kaç an oluyor günlerimde. Nefes alıp veriyorum kalbim de atıyor. Yaşamaksa ben de yaşıyorum. Biliyorum benden haberin bile yok ama ,olsun, ben yine de seni göreceğim günü bekliyorum... Sevgiler.

30 Ekim 2011 Pazar

Güzel Evim

   Artık zamanı geldi. Devamı evimden dedim ve şu anda evimdeyim. Bu iyelik ekini kullanmak acayip tatlıymış var ya. Öncelikle bunu söyliyeyim. Bardağım, kapım, odam, yatağım... Kafamı yastığa koyunca mışıl mışıl uyuyorum demek isterdim ama henüz bi yastığım yok. Olunca mışıl mışıl uyıcam kesinlikle..
   Kafayı toparladıktan sonra mutlu mutlu derslerime devam etmeye başladım. Çok bi esprisi yok. Geçen sene daha tatlıydı okul bu sene bi anlamı yok benim için. Gidip geliyorum o kadar. Bayrama bi hafta var. Aslında insanın evi olunca bi yere gidesi gelmiyo da ev daha tam donanımlı değil. Bu yazıyı yazana kadar kombisiz yattık ocaksız yaşadık başkalarının evinde duş aldık falan filan. En başından bakınca baya bi zordu. Kaç gün ev aradım. Evi bulduk. Temizledik başkaları pisletti biz yine temizledik. Sonra üç kat eşya taşıdık iki kişi. Hoş derseniz kaç kişi temizlediniz. Yine iki kişi. İnsanlar yine insanlıkların gösterdiler ve etliye sütlüye bulaşmadılar. Bi arkadaşım geldi yardım etti sağolsun onu ayrı tutuyorum.
   Bu kadar şey parasız olmuyo ve şu an parasızım. Parayla saadet olmaz diyerek parasız mutlu olmayı öğrendim. Mesudum. Param olmasa kaç yazar. Okula yürüyerek gidebiliyorum. Kızılay hemen şurası. Fazla da bi yer yok zaten otobüsle gideceğim. Ev desen arkadaşın annesi göndermiş zulayı bayram şekeriyle kolonyamız bile var. Bayram çocuklarına duyurulur.
   Bi kaç güne olasılık sınavı var. Pek kolay değil ama saçmalamaya da gerek yok. Çalışınca herşey kolay.  Bakalım. Bu sabah sonunda baya bi uyuyabildim. Özlemiştim. Çok uyumanın zaraları da yok değil. Yine güzel bir rüya gördüm. Uyanmasaydım ne olurdu. Sonra kızılaya yürüdüm. Yaptık bişeyler. Bi günü daha akşam ettik. Evde tarhana çorbasıyla etli sarma vardı. Peşine kahve. Daha yeni başladık ama bu iş baya eğlenceliymiş. Banliyölerin kaldırılmasına sevindim. İyi ettim de eve çıktım. Varsın param kalmasın ama en azından kafam rahat. İstediğim şey de buydu zaten. İstediğinde yat istediğinde kalk. İstediğin zaman git istediğin zaman gel. Bunlara Amerikadan alışmıştım zaten aksi bi durum olsa pek katlanamazdım sanırım. Hayırlısı olsun. Sevgiler.

15 Ekim 2011 Cumartesi

Toz Dediğin Nedir Gülüm

   Bir sabah uyandığında kalmışsın tek başına demiş şair. Elinde bi kap dolusu sabunlu suyla tek başına kalmak daha fenaymış. Şair hiç ev temizlememiş heralde. Nese konumuz bu değil. Eve çıkmak. Evet güzel duygu ama çıkana kadar öle bi boğuluyosun ki anlatamam. Yine uyanıp eve gittim bugün. Banyo daha bitmemiş sağda solda kapılar duruyo. Gittik net konuştuk emlakçıyla. Az sonra tesisatçı geldi. Elektrik olmadan pek bişey yapamadı ama yine de bi bşlangıç deyip teselli bulduk.
   Geçen gün evi nasıl temizleriz diye konuşuyoduk. Cevaplar hakkaten komikti. "Olm deterjan meterjan alırız nedir yani" , "Abi çalı süpürgesi de lazım onsuz olmaz". Evet ağzımıza yakışmadı hatta elimize hiç yakışmadı. O kadar yakışmadı ki anlatamam. Ucuz olsun diye aldığımız çin malı viledamız daha yolun başında bizi yarı yolda bıraktı. Ne yapsak ne etsek derken lanet sapın kırılması bana bi atlete maloldu. Atletinde değilim de yarı çıplak ev temizlemek hiç bi zaman fantezilerimde yer almamıştı. Camlara şöle bi iki bez sürttük ve geçtik. Boşver abi önümüz kış.
   Temizlediğimizi sandiğımız yerlerde artık çıplak ayakla gezelim dedik. Boşuna bir daha kirletmeyelim. Bahsi geçen ayaklara bir daha bakınca altında bir parmak toz vardı. Tozlanmak mesele değildi de o kadar  emek boşa gitmişti. Üzülmemek elde degil. Dedim aga bu böyle olmıcak bi kadın eli şart. Nazımın geçme ihtimalini düşündüğüm bütün kadınlara haber salayım dedim. Yok öyleydi de böyleydi de. Ulan insan bi kere eve çıkıyo be. Anlaşılsaydım dişimi kırardım zaten. Mazhar abi büyüksün ; "Yalnızık ömür boyu."
   Yarın eşyalar gelcek inş. Bi yatağım olsa zaten mesele yok. Ki yarın alcaz. Sanırım zor da olsa işin büyük kısmı halloldu. Eşyaları yerleştircez. Pazartesi gecesi kendi evimde uyuyo olabilirim ki sanırım şu anda istediğim en büyük şey bu. Sevgiler.

11 Ekim 2011 Salı

Son Durak

Yalnızlığımı zorla söken şafaklara yüklüyorum,
Boynu bükük kuşların hüznünde eriyor bir kaç damla daha
Gidiyorum...
Hiç ummadığın bir sabahta çıktım karşına
Ve hiç ummadığın bir sabahta gidiyorum...
Umutlarımın kasveti çökecek şimdi yollarıma,
"Acaba ?" lar düşecek ellerimden ve " Keşke" ler bağlayacak ayaklarımı
Yuvarlanacağım sensizlik yokuşunda.
Gözlerine daldığımda bulduğum mutluluğu
Bir daha yaşayacağım.
Ve yan koltuğu boş bir otobüs bileti,
Bilmeyeceğim nereye gittiğimi.
Sorarlarsa son durağa diyeceğim.
Yine yüzdüreceğim kağıttan gemilerimi,
Hani umutlarımı katlayıp,
Dudaklarımda parça parça ettiğim o kağıtlardan yaptığım gemileri,
Ara sıra haylinin vurduğu,
Betondan sert, çelikten soğuk bir çıkmaz sokakta
Gitgide büyüyen , düşünce alevlerimin içerisinde...
En uzun gecesinde ömrümün,
Gözyaşlarımla söndürdüğüm külleri biriktireceğim
Ve en güzel yerinde karanlık yüreğimin,
Resmin diye asacağım asırlar ötesi sevdiğim.
Bilmeyeceksin nereye gittiğimi
Nerde olduğumu ve neler çektiğimi,
Arayacaksın, hislere sağır aşka kör bir sabahın,
Zorla götürdüğü çocukluğumu.
Gözlerini yummuş hayta bir adam var şimdi
Beş parasız, üstünde sade bir gömlek,
Bir de yüzüne sinen yanık kokusu...
Gidiyorum...
Hiç gelmeyecek olan o son durağa
Söylediğim aşk şarkılarını yine söyleyeceğim.
Her söylediğimde bir umut daha bırakcağım yüreğime
İçimdeki o koskaca yangını bir gün farkettiğinde
Seni son durakta bekliyor olacağım...

9 Ekim 2011 Pazar

Sakinim Evet

   Kafayı anca topladım. Geleli oldu baya. Aslında pek birşey anlyamadım. O kadar koşuşturmacalıydı ki öyle günler yaşamayalı baya zaman geçmiş; farkettim. Ordan hop Ankara'ya. Paraşüt maraşüt , sınav ders derken bu zamana kadar gelmişiz.
   Şu an yoğun belirsizlik var. Bi eve çıkmam lazım sadece bunu biliyorum. Geçen cıktım ev aramaya. Bulabilene aşkolsun. Kaç saat gezindim tam emin değilim ama Ankara'nın yarısını yürüdüm orası kesin. Yani muhtemelen öyle. Baya gergin günler geçti ama artık sakinim bi eve çıkması kaldı. Çok kolaymış gibi bahsediyorum ama ne lanet bişey olduğunu bu işe girişince anlıyo insan ve ben de anladım.
   Kaç ay geçti bütün saçmalıkların üstünden ama hala değişen birşey olmamış insanlarda. Oysa benim hayatım neredeyse bütünüyle değişti. İnsanların bu sabit fikirlerine şaşmamak elde değil. Değişirler dedim eğer ben değişirsem herkes değişir. Ama yok yanılmışım. Evet kabullenmeliyim ki bi cacık çıkmıcak kasılmanın bi anlamı yok. Üniversitede değişen bişey olur mu artık bilemiyorum. Çok da önemli değil artık.
   Evim olmalı artık. Devamı kendi evimden. Sevgiler.

26 Eylül 2011 Pazartesi

109

   Hiç bitmeyecek gibi başlayan günlerin sonuna geldik. Koskoca 109 gün. Sevdiklerinden kaç bin kilometre uzakta 109 gün. Sevdiklerinden uzak kaldıkça insan yakınındaki şeyleri sevmeye başlıyo. Başka bi deyişle alışıyosun herşeye. Az evvel cüzdanımı karıştırırken elime bi beş kuruş düştü. O kadar yabancı geldi ki yakından bakmadan tanıyamadım. Acayip şaşırdım anlatamam. Gözden ırak olan gönülden ırak misali...
   Buraya ilk geldiğimde herşey o beş kuruş kadar yabancıydı. Nerden başlamalı tam kestiremiyorum. O kadar acayip şey gördüm ve denedim ki gittikçe sıradanlaşmaya başladı. Hatta şu anda "Anlatılcak bişey yok ki" diyorum. Ama var .
   En tuhafıma giden şey yaya geçidine gelmeden arabaların durmasıydı. Araba 50 metre öteden yavaşlayıp duruyo. Bazen öyle oluyo ki resmen mahcup oluyosun. Keşmekeş trafikler gördüm ama bir korna sesi dahi duymadım. Nasıl böyle olmuşlar anlamak zor. Sonracıma dünya üzerindeki bütün köpek cinslerini gördüm sanıyorum. Hatta sabahın yedisinde köpek gezdirmeye çıkan insanlar gördüm. Peşindenkoşacak başka dert kalmadı mı yahu..
   Düğüne gider gibi süslü minibüsçüler gördüm. Nasıl yani ? Burda kadınlar servis çekiyo. Tır kullanan bile gördüm. Sokaklarda küçük arabalarda yiyecek satıyolar. Gerçi pek yedim diyemem ama helal satan müslümnlardan tavuk pilav yedim baya. Hatta favorimdi. Pretzel diye bişey vardı bizim simite benzer. Alıyım dedim. Parası neyse verdim. Benim hindistan cevizi sandığım o beya şeyler aslında tuzmuş. Alabildiğine yoğun bi tuz tadı ve ilk ısırıktan sonrası malesef çöpe. Fazla merak iyi değilmiş.
   New Jersey tarafları daha bi sakin. Resmen doğayla iç içe derler ya tam öyle bir yer. Yerel yasalara göre ağaç kesmek yasak. Kasırgaların devirdikleri hariç. Kasırgadan kasırgaya budanıyo ağaçlar senin anlıyacağın. Durum böyle olunca sağda solda otlayan ceylanlar zıplayan sincaplar görmen normal. Yollarda insanlar yürümüyo. Sincap görünce normal insan görünce şaşırıyosun. Sebebi çok basit. İki bin dolara ortalama bi araba alabiliyosun ve benzinin litresi 75 cent. Manhattan'da yarım litre su 1 dolar. Gerisini sen düşün.
   Geçen akşam Brooklyn köprüsüne çıktık. Anormal bi durum yok köprünün ortasında yaya yolu var ki iyi ki de var. O manzarayı yaşamak adamın ömrüne ömür katar be. Bide en çok intihar o köprüde oluyomuş da bana pek inandırıcı gelmedi. China Town'a gittik sonra. Bildiğin Çin. Gördüğünden hiç farkı yok. Çin kadar kalabalık ve Çin kadar tiksindirici. Irkçılık değil görürsen hak verirsin. İki buçuk saat yürüdük ama değdi güzel bir akşamdı.
   Bi sürü ünlü kişinin evleri Manhattan'da. O evleri gördüm hatta pedicab le turistlere de gösterdim. Bu ulvi görevi ifa ettiğim için mutluyum. Bi sürü filmin çekildiği mekanlar. Hayal gibi gelen şeylerin içinde olmak yakından görmek ve dokunmak acayip haz verici bişey. Madagaskar filmi yok mu hani şu animasyon olan. O penguenler Central Park'tan kaçıyolar. Ve  o hayvanat bahçesinin gerçeğini gördüm.
Peter Parker'ın Mary Jane'i beklediği bi sahne vardı hani Spiderman 3'te. Elinde çiçekle beklediği yerde fotgrafım bile var.
   Dört zencinin yanyana gelmesiyle oluşan o gruptan acayip bi koku yayılır. Adamlar her fırsatta ot içerler ve ne yazık ki ot kokusuna da aşina oldum. İlk geldiğimde ot içmenin yasak olmadığını düşünmüştüm de adamlar zenci yasak dinlemiyolar.
   Bugün son günümdü. Yarın pazartesi ve uçak kalkar. Amerika'daki son günümde bir günde 500 dolar nasıl harcanır onu öğrendim. Bu şeyi öğrenmemi sağlayan yüce Rabbime şükürler olsun. Abi alması iyi de taşıması baya koydu. Şimdi evin salonunda yığıldılar. O kadar şeyi nasıl yerleştircem hala çözemedim. Saat gecenin ikisine geliyo. Sanırım bu gece uyuyamıcam. Bir saçma yazının daha -çok şükür- sonuna geldik. Türkiye'den yazacağım bir sonraki blogda görüşmek üzere. New York hatıratının sonuna gelirken son bir kez daha Amerika'dan Sevgiler ...

20 Eylül 2011 Salı

Son Pazartesi

   Millet bir bir Ankara yolcusuyken ben hala zevkten dört köşe. Bu kadar keyif alacağımı bileydim saymazdım lan günleri. Son haftam. Artık her yer benim sanki. Düşünmeden ingilizce konuşmak sanki yıllardır burdayım hissini veriyo be. Ne iyi ettim de geldim lan. İade-i ziyaret yapmazsam gözüm açık kalır kesin. Hayata bakışım değişti. Dünya çok daha güzelmiş küçücük bi kabuğun içindeki kadar saçma değilmiş. Görülmesi gereken nice güzellikler varmış. Bi yandan heyecan yapıyorum bi yandan da gurbete gidiyor gibiyim. Tadında bırakmak iyidir. Özlediğim çok şey var. Bir de üç beş dost. Onlara kavuşmak herşeye değecek sanırım. Özlemek buymuş. Hasret buymuş. Gelmeseydim anlayamazdım. Hep lafta kalacaktı. Seni özledim diyecektim birilerine ama hiç samimi olmayacaktı. Şurası kesin ki seni özledim diyeceğim herkesi çok özledim. Öyle ki düşününce yüzüm gülüyo. Son pazartesi de böyle biter abicim. Kalır altı gün... Gelirken sevinçliydim. Giderken de sevinçliyim. Her ikisinde de gözüm arkada kaldı. Bir daha gelmek dileyiğiyle bu akşamlık bu kadar. Sevgiler.

15 Eylül 2011 Perşembe

Bir Menekşe

Dolunay solduğunda bir menekşe mora çalardı,
Utanırdı geceler gerçekleri saklamaktan
Boynunu eğerdi sokak lambaları,
Suçunu kabullenir gibi,
Anarşisi çökerdi bulutlara gecenin,
Hiç ayrılmazdı aşıklar,
Uyumazlardı sabahlara dek,
Yağmurlar can yakmazdı,
Islandığında sokaklar,
Kimse saçaklara saklanmazdı,
Eski günler özlenirdi,
Bir hayal dolanırdı Sultan Ahmet'te
Aynı bankta oturup aynı simit yenirdi,
Beyazıt kitaplara küserdi,
Kaymazdı yıldızlar dilekler beyhude dilenirdi,
Yıkılırdı iskeleler,
Eminönünde hazan hiç dinmezdi,
Vapurlar boğaza demirler ,
Haydarpaşayı efkar basar martılar bile çekip giderdi,
Sararmadan dökülürdü yapraklar,
Gelinlikler beyazdan nefret ederdi,
Şairler şiirsiz kalır hangi şarkı çalsa aynı nağme inlerdi,
Ninnisiz uyurdu bebekler
Kıyısına bir ceset vururdu Beşiktaş'ın
Masallar sensiz biterdi
Yetim kalırdı boğaziçi,
Çamlıca'da batmazdı güneş,
Bir daha duyamayacağı sözleri beklerdi.
Her mora çalan menekşe is kokardı,
Kuşlar vazgeçerdi göç etmekten,
Leylekler soğuktan donardı,
Bir başka baharın aydınlığına,
İstanbul'a uçmayan
Bir yığın kırık kanat kalırdı...

Öldü Sevdamız

Ne vakit sökmeye kalktıysam duvardaki saati
Kanardı tırnaklarım
Ve parmaklarım nasırdan çatlardı,
Bağıramadan çatallaşırdı sesim
Kimse gelmeyecekti bilirdim,
Çaresizlik mi dersin acizlik mi ?
Kapının koluna kilitlenirdi gözlerim,
Sogurdu geceler ıslanırdı yüzüm
Zatürre olurdu sevdamız
Güç yetiremezdik,
Ne affetmek gelirdi elden
Ne de utanmadan tek kelime etmek,
Ölürdü sevdamız yeminine aldırmadan,
Peşinden giderdik anlaşmış gibi,
Cesaretimiz yoktu bileklerimizi kesmeye,
Hangi silaha uzansak şarjörler hep boştu,
Avlular mahzene dönerdi,
Her yürüdüğümüz yol karanlık bir koğuştu,
Bilirdik gerçeği de gizlerdik gözyaşlarımızı,
Birşeyim yok desek de soranlara
Herkes ürpermemizden anlardı ki
Bir yanımız yaşamaya çabalardı,
Bir yanımız hasta yatağında,
İçin için ölürdü...

Unutmayı Ben İstememiştim

Bir gece kendimi farkettim ortasında gecenin,
Yalnızdım ve seni bekledim
Belki aklıma gelirsin de yüzümde bir hasret dolaşır diye.
Ne kadar zaman geçmişti üstünden
Hatırlayamadım...
Canımı yakan şubat geceleri,
Çileden çıkaran mayıs sabahlarına dönerken kaybettim seni.
Bir daha da bulamadım.
Aklımın hiç bir yerinde yoktun sen,
Unutmayı ben istememiştim
İstemeden oldu özür dilerim...
Çöktü kurduğum bütün şizofren gecelerim
Nefes alacak bir rüyam dahi kalmadı.
Seni sakladığım bir yer vardı mutlaka,
Neresiydi hatırlayamadım...
Unutmayı ben istememiştim.
İstemeden oldu özür dilerim.
Bir sabah uyandım.
Günaydın dedim sevgilime,
Sahi kimi sevmiştim ?
Çok düşündüm
Bir gün karşımda durduğunda tanıdık gelir miydi sesin?
Kendimi zorlamadan hatırlayabilir miydim ?
Pek çıkmazdı sesin,
Gülerken bile sessizdin
En son ne zaman gülümsemiştin ?
Ne zaman gülmüştü ki gözlerinin içi ?
Sevdiğini söylediğnde nasıl bakardın ?
Nasıl söylerdin sevdiğini ?
Unutmayı ben istememiştim
İstemeden oldu özür dilerim...
Özleyerek yazdığım hiç bir şiirde geçmiyordu adın
Ama senden bahsediyorlardı
Sevdiğimden, özlediğimden filan,
Çok özledim seni
Kimdin sen ve bu sabah neredeydin?
Aramaya çalıştım kayıtlı olmalıydı telefonun,
Kimdin sen ve neden unuttum numaranı,
Bir daha sordum "Neden?"
Hatırlayamadım...
Unutmayı ben istememiştim
İstemeden oldu özür dilerim...
Son kez ne zaman öpmüştüm seni?
Ne zamana kadar kalmıştı dudağımda tadın ?
Hatırlayamadım...
Hatırlayamadım hangi enkazın altında kalmıştı  adın ?
Anlamsız sabahlar geçirdim,
Anlayamadan yitirdim seni,
Unutmayı ben istememiştim,
İstemeden oldu özür dilerim...

12 Eylül 2011 Pazartesi

Saatim Yok ...

   Gittikçe sıradanlaşmaya başlayan Amerika macerasında biraz dalgalanma oldu sanırım. Dün benim doğum günümdü. Eksik olmasınlar kutlyan kutladı. Bir günlüğüne de olsa hatırlanmak hoşuma gitti. Ertesi gün herşey normal yine eskisi gibi. Bi daha ki doğum gününe inşallah.
   Türkiye'ye dönme vakti yaklaşırken internetten iş aramaya başlamıştım. İş ilanları o kadar saçma ki kardeşim madem bir haftada 1000 dolar kazanabiliyosun ne diye kendin yapmıyosun diyesi geliyo insanın. Geri kalan işler de çaycı, temizlikçi, anketör vs. Geleceği olmayan işler. Nese geri dönünce bakarım diyip şimdilik vazgeçmiştim. Ertesi sabah işte yemek yerken patron Türkiye'ye dönünce çalışmayı düşünüyo musun dedi. Dedim abi daha dün akşam iş bakındım aslında güzel olur dedim. Burda yaptığın işe Türkiye'de devam etmek ister misin dedi. Olur abi dedim. Saatine 3.5 dolar veririz dedi. İşte hayatımın teklifi.   O kadar güzel olur ki anlatamam. Günde iki saat çalışsam ayda 200 dolar para demek ki 300 küsur dolar yapar. İş çok basit zaten. Bi laptop , bi masa bi internet bağlantısı olsa yeter ki derslerden sonra okulda çalışabilirim. Alt yapı yeterli.
   Haftasonu gelmesi sebebiyle eski kaldığım eve bi gideyim kalan bi iki dosta selam vereyim dedim. Öğlen vakti Staten Island'dan feribota binip Manhattan'a geçtim. Devasa binaların arasında sel gibi insanları görünce tekrardan başımı döndürdü açıkçası. Tekrardan yüzümde bi tebessümle dolaşmaya başladım. Elimde de fotoğraf makinam ne gördüysem çektim. İşin kötü tarafı yanımda kimse yoktu benim fotom yok. Daha buralardayız çekiniriz. 10 eylül akşamı Manhattan'da dolandım ordan da Union city deki eve gittim. Allah'tan gidenlere rağmen bi kaç tanıdık kalmış. Ben görmeyeli 6 kişi kalınan evlerde 15 kişi kalmaya başlamış. Mülteci kampına dönmüş güzelim yer. Sabahleyin de evi polisler basmış. Baya bi güldüm güzel bi action olmuş. Manhattan manzaralı damımızda güzel bi akşam geçti. Evde 15 kişi olunca uyuyacak yer kalmamıştı. Salonda arabadan sökülmüş bi iki kişilik koltuk vardı. Uzandım oraya ayaklarım dışarı taştı sandalye filan ekledim. Pek rahat değildi ama olsun yine de yatacak bi yer buldum ya ona da şükür. Ayakkabılarımı çıkarmadan montla uyudum. Öyle yorulmuşum ki bi yattığımı hatırlıyorum. Bide sabah milletin beni görüp verdiği saçma sapan tepkileri. Anlıyacağın baya eğlenceli geçti. Ordan tekrar Manhattan'a geçtim. Saatin kaç olduğundan bihaberdim. Cep telefonum yok saati de almamışım. Biraz gezindim. İlk defa bu kadar gözüme hoş göründü eskiden 50 kere gördüğüm yerler. Paralı olmak ne güzelmiş be. Oturup kahvaltı yaptım Manhattan da ne kadar ulaşılmaz bi şeydi bi ay öncesine kadar. Thank God...
   Saati bilmeden eve dönmeye karar verdim. Yolda gördüğüm bi saat 12 ydi en son. Ne kadar geçti üstünden bilmiyorum Tren biletimi aldım. Saat bir  filandı. 45 dakika süren bi yolculuktan sonra Metro Park station da indim. Bi baktım kamerayı trende unutmuşum. Hemen geri koştum binmesine bindim, kamera da orada öylece duruyodu ama inmeyi başaramadım. Mecbur bi sonrak istasyona gittim,Metuchen. Her sabah işe giderken oradaki köprünün altından geçtiğimizi hatırladım. Yürümeye karar verdim. Arabayla 5 dakika süren yol yürüyünce o kadar da kısa değilmiş. Etrafta bi sürü zıplayan sincaplar filan dolaşıyo ama yollarda bi tane insan yok. Yürümekten sıkıldım. Otostop çekmeye karar verdim. Geçtim yolun kenarında beklemeye başladım. Baktım kimse oralı değil. Bi yandan da yürüyim dedim. Ama elim hala o uluslararsı otostop işareti halindeydi. Bi zamandan sonra bugün 11 eylül olduğunu farkettim. Heryer polis kaynıyodu, bayraklar yarıya indirilmiş filan. Milletin insaf edesi varsa bile bugün kimse camlarını bile açmamıştı. Ne kadar yürüdüm bilmiyorum. Eve geldiğimde canım çıkmıştı. Saate baktım. 1 saat 10 dakika yürümüşüm. Sıradışı bir haftasonuydu. Şimdi evdeyim. Kalkıp kendime çay alcam. Sevgiler.

7 Eylül 2011 Çarşamba

Uçuşa Beş Kala

   Biraz daha takılabilirim daha saat bir olmamış. Erkenden yatmaya erkenden kalkmaya alışmışım be. İşim var gücüm var şükür Allah'a boş adam değilim. Eylülün yedisi olmuş. 26 sını sayma 18 gün eder. O meşhur ikileme düimüş durumdayım. Bi yandan eve döneceğim için sabırsızlanıyorum diğer yandan da nerden çıktı bu yolculuk ne güzel düzen tutturmuştum diyorum. Sebep şu : Buraya geldim geleli sadece iki kişi "Yeter olm dön artık." dedi. Pek özlenen biri olmamak zoruma gitmedi değil. Ama moralimizi bozmadan bardağın dibindeki su zerrelerini görmeye çalışıyoruz. Kim gerçekten dost kim değil anlamış oldum. Hatta çok da iyi oldu. Kimin için bişeyleri göze alacağımı öğrendim.Daha farklı olur sanırım herşey daha az çaba daha az gürültü daha az karmaşa. Nerdeyim şimdi daha iyi anlıyorum.
   Geçen cumartesi mall e gittik. Gezindik dolandık bişeyler aldık. Daha biz çıkmadan dükkanlar kapanmaya başladı. Hemen sinirlendim hiç affetmedim. Ama haklıyım. Haftasonu saat 7 de mall kapanır mı ya. Millet ne ara alışveriş yapacak ayıptır. Yetkililere derdimizi anlatamdan apar topar çıktık. Bi dahakine daha erken gideriz. Bişey daha öğrenmiş olduk. İş yerindeki abi de bi hafta tatile gitti Florida'ya. Özendim. Ama önemli olan bir hafta boyunca bütün işler bize kaldı. Gerçi bugün zorlanmadık vaktinde bitti herşey. Gelecek günlere Allah yardımcımız olsun. Sayılı gün çabuk geçecek. Sıkılmaya vakit bulamadan JFK da bulcam kendimi. İstiyor muyum ? Pek emin değilim ama dönüş kaçınılmaz. Daha çok var. Eğlence şimdi başlıyo... Sevgiler.

2 Eylül 2011 Cuma

New York'ta Bir Bayram Sabahı

   Daha bayrama iki gün var. Ben evdeyim dışarda kasırga beklenmekte. İşim yok gücüm yok ben de bekliyorum öyle. Havada hafiften bi pus var rüzgar hızlanıyo yavaş yavaş. Ağaçlar sallanıyo yapraklar hışırdıyo. Gelen yok giden yok akşam oluyor. Valla benim de pek halim yok uzanıvereyim diyorum. Uyumuşum. Sabah olmuş. Aslında öğlen. Yok yok ikindi olmuş. Saat dört suları. Merak edip camdan dışarı bakıyorum. Yerler genellikle kurumuş. Az bi ıslaklık. Yahu nisan yağmuru bile daha çok ıslatır bu ne yağdım ıslatmazlıktır anlamıyorum. Gönül isterdi ki evden botla, tekneyle can simidiyle ya da şişme ördekle çıkayım ama kısmette yokmuş. Kahroluyorum. Okyanustan bir kasırga üstümüzden geliyor geçiyor ve biz evde kös kös oturuyoruz inanılacak gibi değil. 40 yıl sonrasını düşünüyorum : Yok böyle bi rezillik... Torunlarım soruyor dede kasırga ne demek ? Başlıyorum anlatmaya :
   Sene 2011. Aylardan eylül. Amerika New Jerseydeyim. Dediler bi kasırga geliyor. marketler benzinciler............. derken yağmur dahi yağmadı.
   Aaaa diye bir ses geliyor torunlardan. Utanıyorum. Yok böyle bi rezillik...
   Bayrama bir gün var. Yani arefe günü. Herşey aynı herşey yolunda. Herkes iftarı beklemekte. Ramazan biteceği için değil akşama bomba bi iftar var. Türk restoranında çorbasından tatlısına...  Yol uzun. Muhabbet bağlıyoruz. Şakalar , gülüşmeler , beraber şarkı söylemeler. Dönesimi kaçırıyor bu arefe. Oysa bayram hiç bir anlam ifade etmemekteydi o an. Dönmese miydim geri ?
   Bayram günü... New york'ta bayram namazı... Ama biz evdeyiz. Daha doğrusu uyanamamışız.Saat 11 olmuş. İş vakti gelmiş. Bayramın tek esprisini de kaçırmışım.40 yıl sonrasını düşünüyorum...Yok böyle bi rezillik...
    İstemeye yüzüm yok ama içimden "Allah'ım bari baklava olsun"diyorum . New york'tan gelen abinin elinde bi tabak baklava -evet tepsi demeyi ben de istemiştim- Yüzüm gülüyor. Ağzıma atıyorum bi tane. Gözlerimin içi gülüyor. Çocukluğumu hatırlayıp şerbeti akmasın diye annemin kendi eliyle yedirdiği baklvayı hatırlıyorum. Tatları birbirine yakın. Mutlu oluyorum. Beş dk sonra tekrardan işe dönüyorum. Aklımda hala o baklavanın tadı. Arefeyle bayramın tek farkı öğlen vakti yemek yemekmiş diyorum kendi kendime. Bi daha ki bayramı iple çekiyorum... Sevgiler.

28 Ağustos 2011 Pazar

Kasırga Öncesi Sessizlik

   Herşey normaldi. Adamın biri geldi ve kasırganın geleceğini söyledi. Durduk yerde nerden çıktı be adam sen de. Havada bi tek bulut bile yok kafa mı buluyosun bizle .
   Meraklanmıştım. Daha önce hiç kasırga görmedim. Daha doğrusu o tatlı tatlı esen rüzgarların ağaçları yerinden sökebileceğine, evleri yıkacabileceğine, arabaları fırlatacağına inanmak istemiyordum. Yok canım abartıyolar. Bi iki yağmur serpiştirir en fazla dedim ve sakinleştim. Ki hava da başka bi ihtimali düşündürmüyodu.
   Amerikalı bu. Bir pire için yorgan yakan cinsten. Canları tatlı tabi. Marketlerde iğne atsan yere düşmez. Millet kasa kasa su stokluyo. Ekmek bulmak da zorlaşmaya başladı. Havada panik, suda panik, trende panik, rayda panik , uçakta ve daha sayamadığım bilumum yerlerdeki panik filmlerinde olduğu gibi insanlar kıyamet senaryosunun bi parçası oluvermişlerdi. Benzin istasyonların otopark gibi olmuş, Bazı istasyonlarda benzin hiç kalmamış. Biz de baya bi aradık belki de son benzini almış olabiliriz. Tamam kendimi kesinlikle iyi hissettim ama hala insanların abarttıklarını düşünmekteydim. Abi en fazla bizdeki lodos gibi rüzgar biraz sert eser, soba dumanı eve dolar falan filan ama burda kömür sobası zaten yok. Hadi biraz daha kötüsü olsan beş on tane evi su basar yağmurdan. Ama abicim 1 milyon insanı evinden tahliye etmek nasıl bir önlemdir.
   İlk duyunca "İyi bari kasırga da görmedim demem" derken , olayın ne kadar ciddi olduğunu farkedince "Ölmeden evvel bi kasırga göreceğim kesin." demeye başladım. Elektrik ve su kesilirse işte o zaman olanlar olur. Şu anda dışarda deli gibi yağmur yağıyo. Belki de beklenen geldi. Gittikçe sesler çoğalmaya başladı. Ertesi sabaha sarkacak diyolar ama yine de belli olmaz. Velhasılı köprüler kapalı hava alanları kapatıldı. Hayat felç. Kaçmak istesem gidecek bir yerim yok. Sadece sığınak olarak Allah'a sığındık. Bi kaç gün evde olcam inşallah tehlikeli bi durum olmaz da yine yazarım. Herkes dikkat etsin görüşürüz yine. Sevgiler.

26 Ağustos 2011 Cuma

Anlam mı ? Hadi Atla...

   Tam olarak ne zamandı hatırlayamıyorum. Yaklasık bi 5-6 ay önce olması lazımdı. Yanımızdan bi motosiklet geçmişti. Her zaman uzagımda dolanan bu hayale daha önce hiç bu kadar kapılmamıştım. Tabi eskiden kalma bi alışkanlık gereği yaparız sonra diyip bi kenara kaldırdım. Alsam güzel olur ama sonra düşünürüz...
   Son bi haftadır hayatımda değişen bi iki şey oldu. Bunlardan birisi şu an sag yanımda uzanan gitarımız ikincisiyse Amerika'da ilk defa araba kullandım. Çok mu enteresan şeylerdi bunlar değil tabi ki. Gitar dediğin beş yıldır araba dediğin üç yıldır ahbabımız. Aslında içimde çok değişik sorular kaynıyodu. Tamam arkadaş anladık Amerika'dayız. Baya zorlu bi hayalimi gerçekleştirdim çok şükür ama bi anlamsızlık var.Yani böyle kem küm. Nasıl desem...
   Heh işte buldum. Yahu birader burası iyi kötü geçici bi yer. Eninde sonunda ait oldugumuz yere döncez. Okumadan da para kazanılıyomuş. Burda baya da iyi kazanılıyomuş. Hay öğrenmez olaydım okumaktan soğudum lan resmen. Polemik çıkarmıcam. Burda kalayım desem vize bitiyo unut onu. Tamam dönelim evimizdir yurdumuzdur ama dönüp ne yapcam. Burdan sıkılıp orda tekrardan mı sıkılıcam ? Geçenlerde demiştim ya değişen bişey olmadan nasıl bi güzellik bekliyosun ki. Evet işte büyük sürpriz. Artık hayallerimi süsleyen bir sarışınım var. 5-6 aydır vardı ama hiç bu kadar kapılmamıştım. Hayatıma yeni bi renk geldi: Altın sarısı...
   Altın sarısı çok dile takılıyo be sarışın daha güzel değil mi. Evet oturdum hesap makinasının başına hesapladım. Geleni gideni kar zarar oranları, faiz hesapları arz-talep dengeleri, başa baş noktası derken, Sarışınımla bi beş ay sonra baş başa kalabileceğimi farkettim. 2500 liraya kendime bi motor almanın vakti gelmişti. Önce ehliyeti alayım sonra şu kara kış geçsin gönül yaylarım gevşemeden alıyım motorumu beni tutana aşkolsun. Bi kişilik daha oturma yerimiz mevcut oraya oturup belimden tutabilir. Evet.
   Çalınmasından korktuğum için aklımdaki diğer orjınallikleri de yazayım da resmi belge niyetine saklıyım. Bi çok insana hediye götürmek gibi bi niyetim var ki bunlardan birisi benim herşeyim. Adını sır gibi saklamıcam - bu blogda tanıdığım kişilerin ismi zaten geçmemekte- da ben bu kişinin kim olduğunu bilmiyorum. Dolayısıyle adından da bihaberim. Bi hediye alcam ve yıllar sonra evlendiğim hatun kişiye vercem. Beni düşüncesizlikle suçlar muçlar neme lazım. Yıllar öncesinden onu düşündüğümü bilsin.
   Lan benim bildiğim tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır. Bu erkek mantığı sanırım. Karşı cinsin tatlı dil ile yılanın hiçbir alakasının olmadığını düşündüğünü daha yeni öğrendim. Ve bi daha unutmamak için aklıma iyice kazıdım.Hani değişen bişey yok dedim ya şu andan itibaren herşey acayip değişti. Alınmak, gücenmek,kırılmak olmasın. Papaz bundan sonra pilav yemicek ısrar edilmesin.
   Bu arada iş güç ramazanı atladık yahu. Atlarım tabi. Köşe başında zencilerin yaptığı cazla iftar açınca tuttugun orucun da bi hayrı kalmıyo. Haliyle bişey anlayamadan sonuna gelmişiz. Şu ana kadar geçirdiğim en tatsız ama en unutulmıcak ramazanı geçirdim. Sen daha dur bayram var daha. Baklava yer miyim ki? Bi umut... New york için bayram vakti. Sevgiler.

13 Ağustos 2011 Cumartesi

Terk-i Diyar

   Birgün geri dönmicem desem ve kaybolsam ortalardan. Merak ediyorum kim sorar nerde olduğumu. Yalnızlık evrensel değil midir ? Türkçe konuşamadığım bir yerde yalnız kalmak veya İngilizce konuşamadığım bir yerde yalnız kalmak. Farkeden bişey yok.
   Belki o gün gelir. Alırım başımı giderim. Ne aradığımı bilmeden, ne bulacağımdan habersiz. Artık biliyorum ki bunu yapmak pek de fena sayılmaz. Aslında denemedim değil. Sözde deli gibi gitmek istiyorum ama içimden "Nasıl olsa biri "Gitme ne işin var?" der." diyorum. O kadar eminim ki hadi kimseden ses çıkmadı annem dayanamaz bensiz biliyorum. Vay aslanım sen ne çabuk büyümüşsün de artık fikirlerin tartışılmak yerine destek görmeye başlamış. İnsan bi reaksiyon verir hemen ne diye kabul eder anlayamadım.
   Neden ben beceremiyorum ya. Çok mu soğuğum, çok mu sıcağım, can mı yakıyorum, hesap mı soruyorum? Sadece sordugum bir iki soru var ve cevabı çok basit. "Naber delioğlan?"
Hepsi bu. Buraya gelmeden daha doğrusu ilk sene biterken adet yerini bulsun diye iyi dileklerle bıtırmek istedim seneyi ve şöyle dedim " Seneye herşey daha güzel olcak." Pardon ama ne değişti de daha da güzel olsun? Değişen bişey olmadı. Artık ben suçlu görmüyorum kendimi. Elimden geleni yaptım hem de ikişer üçer kez. Ne demeli şimdi?
   Selam canlarım özlediniz mi bakıyım beni ? , Bi an aklımdan çıkmadınız ayol , Hepinizi çok özledim, en çok da çiçeğimi, böcegimi, tatlımı, şekerimi, güzelimi, bitanemi, aşkımı, falanımı filanımı, dışkapının dış mandalını bile...
   Hatırlamaya çalıştığım, bu cümlelerden daha önce kurup kurmadığım. Ya da birinin benim için kurup kurmadığı. Daha da önemlisi kursa bile hala buralarda mı? Sıradan olamamaya çalışıp da sıradan şeylerle boğuşarak bi yere varamazsın. Sıradışı olmak için sıradışı şeyler yapmanın vakti geldi.
   Elinde bi çok insanın hayalini kuramadığı sıradışı bi fırsat var. Geriye dönüp bakınca bekleyenin yok. Özleyenin yok. Yalnızlık gani , bankta tek oturulacak bir sürü yalnız gün. Sen olsan ne yapardın ? Gitmez miydin ? Ne pahasına olursa olsun bir daha dönmemecesine... Sevgiler.

8 Ağustos 2011 Pazartesi

The Asci

   Bugun gunlerden pazardi. Uyandigimda saat 3 olmustu. Her sabah yedi sularinda uyanan biri olarak gayet dinlendirici geldi bu uyku. Aslinda cikip gezmek daha yerinde olurdu ama hem gec uyanmanin verdigi tembellik hem de oruclu olmanin verdigi usengeclikle evde keyif yapmak daha hos geldi.
   Actim bilgisayari kavak yellerine devam. Ikinci bolumu bitirmeden iftar vakti geldi zaten. Bulasiklari yikayip camasir makinasini acinca yemege baslamak icin biraz gec kalmisim. Ne kadar hamaratmisim ben oyle ya. Ama kendi isimi kendim gormekten mutluluk duydum. Severek yaptim yani hic oflamadan puflamadan. Yemek yapma sirasi bendeydi. "45 dakikada nasil sov yapilir?" isimli yemek programina hosgeldiniz...
   Bi cok ilki yasadigim su gavur memeketeinde hayatimda ilk defa mercimek corbasi yapmaya kalkistim. Bi iki sordum sorusturdum. Anacimin nasil yaptigini hatirlamaya calistim ama nafile. Artik ne kadar hatirliyosam diyerekten mercimekleri islattim. Ayarini tutturamadim sanki elde ettigim turuncu renkli bir pilav gorunumuydu. Telasa kapilmaya hic gerek yok. Bi ton su ekleyince gayet corbaya benzedi. Yanlis giden sey bu corbanin 4 kisilik olmayip 14 kisilik olmasiydi. Corba tum hararetiyle kaynarken dolapta bi suru baharat gordum. Ne bulduysam doldurdum. Corbanin rengi bi acayip oldu. Diger yandan yaptigim makarnaysa kusursuzdu. Yanina mayanoz de eklenince yine bir aksami daha kurtarmistik.
   Haliyle iftar biraz rotar yapti ama corba biraz baharatli olmasina ragmen tadi bence iyiydi. Diger arkadaslar sirayla burunlarini cekerken corbanin aci olduguna benim burnum da kanaat getirdi. Ev islerini de ogrenmeye basladim. Aslinda bana kalirsa bi is kurmanin vakti geldi. Bu kadar ozguven zararli oldu sanirim. Ama yine de bana bi sans verilmeli. Hedef 2038. Sevgiler.

7 Ağustos 2011 Pazar

Sifirdan Bir Hayat

   Vay be az evvel butun blogu gozden gecirdim de neler olmus neler. Yazmanin en guzel tarafi bu sanirim. Okuyunca ayni gunu tekrar yasamis gibi olmak. ilerde cok ihtiyacim olcak.
   Artik Amerikaya ne kadar alistigimi anlatamam. Ilk basta ne kadar da tuhafti oysa. Sadece kuru gurultu gelen insanlarin konusmalari varken; simdi radyo programlarini anlar oldum. Ingilizce denen zikkimin da omru bu kadarmis. Siradaki gelsin.
   Az evvel okudugum yazilarin birinde hic bilmedigim bi yere gidip sifirdan bi ahyat kurmanin ne kadar sacma oldugunu yazmisim. Bugun farkettim de hic bilmedigim bi yerde yeni bir hayata sifirdan baslamisim. Nasil guzel bir duyguymus anlatamam. Insanin geride ozledikleri muhakkak oluyo ama kendi basina ayakta durmak herseye degiyomus. Parani kendin kazaniyosun , kendi alin terini dokuyosun , kendi alisverisini yapiyosun , ev islerine karsi , hergun gittigin isine karsi nasil da sorumluluklarini ogreniyosun. Bi yigin sorumluluk ve telafisi yok. Gercekten kolay degil ama sorumluluklari kaldirabilmek insana baya ozguven veriyo.
   Daha ogrenecegimiz cok sey var diyorum ya hakkaten daha da ogrencem. Turkiyeye donunce ne kadar degismis olcam kim bilir kendimi gormek ve neler yapabilecegimi bilmek istiyorum. Hatta biraz citayi yukseltsek ya bakalim nasil olur.
   Burdaki is arkadaslarim da cok iyi insanlar. Muhabbet ilerledikce yalnizlik azaliyo su an oyle memnunum ki hic geri donesim yok. Mecbur geri doncem ama insallah bi daha gelmek nasip olur. Ama yine gelirsem bu sefer uzun sureli olur gibi geliyo. Bunu zaman gosterir. Hersey mukemmel gitse de bilincaltina soz gecmiyo ya olmadik anilar canlaniyo gozumde. Ustunden kac yil gecti hatirlamiyorum ama belli ki aklim sakliyo. Gecen gecti saklayip ne yapacaksa dert vermekten baska. Tedavulden kalkmis seylerle ugrasmanin bi anlami yok ama bi yandan da cok eski olmayan muhabbetlerle hasir nesir olmaktayim. Bi sonucu yok biliyorum ama insan bos duramiyo. Ben de insan olduguma gore icimden geldigi gibi davranmayi seciyorum. Ozgurum.
   Malum ramazan ayindayiz. Nerdeyse bir hafta gecti. Bisey anlamamaktan sikayet ederken gecen aksam teravih namazina gittik bugun  de arnavut camisine. O kadar tuhaf sey gordum ki arnavutca sohbet dinlemeyi gayet siradan karsiladim. Daha neler gorcez kim bilir. Ezan okunmamasina karsi da onlemimizi aldik. Ac abi youtube dan ezani vakit girince tikla okunsun. Iftardan sonra demle mis gibi cayi. Baska ne isterim Allah'tan. Gittikce eksik olanlari yerine koyuyoruz. Yani kendi duzenimi kuruyorum. Nasil istiyorsam oyle. Iste hayat bu. Daha da yasanilasi olmaya basladi. Kendi basina yasayabilmek harika bi duygu tavsiye edilir. Sevgiler.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Bir Soru ve Bir Sans

   Hayatim boyunca hep bi soru vardi aklimda. Merak etttigim bir suru sey oldu cevapsiz kalan cok soru oldu. Ama hic birisinin cevabina ulasmak bu kadar zor olmamisti. Cunku daha kucuktum ve ogrenmem gereken bir kelime vardi. "Hayat" dedigimiz seyin ne oldugunu gercek anlamiyla ogrenmeliydim, bildigimi sandigim anlamiyla degil...
   Genel tabiatim geregi dobra konusmayi hep sevmisimdir. Butun olaylari objektif degerlendirmeye calismisimdir. Tabi insanin oldugu yerde problemler eksik olmaz ; hangi problemi gorsem elestirmeye baslardim. Yeri gelir kendimce olmasi gerekeni soylerdim. Iste bu noktada insanlarin fikirleri uce ayrilirdi :
1- Birak bos konusmayi da isine bak !
2- Aslinda gerceklik payi var.
3- Bu kadar konusmayla ya cok onemli bi adam olursun ya da bombos bi adam olursun.
   Iste merak ettigim tam da bu. Bu cumleyi ilk duydugumda siradan bi fikir gibi gelmisti ama sanki insanlar agiz birligi yapmis gibi ayni cumleye haddinden fazla tekrar edince icime kurdu dusurduler. Yaklasik o zaman da lise 2 caglarima denk gelir. Cevabini henuz ogrenemem diyerekten suresiz olarak ertelemistim. Zaman gectikce buyudugumu dusunerek zaman zaman bu soruya cevaplar vermeye calistim. Gercekten onemli bi adam olmak icin yetenekli miyim yoksa kendini cok yetenekli goren ukalanin biri mi ?
   Ne bileyim bazi zamanlar isleri oyle bi ayarlardim ki " Olm ben yetenekli degilim de neyim " diye gercekten buyuk bi adam olacagima inanirdim. Bazen de isler o kadar yolundan cikardi ki hatta cikmazla kalmayip beni de pesinden suruklerdi. Iste o zaman Sadece yetenekli oldugunu dusunen bi salak oldugumu dusunurdum. Arkadaslarimla konusurdum. Kendime cizdigim hayat yolumun farkli oldugunu gorurdum. Belki de gercekten hayattan zevk alacak bi yapidayim. Bundan eminim ki hayattan nasil zevk alacagimin farkindayim. Belki de gercekten diger insanlardan farkliyimdir (!) ve daha onemli biri olmaya adayimdir (!).
   Bu hayale en cok da oss den once kapilmistim. Evet ben gercekten farkliyim cok iyi yerleri kazancam ve ilerde onemli biri olcam. Kavak yelleri derler ya aynen o misal . Sinav aciklaninca busbutun kabullendim. Ben normal bi insanim. Hic bi zaman o kadar da onemli bi insan olmicam. Siradan bi statude dunyadan gecip gidicem ve beni 1 ay sonra kimse hatirlamicak. Evet ben gayet siradan bir insanim. Beni ayricalikli kilan ne olabilir ki ?
   Yenilgiyi tamamen kabullendigim olay sudur : Bi kuzen not ortalamami ve okulda kacinci sirada oldugumu sordu. Not ortalamami soledim. Hatta yine soliyim 2.47. Gayet vasat bir nottu ve okulun ilk siralarinin yakinindan bile gecemezdi. Kuzen hayiflanip da benim daha iyi yerlerde olmam gerektigini soylediginde gercekten butun samimiyetimle " Alti ustu siradan bi insanim nasil bi fark olusturabilirim ki " dedim. Artik bu noktadan sonra hakkaten bos ve onemsiz hissediyordum kendimi. Okulu bitirip normal bi iste normal bi maasla normal bi hayat surcektim. Hala bilmiyorum beni neyin bekledigini ama dusuncelerim bu yondeydi.
   Su an Amerikadayim. Bu beni siradisi yapmaz ama sorunu cevabini ogrenmek icin bilmem gereken kelimenin anlamini yani hayatin gercekten ne demek oldugunu ogrendim. Cunku o zaman"Eger isleri yoluna koyabildiysen eger son noktaya kadar dayanip da erkenden pes etmediysen daha sende is vardir, umudunu kaybetme" dedim. Ve yeni basladigim iste ne olursa olsun kalmaliyidim ve aldigim parayi sonuna kadar haketmeliydim. O insanlar bana guvenip de ise aldilarsa guvenlerini kaybetmemeliydim. Bana maas verirken memnuyetle vermelilerdi. Bunlari dusunerek yanimda biri olsun olmasin dikkatlice calistim hata yapmadim ve isten kaytarmadim. Aslinda sabahtan oglene kadar 3 saat kimse olmuyo bana birakip gidiyolar. Hos zaten o kadar da yogun bi is degil ama yine de kazanacagim parayi haketmeye calistim. Sadece iki gun oldu burda calismaya. Yerine girdigim cocuk en basit isleri yapiyodu. Ilk gun ben de en basit isleri yaptim. Sonra daha da dikkat gerektiren bi ust kademe islere basladim. Yarin ucuncu gun ve su an o depoyu idare edecek kadar cok sey ogrendim. Insanin yuzune karsi ovmezler ama orda calisan abi kendi yaptigi isi benim de yapabilecegimi soyledi ve yarin bana 3.seviye isleri gostercek. Deponun duzeninden ziyade ofiste anlattiklari hesap kitap formullerini de hizlica ogrenmeye calistim. Artik ofiste yardim almadan kendim hesaplayip kendim siteye koyup kendim satis yapabiliyorum. Bunlar beni kesinlikle siradisi kilmaz ama sorunun cevabini bulmama baya yardim etti.
   Cok da yetenekli ve ozel biri degilim burasi kesin. Eger elime bi sans gecerse ve bana kendimi ispatlama hakki taninirsa en iyi yerlere gelebilecegimden de suphem yok.Tek ihtiyacim olan bir sans. Ucup kacamasam da benim de kendime gore yeteneklerim vardir sonucta. Yapilmasi gereken sey basit bir firsat yakalamak ve iyi yerlere gelmek istdigini gostermek. Soru cozulmustur lutfen cevaplarinizi kontrol ediniz. Sevgiler.

24 Temmuz 2011 Pazar

Cok Uzaktayim Cok

  Iste bugun Amerika macerasinin donum noktasidir millet. Bugun yeni isime basladim. Valla gayet basit bi is. Internetten siparis geliyo. Ordaki elemanlar mali buluyo fisiyle onumuze koyuyo. Yandaki abi ona gore kutu ayarliyo. Benim isim de Icerdeki malin zarar gormemesi icin kutunun icine destek filan koyup bantlamak. Bitti gitti. Sadece ayakta durmak yoruyo. Para kazanmanin kolay oldugunu dusunmemeye baslayali baya oldu be. Hakkaten para kazanmak zor is.
   Diger yandan da bisey farkettim ki okul bitip de is hayatina atilinca hayat tarif edilemez bi monotonluga buruncek. Iste  o zaman yandik abicim. Surekli ayni isi yap ayni ise git ve en kotusu kazandigin parayi harcamaya zaman kalcak mi belli degil. Nese yeni isim hayirli olsun bu is mevzuunu kapatiyorum.
   Ulan bayrama donerim heralde diye erken kayit avantajlarindan faydalanmaya calisirken son gune kadar bi fiil calismak boynumuzun borcu oldu. Tipki Pinhani nin de dedigi gibi uzaklar cogaldi bi anda. O uzaklar aslinda 3 gun once cogaldi ama ayrintiya girmiyorum. Cunku telafisi yok. Daha ramazan gelcek , bayram namazi kilcaz , boynum bukuk bi ramazan bayrami olcak , baklava olmicak , harclik olmicak , gurultu samata hicbisey olmicak. Anam kapatin lan bu konuyu bi fena oldum. Bunun neresi bayram anlayamadim ama elbet bi hatirlayanimiz cikar diyorum.
   Gelelim Amerika ya. Artik kork benden haci. Para varsa huzur olup sikinti yoktur. Yolundan cikan olaylar busbutun yerine oturmustur sevgili dostlar. Bundan bole yorgun olsa da kafasi mesgul olmayan , gelecek kaygisi tasimayan , bi suredir kariyerine ara vermis olan gamsiz Omer kariyerine kaldigi yerden devam etme karari almistir. Tum sevenlere duyurulur Sevgiler.

17 Temmuz 2011 Pazar

Yarim Kule Mimari

   Cocukken iskambil kartlarindan kule yapmaya calsirdim. Bi yere kadar yukselince yapmasi zorlasirdi. En ufak bi sarsintida , bi el titremesinde yikiliverirdi. Azmedip tekrardan baslardim ve tekrardan...
   Artik buyumusum. Oynadigimiz kartlar cok degismis. Ama hala bi kule insa edebilmenin derdindeyim. Hayaller kuruyorum belki sonuna kadar gidebilirim diye. Kac kere yikildiysa da tekrardan basladim. Ve en sonunda sunu farkettim ki kendi gozumde kucuk dusmusum. Olmam gereken yer burasi degil. Simdi ne yapmali ? Iste isler busbutun yolundan cikti. Bu hayat  o kadar tuhaf ki bi tarafi duzeltince diger tarafi bozuluyo. Aslinda cok alakasiz olaylar. Artik tekrardan baslamicam. Kaldigi yerde kalsin. Yere dusenleri cocukken alirdim. Simdi buyudum. Evet bu sefer gercekten buyudum. Yere dusenler icin yapilacak en iyi sey sanirim ustune basip gecmek ve bi daha merak edip geriye bakmamak.
    Kendime soz dinletemedigim bi noktada bu. Abi biraksana akisina. Gecti gitti diyosun biraksana gectiyse gitsin. Neyin pesindesin ? Elinden geleni yaptin ve hala degisen bisey olmadiysa bu senin sucun degil. Icin icin "Acaba?" sorulariyla herseye sifirdan baslamak da neyin nesi ? Benden bi tane daha olsa da alip karsima azarlasam. Yaramaz bi cocuk gibi ne kadar dayak yesen de yine ayni isi yapmaktan geri durmazsin. Ben seni taniyorum ama umarim beni yaniltirsin. Gercekleri gor , kartlari topla ve kutusuna geri koy. Bitmeyecek kuleye baslamanin ne alemi var...

14 Temmuz 2011 Perşembe

Keloglan Masali

   Sikilan insan napar oglene kadar uyur aksama kadar dizi izler gece yarisina kadar calisir. Eglenceli be aslinda. Asli demisken izledigim dizi kavak yelleri. Kafama takcak hic problemim yok ya o yuzden bu diziyi izleyip hayallere daliyorum. Zaten kafam da kel. Resmen keloglan masali yaziyorum bide inaniyorum. Su siralar bikac puruz de olsa burda olmak herseye ragmen muhtesem. Abi diyorum hic is beceremedim. `Homeless people` olur cikarim nolcak. Gecici degil mi abi evet gecici. Hic biseyi kafama takmiyorum valla. Allaha bin sukur karnim doyuyo. Para da kazaniyorum da ev kirasina gitti kazandiklarim. Ama yine kazancagim icin bi sorun yok. Ne biliyim aksamlari 4 saat calisiyorum sadece ve cok sukur kazaniyorum biseyler. Belki bi is daha bulsam hem canim sikilmaz hem daha cok kazanirim yatmaktan iyidir. Su siralar gundemde yeni bi is bulmak var. Sordum sorusturdum haber bekliyorum iste. Hayirlisi olsun.
   Rush hour denilen is cikis saatinde yoldaydim bugun. Minibus baya bi trafige takildi. O sirada dusunmek icin cok vaktim oldu. Icten motorlu insan tipinde oldugum icin dusunup dusunup mutlu oldum. Burda en kotu ihtimaller gerceklesse bile donus biletim var ya gerisi viz gelir. Bunlari dusundum. Aslinda dert yancagim biri olsa daha iyi olur ya nese. Turkceye hasret kalinca sesli dusunmeye basladim. Ya da deliriyorum mu ne. Ne delircem ya sadece memleketi cok ozledim hepsi o. Ingilizcem gelismedi mi pekala cok faydasi oldu. Istedigim bu degil miydi. Pek tabi buydu. O zaman maksat hasil olmustur dert edilcek hic bisey yok.
   Gecen pedicab e bi aile bindi. 5 yasinda cocuklari vardi. Hani merakli sorular sorarlar ya o yaslarda. Cocuk basladi bana sorular sormaya ama ingilizce. Valla cok tuhafima gitti ve cocuk cok sekerdi. Cok guclu musun , sabahtan beri bisiklet mi suruyosun , karnin ac mi falan diye sordu. Keyifli bi sohbet ettik veletle.
   Eve gec geliyorum her zaman. Yan binanin merdivenlerinde bi eleman oturuyo hep. Marketten donerken merak ettim gittim elemanin yanina. Kimsin nesin derken adamla arkadas olduk. Her gordugumde sohbet ediyorum bi saate yakin. Burda hayat guzel kiymetini bilsem iyi olcak. Her ne kadar memleketi ozlesem de bu yaziyi okuyunca tekrar buralari da ozlemicem degil.
   Hani derler ya erkekler icin askere gitmeden adam olmazlar diye. Burda resmen hayati ogrendim. Daha da ogrencem. El bebek gul bebek buyuduk ama burda herkes ve hersey cok acimasiz. Sahip oldugum herseyin kiymetini cok iyi anliyorum. Ozellikle annemin babamin ve abimin. Bu gun de abimin dogum gunu. Onu da bi ariyim ozledim keretayi. Bu yazimi da ustadin bi misrasiyla bitiriyim :
   "Sanma bu tekerlek kalir tumsekte- Yarin elbet bizim elbet bizimdir" Umarim yanlis olmamistir. Tekrar gorusmek dilegiyle. Sevgiler.

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Özgürlük Günü

   Hayatıma yeni bir renk geldi çok acayip. Bu pedicab işi baya eğlenceli ve bi o kadar da yorucu. Pedicaba oturan turistlerle sohbet muhabbet çok keyifli oluyo. Geçen gece gençten bi çifti bıraktım. Yolculuktan evvel bi onbeş dakika muhabbet ettik. İnince de bi o kadar. italyana benzediğimi söyledi bayan olan. Hoşuma gitmedi değil. Resmen ingilizceyi öğreneli o kadar zaman geçmiş ki burda farkettim. O kadar öğrenmişim ki polise bile derdimi anlatabildim adam ceza kesmekten vazgeçti. Hergün bi yığın macera ya çok süper günler geçiyo burda.
   Öncelikle hepimizin bağımsızlık günü kutlu olsun. 4 temmuz Amerika'nın bağımsızlık günü. Benlik bi durum yok ama gelen bi sürü turisti kim gezdircek tabi ki ben. Yani iyi para kazancam yarın. Buraları baya sevmeye başladım ama İstanbulumun yerini hiç bi yer tutamaz. Aslında o kadar da kazançlı bi iş sayılmaz ama ben daha acemiyim. Haftaya daha güzel olcak.
   Bi de pedicab imle aramda duygusal bi bağ oluştu lan sevdim keretayı. Arka koltuğun altında bagajı bile var. Rampada zor oluyo ama sürmesi eğlenceli. Hatta sinyalleri var stop lambası var bi motoru eksik olsun o kadar da. Hele bi de kenara çekip arka koltuğa oturup uzatınca bacaklarımı değme keyfime. Dışardan bakınca çok havalı oluyo sanki köy ağasıyım.
   Az evvel Şener Şen'in "Kabadayı" filmini izledim. Filmi iyi bitirmişler. Sevdiği kız için birini öldürmek ya da ölmek arasında tuhaf bi seçim vardı. Ben olsaydım ne yapardım bilmiyorum. Biri için gerçekten ölümü göze almak zor olsa gerek Her ne kadar lafta asıp kessek te iş pratiğe dönünce durup bi düşünmek gerekir. Hele biri çıksın karşımıza ölür müyüz sora düşünürüz.
    Yarın uzun ve yorucu bi gün olcak benim için ama hiç uykum yok. Zaten uyusam bile eskiler rahat vermiyo rüyalarımda. Her uyanışımda bi hayal kırıklığı. İnşallah mutlu günlerim olur da can sıkıcı rüyalardan sonra sığınacağım biri olur. Bunun dışında işler yolunda ama büyüyorum. Yamuk yumuk olacağına sapasağlam olsun bi sefer olsun. Acele etmemek lazım da sabretmek de pek kolay değil. Laf anlatamıyorum ki kendime Bi sürü soru birikiyo aklıma. Umut fakirin ekmeği derler. Aradığımı bir gün bulurum , aradığım da aradığını bulur inşallah. Yani umuyorum. Sevgiler.

25 Haziran 2011 Cumartesi

Beklenen Mektup

   Bugün günlerden cuma. Manhattan'da cuma namazı kılacağım aklımın ucundan geçmezdi. Tam cami olmasa da hutbe okunana bi mescit bulabildik çok şükür. Artık gezmekten sıkıldık mı ne ya da o şaşaaya alıştık bence. Direk atlayıp eve geldik. Her gece film izleyip gecenin bi vakti uyuduğumdan olacak çok yorgun hissediyodum kendimi yattım uyudum. Arkadaş geldi başımda bişeyler saçmalıyo dedim noluyo bi zarf uzattı pedicab driver license im gelmiş. Bugün 12. gündü ve nihayet geldi. "Ne demek oluyo şimdi bu ?" Yarın emekçiler safına katılacağım anlamına geliyo bu kart. Valla işler gittikçe yoluna girmeye herşey çok güzel olmaya başladı. Yarın pedicab başına geçip asılcam pedallara. Artık nasip kısmet. Hep dediğim gibi "Bacağıma guvvet.". Sevgiler.

24 Haziran 2011 Cuma

Güzel Bayan

   Hey sen ! Kaç gece uykularımı kaçıran her gördüğümde heyecandan midemi ağzıma getiren güzel bayan ! Bu yazdıklarım senin için belki denk gelir de birgün okursun. Sana bi kaç tane sır vercem belki lazım olur.
   Bilmen gereken ilk şey eğer sana 'Seni seviyorum' dersem sakın inanma. Bundan asla emin olamazsın. Sevmeyi bilmez miyim peki ben ? Sevdim mi adam gibi severim bundan hiç şüphen olmasın. Benim asıl merak ettiğim 'Seni seviyorum' dersem bana inanır mıydın ?
   Bazen hepimizin başına gelir be güzel bayan. Ne olur bilmezsin sağa gitsen yok sola gitsen yok gelen bir var mı dersen öyle bişey hiç olmadı zaten. İnsan oğlu böyle ; yalnızlığa gelemez. En olmadık birine denk gelir. Bi an olsa bi bakış oldu mu o iş oracıkta biter. Allah kurtarsın...
   Biliyo musun kendimi o kadar yorgun hissediyorum ki kalkıp peşine koşasım gelmiyo. En olmadık anlarda aklıma takılmana daha doğrusu benim aklımın sana takılamsına da engel olamıyorum. Bak bunlar gerçek bunlara inanabilirsin. Sebebi deli divane aşık olamam mı ; değil tabi ki bunu ikimiz de biliyoruz. Dedim ya bazen hepimizin başına gelir yalnızlıktan sıkılıp birine yakınlık duyarsın , yakınlık duyurmaya çalışırsın en gürültülü mekana denk gelir. Aslında sen de duydun da müziğin ritmi daha hoş geldi biliyorum. Az çok ben de anlarım müzikten hani.
   Şu an ebesinin fizanındayım. Olmaz olası keşke gitarımı getirip kalbimi orda bırakaydım. Şu mendebur X-ray niye ötmedi anlamıyorum aklımda insan kaçırıyorum ben birileri beni tutuklamalı. Kurban olayım sen olma o kişi zaten aklımı göz altına aldın bari elimi kolumu bağlama. Anlarsan bi sen anlarsın. Avukatımı istiyorum !
   Hadi diyelim bu kadar yazıyı hiç yazmadım farz et ve sadece burdan yazmaya başladığımı bir düşün. Hadi diyelim ben 'Seni seviyorum' dedim ve sen de inandın. Ne değişirdi ? Bak bu sorunun cevabını hakkaten bilmiyorum. Cidden soruyorum. Ne değişirdi ? Hmm bi düşünelim. İnandın bana ben de sana söylediklerime ve sonra da senin söylediklerine. Sevdik kısacası. Sonra bozuştuk. Sonra küstük. Sonra ayrıldık. Sonra pişman olduk. Sonra özledik. Buraya kadar doğru gittim sanırım. Okuduğunda sen de hak verirsin kesin.
   Bunların hiçbiri olmadığına göre çok şey değişirmiş gibi duruyo. Ama aslına bakarsan bunlar zaten yaşandı. Sessiz sinema gibi. Siyah-beyaz dublajsız filmler gibi. Sevdim. Tam olarak geçmiş zaman kullanmasam daha iyi gibi. Demek istediğim sevebilirdim eğer izin verseydin. Sonra bozuştuk. Evet bi sınavdan geçiyorduk. Sınavımız kötü geçti ve eğlenmeyi hakedemedik. Sen bi tarafa gittin , ben ayrı bi tarafa . Aslında aynı masada oturmamız ne kadar tuhaftı değil mi güzel bayan. Gelelim küsme faslına. Ne yani ilk okul çocukları gibi iki parmağımı uzatıp "boz" mu demeliydim. Büyüdük canım artık o kadar da değil. Ne kadar uzaklaştık nasıl ayrı kaldık hiç bilmiyorum. Ne kadar da ani oldu dimi. Gelen konar , konan göçer. Bu lafı duymuşsundur. Kondun ve göçtün. Sonrasında pişman oldum hem de çok. Tıpkı gece sarhoş olup sabah pişman olan sarhoşlar gibi pişman oldum. Şu anda özlüyorum. Aslında buna da inanma emin olamazsın yine. Özlediğimi varsay ne değişir. Uzun uzun anlattırma bana halden anla işte.
   Aslında neyi özlüyorum biliyo musun. Sadece özlendiğimi bilmeyi özlüyorum. Seni değil. Buna kesinlikle inan ve emin ol. Vay be başlamayan bi aşkın bitiş hikayesi. İngilizceye çevirsem nobel alırım belki.İşte böyle güzel bayan bizim hikayemiz. Bazen hiç başlamaması bigün bitmesinden iyidir dimi. İyidir iyidir. İsabet olmuş.
   Saygı değer takipçilerim eğer " Ne saçmalamış lan bu mal? " diye bi düşünce geçtiyse aklınızdan bu yazı size ait değil demektir. İçindeki şifreleri sadece bi kişi çözcek ve lanet ortadan kalkcak. Sevgiler.

22 Haziran 2011 Çarşamba

Yeni Kıta Yeni Şans

   Nerden başlamalı bilmiyorum. Baya zaman oldu New York'a geleli. Anca yerleştim anca düzenimi kurabildim. Ama hiç kolay olmadı. Bildiğim ve kullandığım herşey burda çok farklı. Alışması zaman aldı. İlk geldiğim zamanlarda hissettiğim o iğrenç belirsizlik duuygusu nerdeyse hiç kalmadı. Etrafı öğrenmek nasıl olduysa pek bi kolay oldu. Büyüdük mü ne.
   JFK ye indiğim o gün herşey çok tuhaftı. İstanbul'dan öğlen 12 de uçağa binip 9 saat uçtuktan sonra saat 15.30 da New York'a inmek inanılmaz saçmaydı. Hele uçağın inmesi ve kalkması arka arkaya 10 kere "Adrenalin" e binmiş gibi bi his verdi. Baya bi heyecanla indik uçaktan anlayacağın. Hava alanının dışı ve ilk şok. Amerikayla özdeşleşmiş olan o sarı ford taksiler her yerde. Daha önce hiç görmediğim bi sürü araba , daha önce adını dahi duymadığım bi sürü marka kocaman tırlar kamyonlar... Çok sürmedi bi 10 dk sonra meşhur New York trafiğinin tam ortasında kaldık. İntihar sebebi.
   Manhattan'a geldik. New York'un göbeği. Yüksek binalar ışıl ışıl caddeler hakkaten baş döndürücü bir tabloydu. Sonra eve geldik. Yaşamaya başladık. Sonra günler benzer şekilde geçti. Ne kadar anlatmaya çalışsam da pek bi faydası olmaz. Bi sürü teferruat.
   Ankara'ya geldiğim zamanları gurbet sayardım. Vay be Ankara'yı özleyeceğim hiç gelmezdi aklıma. Neresi gurbetmiş ya hiç olmazsa yer biliyon yol biliyon hadi diyelim bilmiyosun herkese sorabilirsin ya da tabelaları okuyup anlayabilirsin. Her şeyi nasıl özledim anlatamam. En basitinden bi bardak demli çay-ki çay benim için bi çok şey ifade eder. Duygularım çok çabuk değişiyo. Bazen macera dolu Amerika oluyo bazen altın kafes gibi dar geliyo. Aslına bakıldığında inanılmaz bi tecrübe. Her anlamda paranı idareli kullanman lazım , her yeri kendin öğrenmen lazım insanlarla iletişim kurman lazım. Evet yabancısın ama bi şekilde yerli gibi davranman lazım. Çok tuhaf işte kelimelere dökülünce saçmalıyorum. Çünkü durumun  kendisi de pek farklı değil.
   Kendime şaşırıyorum ya. Resmen ingilizce dertleştim dün gece. Üniversiteye dair , aşka dair , kızlara dair hayata dair. Konuştuğum kız bir rustu. Ama diğerlerinden hakkaten farklıydı. İçki sigara içmiyo ve daha ciddi şeyler için çabalıyo. Benden büyüktü belki abla desem abes kaçmazdı. Başımdan geçenleri anlattım ona. Bütün hayatımda yaşadıklarımı, bi yere varamadığımı ve şu an yaşayacaklarımı kestiremediğimi ve umudumun giderek azaldığını. Onun durumu da biraz karışıktı. Sadece yanlış anlamda kullandığı ingilizce bi kelimeden ötürü sevgili olabileceği çocuğu kaybetmişti. Aslında ne kadar da ucuz bi bahane. Ama adam siyah olunca iş biraz ırkçılığa kaçmış sanırım. Laf döndü dolaştı müziğe geldi. Kız da müzisyen piyano çalıyo ve sesi acayip kaliteli. Birlikte üç beş şarkı söyledik gecenin bi yarısı. Gerçekten çok eğlendim. Sonra biraz İngilizce telaffuzları üzerine konuştuk ve dün gece böyle bitti.
   Çok uzak be. Dönmek istesen dönemezsin kalmak istesen alışmak zorunda olduğun bi sürü şey. 12. gün bugün bi sürü şey öğrendim. En güzeli de ne biliyo musun.Burdan geri döndüğümde hayatım boyunca ihtiyacım olacak bi sürü tecrübe ve bü sürü hatıram olcak. Şu zamana kadar bile bi sürü olay oldu bi sürü şey geçti başımdan. Daha herşey için erken hele bi işe başlıyım ne kadar eğlencem Allah bilir. Bu uzun ara için kusura bakmayın en kısa zamanda tekrar yazarım. sevgiler.
 

7 Haziran 2011 Salı

Ayrı Telden

   Sanırım en son olduğum finalden bahsederek başlasam yerinde olur. Yine korkarak girdiğim bi sınavdan 90 alıp çıktım. Bu sadece matematiğe özgü bişey , hala anlam veremedim.Sınavlar bitti bir sene daha eksildi ömürden. Hayırlısı...
   Hangi gündü ne amaçla dışardaydım tam hatırlayamıyorum. Yine ren istasyonunda tren beklerken yanıma bi velet geldi. Elini uzattı "Allah sevdiğinden ayırmasın" dedi. Bu kadar yılışık birinin eminim parasızlık gibi bi derdi yoktu. " Sevdiğim yok benim. " dedim. Sanki içimde bişeyler cız etti. Bi anda canım sıkıldı. Ulan velet adam gibi istesene paranı. Benim özel hayatımı ne diye kurcalıyosun. Lazım azizim bi sevilecek...
   Son zamanların en hareketli günlerinin hala içindeyim. İlk önce yurdu boşaltmaya çalıştım ki odada adım atcak yer kalmadan toparlanmak pek mümkün olmadı. Onları arabayla başka bi yere bıraktık. Sonra ver elini İstanbul. Biraz geç geldik sanki 7 saat sürdü yol. Önemli olan sağ salim gelebilmekti ki bunu başardık çok şükür.
   Bi yarın kaldı önümde. Muhtemelen İstanbul dan yazdığım son blog olcak. Ne olcak beni ne bekliyo tam bilemiyorum. Belki her günü yazabilcem belki bu son olcak. Daha ayrılmadan İstanbul da kaldım aklım. İki gün bana yetmezdi ve birini harcadık boş boş. Yarın da pek farklı olmicak ya nese. Daha güzel günler beni bekliyo bundan hiç şüphem yok. Yeni bi macera yeni bi şans. Elveda İstanbul tekrara görüşmek üzere ...

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Oh Be !

   Evet millet bugün dananın kuyruğu koptu. Facebook denen gavur icadının nelere güç yetirebileceğini gördüm bu beni oldukça şaşırttı. Ama gayet iyi oldu ne mutlu bana. Yavaş yavaş aydınlanıyorum mu nedir artık zihniyet olarak yol katediyorum. Biliyorum bu sene için artık ne yapsam kar etmicek ama seneye daha başka olcak inanıyorum salak gibi bitmicek gelecek senem.
   Ufaktan hava kararmaya başladı EMG sınavı iyi kötü geçti. Yarın matematik finali var birazdan incem kütüphaneye bi güzel çalışcam. Son bi gayret ve ertesi gün lunaparka gitcez düşüncesi bile hoş. Çarşamba da vize randevusuna gitcem. Bu gün itibariyle bütün evrakları tamamlamış bulunuyorum. Elim ayağıma dolaşmazsa 9 haziran uçak kalkar babacım ver elini New York.
   Olm artık yeni şeyler keşfettim. Kendim kalkmadığım sürece kimsenin kaldıracağı yok. Yeni hevesler yeni hayaller bakarsın hayat daha da güzelleşir. Hele bi yarın olsun şu sınav bitsin bide iyi geçerse değmen benim keyfime be heyt !
   Hadi bakalım çayı da içtiğimize göre şimdi ders çalışabilirim. Uykum da var ama gece 12 ye kadar uyumadan çalışcam. Son gece abi ne kadar yorucu olabilir ki  ???



  

26 Mayıs 2011 Perşembe

Görüyorum Görüyorum !

   Gözlerimde lensler olmasına rağmen hala herşeyi bulanık görüyorsam belki de dünyam bulanmıştır ya da herşeyi görmek istediğim gibi görüyorum. Aslında ortalıkta ne toz varmış ne duman. Herşey bir hayal ürünü.İstediğm şekilde yontmuşum resmen. Ne güzel toz yoksa duman yoksa daha berrrak günlerim var demek ki; varsın yalnız olsun ne çıkar...

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Salak Günlere Dönüş

   Aslında ortalık daha toz duman. Bilmiyorum ne gördüm ne hissettim ama biraz daha uzaktan bakınca olay henüz netleşmemiş. Doğrulmak üzereydim oysa. Nese ayaklar altında ezilmektense bi köşede oturup beklemek daha iyi sanırım.
   Final haftasının ortalarına kadar geldim. Sabah erkenden yine okul var. İşin aslı keşke hergün okul olsa da bana da eğlence çıksa. Şu yurttan nefret ediyorum artık. Hoş seneye nerde kalacağım daha belli bilie değilken bu kadar artisliği niye yapıyorum ben de bilmiyorum. Sokakta kalmam ya düşünmeye lüzum yok neyse ne.
   Her şey iyi hoş da yalnızlık kötü be abi. Yalnızlığı da kabullendim bi yerden sonra. Şimdi de aç geziyorum. Bişeyler yiyim diyorum ne yesem midem bulanıyo. Bir iki şeyle geçiştiriyorum resmen. Bu aralar böyle be sanırım doğrulma işi başka bahara. Daha yolumuz var daha çocuğuz...
  

12 Mayıs 2011 Perşembe

Utanır İnsan Böyle Yalnız Olunur Mu ?

   Ahan da blogger ı açmışlar valla çok sevindim. Baya zaman oldu yazmayalı be özlemişim. Hoş çok okuyan yok ya neyse önemli olan yazmak. Yazmadığım üç ay içerisinde romanlık günler geçirdim ama geçen geçti. Artık yeniden yazmaya bugünden başlayalım.
  Şu benim Amerika işi vardı ya uçak biletini almaya kadar vardı o iş. Bu gün saat üç gibi kızılaya gideyim diyerekten evden çıktım. Mecbur bi saati bi saatini tumayan ve Sıhhiyeden ötesine gidemeyen banliyoya bindim. Elimde de bitirmek üzere olduğum Empati kitabı vardı. Tren gelene kadar onu da bitirdim. Müzik dinlemeyi bırakalı -bırakmak zorunda kalalı- baya oldu. Lanet kulaklık da bozulacak vakti buldu. Yarım saat ne yapmalı şu trende diye düşünürken kitabın beğendiğim yerlerini tekrardan okumaya karar verdim. Çok da önemli değil gerçi bi şekilde vardım Sıhhiyeye. Hava da inceden yağıyo. Yanımda şemsiye neyin de yok aslında tüm hayatım boyunca da hiç olmadı. Ha durdu ha duracak derken yürümeye devam ettim. Tam aksine hızlandıkça hızlandı. Boynumdan aşağı sular sızmaya başladıktan sonra yağmuru umursamamaya başladım. Umursasam nolcak ki kaç kere sırılsıklam olabilir bi insan. Rüzgarla birlikte yüzümdeki ıslaklık iyice can sıkıcı oldu.
   Kızılaya vardım. İnsanlara çarpmadan yürümenin imkansız olduğu sokaklar bomboştu. Ve aylardan sonra o sokaklarda bankların var olduğunu farkettim. Yürürken en azından çoraplarım ıslanmadı hehe diye mutlu olmak için sudan sebeplere çoktan bel bağlamıştım. Etrafa bakınca cinsiyet ayrıımı yapmadan insanların en az iki kişilik gruplar halinde  koşuşturmalarını gördüm. Evet tek başınaydım ve direk göze battığımı düşünmeye başlamıştım.
"  Olmuyor ne yapsam olmuyor
   Çok mu gördün hevesleri
   Hasret senden yana
   Sevda senden yana
   Değişmedin kaderim
   Hep mi hüsran
   Bana hep mi veda
   Yok mu sende hiç deva ? "
   Şarkısı da nedense dilime dolandı. Islana ıslana yürümeye devam ettim. Yağmurunsa durmaya hiç niyeti yoktu. Işıkta bekleyen arabaların arasından karşıya geçerken akan suyun ayakkabımın boyunu geçmesi soğuk bi irkilmeye sebep oldu bende. Karşı kaldırıma geçtiğimde iki ayağımdan da vıcık vıcık sesleri duyabiliyordum. Varsın olsun be.O günkü yegane mutluluk sebebim olan kuru ayaklarım da beni terketmişti.
   Sonuçta gittim uçak biletimi  aldım. Aslında hiç büyütülecek bişey yok. Ver parayı al bileti bu  kadar basit. Geri dönerken otobüse bineyim dedim ama yağmurun işine bak ; duruvermişti. Bu kadar yürüyünce acıktım haliyle. Yemek yedim sonra ordan okula gidiyim dedim. Bi sebebi mi olmalı diye düşündüm ve sadece gittim. Kahve içmek iyi geldi sonra tekrar banliyoya. Oturduğum koltuğun karşısında gençten bi çift vardı. Çoğu aşık gibi bunlar da problemliydi. 1 dakika içinde 3 kere kavgaya tutuşup 3 kere herşeyi tatlıya bağlıyorlardı.
   " - Sen bana niye öyle davranıyosun?
     - Sen de bana öyle davranıyosun çünkü
     - Sen öyle davranmasan ben öyle davranmam
     - Sen öyle davranmasan ben de ö.. "
   Kesin be hep aynı boktan kavgalar. Neyse ki çok geçmeden ineceğim istasyona geldim. Trene binmeden önce yalnızlığa hayıflanırken , indiğimde böyle boktan bi ilişki yerine yalnızlığı bağrıma bastım. Her ne kadar "yalnızlık" benim duygularıma cevap vermese de.
   Heralde temiz kalplilğimden olacak yurda gelince blog yazmalıyım diye düşündüm. Nasibe bak ki site açılmış. Tüm blogger lara hayırlı olsun.

25 Şubat 2011 Cuma

Merak Ediyorum

    Hala anlam veremiyorum ne olup bittiğine. Sadece susuyorum. Söylenecek ne kaldı ?
    Dışarda yürümeye başlmıştıım. İçimde çok tuhaf hisler vardı. Belki fırtına sonrası sessizlik belki de olanları kabullenmeye çalışır bir haldeydim.Birbirine çarpmadan yürüyen insanlar , kaza yapmaya çok yaklaşıp kıl payıyla kurtulan arabalar görüyordum. Adımlarım iyice yavaşlamış anlamsızlığım iyice artmıştı. Artık okul da keyifli gelmiyordu. Tatsızdım.
   Bilmiyordum, merak ediyordum , kavrayamıyordum , anlayamıyordum , yoruluyordum , sıkılıyordum sonra tekrardan başa dönüyordum bilmek istiyordum, merak ediyordum... Aklımda bi sürü ihtimaller "Olasılık kuramı" nı yeniden yazıyordum. Aslında konuşmak istiyordum. Sıcak insanların soğuk muhabbetlerinden sıkılıyordum. Kimseye anlatamıyordum. Bir bilseler...
   İçin için olması gerekenin bu olduğunu anlatıyordum kendime ama dinleyen kim. Kurtulamıyordum. Saçmalamaya başlamıştıım hala anlam veremiyordum. Düşünüyordum, düşünemiyordum. Okuduğum kitaba beynimdeki karakterleri yerleştiriyordum. Barda konuşan sarhoşun hayat hikayesine dertleniyordum. Kendini hiç tanımadığı birilerine anlatabilme yeteneğine sahipti. Kolay bir iş değildi bu. Adamı anlıyordum...
    Uzaya uzaya bitmeyen yol bugün gözüme çok kısa geliyordu. Sanki birkaç istasyona hiç uğramamış gibiydi bindiğim tren. Bir yığın insanla birlikte trenden iniyordum. Bu kadar kalabalığın içinden kurtulmaya çalışıyordum.İnsanların yanlarından geçmeye çalıştıkça birilerine çarpıyordum. Umrsamıyordum. Elimi vurduğum demir parçasının verdiği acıyı çok sıradan karşılıyordum. Işıklarda beklerken insanların ne acelesi olduğunu bilmiyordum. Merak ediyordum....
    Yurda yaklaşmaya başlıyordum. Yokuşun en üst noktasında pek bi anlamsız bir kale gibi duruyordu. Bacaklarımın bağıran araba motorları gbi inlediğini duyuyordum. Kimse duymuyordu. Bütün dünya benim omuzlarımda gibiydi. Mitolojik kahramanları düşünüyordum. Atlas ismi aklıma takılıyordu. Emin olamıyordum. Dengede tutmaya çalışıyordum şu koca dünyayı. Ama kendi dengemi sağlamaktan acizdim. Kaldırımları izliyordum. Yeni yapılan binalar çarpıyordu gözüme. Kimbilir nasıl insanlar oturacaklardı? Merak ediyordum...
   Elimdeki sızının sebebini anlamıyordum. Elime baktığımda kanımın çoktan pembe renkli bir pıhtıya dönüştüğünü görüyordum. Çarptığım demiri hatırlıyordum. Umursamıyordum. Kalbimin de pıhtılara boğulduğunu düşünüyordum. Ne zaman temizleneceğini bilmiyordum. Merak ediyordum...
   Yurda geliyordum. Bomboş yatağa bırakıyordum kendimi. Kitaba devam etmek istiyordum. Sıkılıyordum. Okumaktan vazgeçiyordum. Düşünüyordum ve hala düşünüyorum...

20 Şubat 2011 Pazar

Bu Gece

Bu gece bir yıldız kadar parlağım,
Gaz lambası yağıyım hiç yanmadığım kadar yandığım.
Bir sayfaya düşsem bir gözyaşı gibi
Bir damla yangın olurum, dalgın ruhumu dağlarım.
Bu gece hiçbirşey mutlu edemez beni,
Ne diz çöktüğünü görmek ne de sevgin ve varlığın,
Karanlığın içime dolduğunu farkettiğimde saklandığım
Bir yatak örtüsü ve bir dizi masal öylece inandığım...

15 Şubat 2011 Salı

Yum Gözlerini

İklimi sonbahardır hep bu viran şehrin,
Can yakan bir tipi yalar özleyişlerini,
Ne acını hissedersin ne de kanayan yüreğini,
Hele bir de gece olunca hiçliğe sararsın paramparça bedenini...
Alışmaz gözlerin böylesi bir karanlığa,
Yumarsın gözlerini önünü görmeden yürürsün.
Anlamazsın duvarlara çarptığını,
Anlamazsın bin adım atsan da aynı yerde durduğunu,
Ne zaman sonra farkedersin,
Ne yitirip ne bulduğunu,
Solursun içine düştüğün zindanın kesif küf kokusunu,
İşte o zaman anlarsın...
Nasıl uçsuz bucaksız, nasıl O'nla dolduğunu...
Ayaklar gitmez bir yerden sonra,
Yığılıverir yüreğin.
Terkedilmişlik sarar dört bir yanını,
Avuçların yetmez kapatmaya sancıyan yaralarını,
Hıçkırıklar bulanır gözyaşlarına,
Kendi nefesinde boğulursun,
Herşey susunca karanlığın ortasında,
Ağlamaktan uykusu gelmiş bir çocuk bulursun.
Silersin gözyaşlarını, yeni bir güne uyanmak umuduyla,
Hiçbirşey olmamış farzedip kapatırsın gözlerini
Ve uyursun...

13 Şubat 2011 Pazar

Kızılaylay

   Gece yarısını çoktan geçmiş. İnsan gece olunca daha bi kapanır ya içine tam olarak kendimleyim. Bi yandan da "Zakkum" dinliyorum. Bir dizi güzel şarkı yapmışlar tavsiye ederim.
   Sabah nasıl da zor uyandım. Saat 11 de amcama kahvaltıya gittik. İstanbul'dan geleli kısa bi zaman oldu ama başgösteren aç kalma problemine iyi geldi bu kahvaltı. Sonra benden 10 yaş büyük iki kuzenle dışarı çıktık ya da ben onların peşine takıldım. Allah'tan işleri güçleri olmasına rağmen bekarlar. Beni bi güzel ağırladılar. Tavla çay sohbet muhabbet derken güzel bi gün geçirdim. Hep kötü olcak değil ya.
   Bugün sahip olduğum bi şeyin kıymetini anladım. Gurbette olunca yanlarına gidebileceğin akrabaların olması hakkaten süpermiş. Ankara'ya alışıyor muyum ne :)

12 Şubat 2011 Cumartesi

Sonu Olsa Keşke

Yollarıma düştüğünde gururun önüne çıkıp da engelliyorsa seni,
Düştüğünde kalkmak yerine vazgeçiyorsan herşeyden , vazgeçiyorsan sevmekten beni,
Gururun her zamankinden daha çok ziyan ediyordur ikimizi
Önüne çıkmaktan korkup da senden vazgeçiyorsam eğer,
Çıkıp da camlara her gün hatırlıyorsam ismini
Engelliyorsa sana olan aşkım, yüreğimden taşan nefretimi,
Seni hala seviyorumdur, yıkıp geçsen de silsen de beni...

Yokluğun hiç belli etmeden sarsıyorsa zar zor atan kalbimi,
Hiç olmamışsın sana en muhtaç olduğum günden beri,
Belli bunun aşk olmadığı hissettiriyorsa yıkılmışlık hissini,
Etmeden eyvallah, içimi dökemiyorsam kimseye ,
Sarsıyorsa günde bilmem kaç kez , anlayamıyorsam ne olup bittiğini
Zar zor dayanıyorsam , alışamıyorsam zamansız vedalara ,
Atan sensin bu aşkı , kırıp döken de sen ama
Kalbimi de alıkoyamıyorsam bu çelişkiden seni hala seviyorum demektir...

11 Şubat 2011 Cuma

Aynı...

   Yalnızsan unutulursun. Kimsenin umrunda olmazsın. Tabi işler karşılıklı. Sen de kimseyi umursamazsın. İnsanlara kızamazsın çünkü insan sevdiğine kızar. Uzaklaşmaya başladığımı düşünüyorum artık herşeyden. Gün dolduruyorum sanki geçen günleri bi anlandırabilsem. Şu sıralar en çok istediğim şey bu galiba.
   Kafam fena karışık bu aralar. Akıntıya karşı yüzüyorum sanki. Limana çıkmayı ümit ederken iyice uzaklaşıyorum. Tükenmesine ramak kalan son gücümü avare harcıyorum. Sonunda olacak şey belli . Sırt üstü yatarım denize dalgalar beni nereye götürürse. İşte hayat bazen böyle. Ne yaparsan yap olmuyor bazen. Neyi beklediğini bilmeyince beklemek insanı büsbütün çileden çıkarıyo. Ama ne yaparsın beklemekten başka çare mi var ? Ne yapsam hep bi şeyler eksik hep içimde bi sıkıntı var. Ocağı açık unutmuşum havası var. Hoş "Hangi ocağı açık unutabilirim?" diyorum kendime ama kendime söz geçiremiyorum. Ve hala şikayetçiyim sağlam bi muhabbet ortamını bulamadığım için.
   "Gitme!" demek zor. Gel diyememek de ayrı bi bela. Allah'tan insanın kotası neyin yok ne var ne yok at içine. İçin doldukça daha fazla sus. Daha fazla içine at daha fazla sus. Çırpındıkça batmak böyle bişey olsa gerek. Dur bakalım daha ne kadar batarız , ne kadar derine ineriz ? Ne zaman sonra su üstüne çıkar , ne zaman varırız o limana...

6 Şubat 2011 Pazar

Saçma Günler Seremonisi

   Yitirmeden anlamaz mı insan sevdiği şeylerin kıymetini ? Düşününce zaten kıymetini biliyorum der insan ama yitirdiğinde kafasına dank eder. Bi yığın pişmanlık gelir sonra...
   Anlamsız bi gündü bugün. Yaşanmasaydı da olurdu. İçimde çok tuhaf bir his vardı. Bişeylere kızmıştım . Ne olduğunu bilemeyince de keskin sirke küpüne zarar misali içim içimi yedi. Çıkıp dolaşıyım dedim belki rahatlarım. Çıktım dışarı atladım otobüse Bakırköy'e gittim. Pazar gününün verdiği coşkuyla insanlar sel şeklinde akıyolardı sağdan soldan. İçim daraldı . Ana caddelerin yerine daha tenha sokaklarda yürüdüm bi başıma. Artık insanların içine karışmak da canımı sıkmaya başladı. Adım atmaya yer yokken caddelerde tek dolaşmak ayrı bi koyuyo. Her dükkanın camında sevgililer gününüz kutlu olsun yazılarını okumamak için sarf ettiğim çaba hayliyle yordu beni. Çok lazımmış gibi her dükkanı dolaştım. Merak eder gibi içerdeki elemanlara soru sordum. Durum o kadar vahim yani.
   Bakırköy'den sıkılınca atladım boş bi otobüse sadece bir bardak çay içmeye Aksaray'a gittim. Gönül sohbet ister kahve bahane . Ama kime diyorum. Aldım çayımı attım içine üç şeker karıştırdım içtim. Keşke daha güzel yapabilseler şu çayı. Sonra amaçsız gezime devam ettim. Biraz daha dolandım serseri mayın gibi. Sıkılmam zaten uzun sürmedi. Yine bindim boş bi otobüse açtım müziğimi. Belki trafik vardır diye ümitlendim. Yolculuğum kısa sürmesin istiyodum ama hep insanın siniri bozulsun diye aklındakinin tersi olur ya yine öyle bi duruma denk geldim. Kaç saatten sonra alıştım zaten saçma sapan şeylere.
   Sohbet edecek kimse olmayınca insan daha derin düşüncelere dalıyo. Şu an sahip olduklarımın yada sahip olacaklarımın kıymetini bilmeye karar verdim. İşin kötü tarafı neye sahibim neye değilim neye sahip olacağım tam kestiremedim. Heralde kaybedince evet bunun kıymetini bilememişim dicem. Dünyanın kanunu bu olsa gerek.
   Sevgililer gününe de az kalmış cidden adamlar haklı. Bi dükkanın önünden geçerken çok güzel kırmızı kalpli bi kutu gördüm.Tam alınası. Gel gör ki verilecek kimse olmayınca bütün büyüsünü yitirdi gözümde. Her zaman ki gibi önünden yürüdüm geçtim. Sevgililer gününe az kalmış olsa kaç yazar. İsterse 5 yıl kalmış olsun "Yalnızlık Ömür Boyu..." olduktan sonra biri geçer diğeri gelir.

 

1 Şubat 2011 Salı

Memleketten Bir Haber Var

   Bir hayale ulaşmanın zevkini yaşıyorum şu aralar İstanbulda. Aklım rahat hakkaten dinleniyorum. İnsan evini ailesini özlüyor be . Kafam bozulunca çıkıp dolaşmak varmış istanbulda. Çok şükrediyorum rabbime hiç bi derdim yok. Dersler iyi kötü kurtarır. O kadar da dert edilecek bişey yokmuş ortalıkta. Halının altına süpürüverdik gitti .
   İstediğim kadar uyku , istediğim kadar gezme ve istediğim yemekler... Eş dost muhabbetleri. Keyfim yerinde soracak olursanız. Hoş Ankara yı da özlemedim değil ama özlenmeye değer birşeyler bıraktığım için yoksa Ankara nese gerisi size kalsın.
   Hayat her şekliyle güzel sanırım. İnsan her zaman mutlu olabilmeyi bi şekilde başarıyo. Mutlu olmak için sebep aramaya da gerek yok. Bulmak çok kolay bence. Yum gözlerini yatağına yattığın zaman en güzel sebep gelsin gözünün önüne. Gerisi mi ? Orası adamına göre değişir ;)

18 Ocak 2011 Salı

Bir Nefes Hayal ...

   Günler günlerin ardından birbir geçiyo. Hızla geçmesini tüm kalbimle istediğim son üç gün var önümde. Bugün gidip pasaport çıkartıcam eğer evdeki hesap çarşıya uyarsa. Bugün için zaten bi mesele yok. Çarşamba günü teknik resim finali ve perşembe de mat finali var. Sıkılsam da bi yandan bu sınavları kurtuluş olarak görüyorum. Hani aşı olunca eve gönderirlerdi ya bizi tam olarak bu duyguyu yaşıyorum.
   Burnumnda hep hayalini kurduğum adana dürümün kokusu var. Ah İstanbu ah... Gecenin bi yarısı İstanbula incem. Sıcacık havası yüzüme değcek ve işte o an yüzümde tarifsiz bir tebessüm olcak. Mutlu mesut evime yüricem. Annem , babam ve abim... Bu kadar özliceğimi hiç hayal etmemiştim. Hep hiç tanıdığım olmasın alıp başımı gideyim, otobüs nerde durursa inip sıfırdan bambaşka bi hayata başlıyım isterdim. Tabi bu hayal annemin beni çaya çağırma sesiyle kesildiğinden olacak çok mantıklı gelirdi. Ama bu hayali ,sessizliği sadece bilgisayar fanının böldüğü bi odada tek başına kurmak inanılmaz itici.İnsanı hayata bağlayan hayallerinin olması ne güzelmiş. Birilerinin beni beklediğini bilmek...
   Yatağımda uyancam sabahleyin. Annem çoktan kahvaltıyı hazırlamış olcak. Yine kahvaltıdan sonra devam eden sohbetlere dalcaz annemle. Kahvaltı bitince abimle atlarız arabaya ver elini florya deniz kenarı. Al abi sıcacık bi bardak çay, denize karşı yudumla mis gibi. Denizden hafif bi esinti . Ürpermek bile keyif vercek . Akşamın onunda abimle dürüm yemeye gitcez tee Fatih e. İki tane bir buçuk adana . İşte bu ya . Bu cümleyi söylemek için sabırsızlanıyorum. Yemeğin üstüne iki çay . Sonra abi kardeş atla arabaya gecenin bi yarısı sinemaya git. Arada vur sohbetin gözüne gözüne...
   Sonra Eminönüne gitmek var. Galata köprüsünden boğaza bakmak bir ömre bedel. Köprüde balık tutan insanlar , vapur sirenleri martı seslerine karışcak. Ordan Kadıköye geçcem vapurla . Vapurda çay içmenin verdiği keyif atlanmicak kadar büyük. Haydarpaşada incem. Tam garın önünde bi kafe var. Orda söylicem kahvemi denize sıfır. Sonra yürürüm şöyle bir karşıdaki iskeleye doğru.Ufaktan geri dönüş yolculuğu. Olsun sonuçta evime dönmüş olcam. Annemin yaptıı mis gibi yemekler olcak ve peşinden taze demlenmiş çay...
   İstiklal caddesinde yürümek var daha. Her seferinde yol daha bi uzar gözümde. Bi yığın insan arasında yürürken kendimi hep başka bi alemde hissederim. Aradan geçen nostaljik tramvayın çanı da bu büyülü havayı tamamlar. Sağda solda oturmuş canlı müzik yapan gruplar , yanından hızla geçen koşuşturan insanlar , ben gibi sadece yürümek amacında olanlar... O caddede boş boş yürümek bile baya keyifli. İstiklal caddesinin sonunda gitarcılarla dolu bi cadde daha var. Tam galata kulesinin yanından geçer. Günümün en anlamlı bölümü o caddede geçer. Belki 50 kere aynı vitrinlere bakmışımdır. 51. sini de aynı hayranlıkla tekrarlayabilirim. Orda bir iki tane dosta selam verip birer çaylarını içtikten sonra o cadde karaköye iner.İstanbul hakkındaki az bilinen bi gerçek : O tarihi yarımadada hangi yokuşu inerseniz inin mutlaka bi sahile varır. Bu gerçekliği bi kere daha tecrübe etmek çok güzel olcak.
   Daha çok şey var anlatılcak. Bir yandan da sınavlar hala devam ediyo. Sınavları düşündükçe canım çok sıkılıyo. Bu hayallerle dayanıyorum bu kocaman yabancı şehre. Hala alışmayı ümit ediyorum. Kaç aydır vazgeçmeden yaptığım gibi. Ama gurbet her türlü zor. Konuşmak lazım . Bu şehirde insan kendini bile dinleyemiyo. Aslına bakarsanız ben bu şehre ait hiçbirşeyi sevmiyorum. Dönüş yolunu bile...
   

15 Ocak 2011 Cumartesi

Lunapark'a Açısal Bir Bakış

   Hayatta hatırlanmaya değer günlerden biriydi bugün. Kolay bi tarih sınavında bile bi sürü soru sallayarak başlayalım. Ardından her zaman ki gibi yarım saat kırtasiyenin önünde "Nereye gidiyoruz ? , Nereye gidiyosunuz millet ? , X kişisi de gelcek azcık bekleyelim." şeklindeki klişe laflardan sonra gittik yemek yedik. Benim için hiç bi anlam ifade etmeyen yurda dönmemek için yalvarırcasına ağlaştım lütfen gitmeyin diye. Allah tan sesimi duyan bir güruh insan yalnız bırakmadı beni ve gençlik parkına gittik. Herkesin aklında çarpışan arabalara binmek gibi bi düşünce vardı. Lunaparka geldiğimizde tren tarzı bi alet vardı ona bindik önce. Valla ne yalan söyliyim baya tırstım. Sanki araç raylardan kurtulmuş gibi düşüyodu. Tabi indikten sonra herkes elini ayağını titrer vaziyette bulunca iki tane arabayı çarpıştırmak gibi çocukça bişeyi reddetti. Adrenalin denilen o dönen zımbırtıya kafamız takıldı ama o kadar da delirmedik diyip vazgeçtik. Crazy dance denen olduğu yerdiği dönmezmiş gibi bide kendi kendine saçma sapan doğrultularda dönen o alete de bindik. Operatör dayı baya sıkılmış olcak bizi bi türlü indirmedi. Boğazım kupkuru oldu ve ufaktan midem bulandı . İndiğimizde dengemi sağlayamasam da çok keyif aldım. Çoğu oyuncak kapalı olduğu için ordan çıkıp yemek yedik. İnsanları gitmemek için ikna etmeye çalışsam da bu sefer pek oralı olmadılar.Mecburen geri dönüş yolu gözükmüştü bana. O an ilk darbeyi yedim ama daha bitmedi.
   Oflaya puflaya yurda geldim. Selam vercek bile kimse yoktu. Odaya çıkıp mal gibi uyumayı düşündüm. Azcık gitar çalıp keyfimi yerine getirmeye çalışıyordum ki gelen bir mesajla irkildim : Fizik notları açıklanmış. Meraklandım kötü geçen bi sınavdan kaç alabilirim diye. Kantine inip bakıyım dedim. Vize : 50 Final 25 yazıyordu. Ve ben çalıştığın halde bir dersten nasıl kalınılıyomuş onu anlamaya başlamıştım. Aklımdan da hep aynı şey geçiyordu : Ulan koca şehirde bir başıma kaldığım yetmezmiş gibi bir de fizikten kalmak varmış. Öyle ya da böyle güzel bi gün geçirdiğimi düşünerek kendimi avutmaya çalışıyordum. Gel gör ki fizik notu herşeyi büsbütün mahvetmişti. Ne var yani abi bindiğimiz dönme dolabın açısal hızından bihabersek.Dayı ordan basıyo düğmeye dönüyo .Ben eğlenmeme bakarım çok da tın kaç saniyede durduğu hangi açısal ivmeyle yavaşladığı. Neticede duruyo mu benim için bu önemli ki sonuçta duruyo.
   Kantinin camını açıp atlamak istedim ama 1. kat diye vazgeçtim. Kalbimde anormal bir ritim sinirim tepemde ve yüzüm kıpkırmızı olmuştu ki hala öyle. Hocaya , hayata , fiziğe olanca gücümle sövdüm.Biraz durulunca millete sordum kaç aldıklarını. 3 tane 10 bi tane 25 duyunca belki kalmam diye ümitlendim. Biraz rahatladım.
   Kafam dumanlı. İçimdeki sıkıntı daha da derinleşti. Tam toparlanıyorum derken üst üste geliyo herşey. Ben hala seçilmiş birinin beni bu hayattan kurtaracağına inanıyorum. Şimdilik bıraktım akışına . İkinci dönem daha güzel olcak inşallah. Evet şimdi daha iyiyim :)

12 Ocak 2011 Çarşamba

Korkuyorum Ya Patlarsam ?

   Çok sıkılıyorum laaann. Final dönemi başladı başlayalı içimde tarifsiz bi sıkıntı var. Bunalıma girdiğimi düşünmeye başladım. Gece olunca hiç uyumak istemiyorum. Sabah olunca - öğlen mi demeliydim bilmiyorum. - yataktan çıkasım gelmiyo. Nefes almakta zorlanıyorum. Yaşama sevincimi kaybettim resmen. Sevgi şefkat gibi duygulardan çok uzağım. Sanırım bana lazım olan da bunlar. Yabancı bi şehirde tek başına kalmak gerçekten çok iğrenç. Hoş İstanbul da ne değişir onu da bilemiyorum.
   Yalnızlık yoruyo insanı daha derin düşünmeye başlıyosun. Etrafındaki olaylar daha dikkat çekici oluyo ve insanların mutlu olduğunu görmek de derdime dert katıyo. İnsana bi can yoldaşı lazım. Onu bulmak zor , yalnızlığa alışmaya çalışmak daha da zor. Değneğin elle tutulur bi tarafı kalmamış benim için. Ağzımı açasım gelmiyo kendi içimden konuşuyorum. Dudaklarım kupkuru oldu sürekli çatlıyo. Adamakıllı biriyle oturup konuşsam her anlamda faydalı olcak bana ama malum final dönemi kimsenin umrunda değil. Tek çare bi başına çıkıp dolaşmak. Hava da soğuk mu soğuk .
   Yurttaki elemanların da sınavları bitiyo birer ikişer . Önümüzdeki hafta koca odada tek başıma kalcam. Bunların hepsi bi tesadüf olamaz sanırım bi komplo teorisine kurban gitmek üzereyim. Misal bu sabah 13.30 da zor uyandım. Ders çalışayım dedim yarın fizik sınavı var diye. Yataktan kalkabilsem çalışabilirdim ama içimden hiç gelmedi. Yataktan çıkmayı başardığımda da sabah ki iyimserliğimi kaybetmişim. Canım ağzıma gelmiş , gözlerimin feri kaçmış anlamsız anlamsız baktıklarını gördüm. Eğlenceli bişeyler yaparsam belki ders çalışabilirim diye düşündüm. Tek yapabildiğim eğlenceli şeyi yapmaya karar verdim. Tek başıma çıktım yurttan azcık yürüdüm. Aynı internet kafede aynı masaya oturdum. "Değişen bişey oldu mu bari?" diye sorabilirsiniz. Cevabı basit : " Absolutely Nothing... "

2 Ocak 2011 Pazar

Sevgi Neydi ?

   Sevgi ; dostluktur , paylaşmaktır. Tam bir film repliği olan bu cümle "Selvi boylum , al yazmalım " filminden. Geçen gün televizyonda dolaşırken türk sinema tarihine damgasını vurmuş bu meşhur Türkan Şoray filmini gördüm. Defalarca izlemiş olmama rağmen daha kayda değer bişey bulamayınca yeniden izlemeye karar verdim.
   Aslında filmi çarpıcı yapan anlattığı aşk hikayesinden çok Asya'nın kaldığı müthiş ikilemi ufak bi çocuğun üstünden anlatmasıydı.Beni bu yazıyı yatmaya iten şey ise Asya'nın sık sık kendine sorduğu "Sevgi neydi ? " sorusuydu. Gerçekten sevgi neydi ? Çoğu zaman ne aradığımızı düşünmeden bulmaya çalıştığımız şey miydi ?
Ben de çok düşündüm bu soruyu. Evet belki cevaplaması zor. Ama filmde bu soruya farklı cevaplar bulmak mümkün. Sevgi yardımlaşmaktır. Sevgi kendinden çok başkasını düşünmektir . Sevgi , sevdiğin biri için başka şeyleri sevmektir. Bu cümleleri filmdeki karakterlerin iç seslerinden de duyabilirsiniz. Aslında olması gereken de böyledir. Sevgi saftır ve içten gelmelidir. Yüreğini eline alıp başkasının eline bırakabilmektir. Elini tuttuğunda sevdiğinin yüreğini ısıtabilmektir. Düşünmektir... Çok çok onu düşünmektir. Her an , her nefes alışında gülüşünün gözlerinde yeniden canlanmasıdır sevgi.
   Türkan Şoray da aynen böyle düşünüyo olmalı ki sevdiği adam ,Kadir İnanır, geldiğinde içi kan ağlasada en çaresiz olduğu anda ona sahip çıkan adamı terketmiyor. Aslında filmde herkes çok tedirgin.Asya terketmeyi düşünüyo , İlyas acaba benimle gelir mi diye düşünüyo , Asya'nın kocası beni terk edecek mi diye düşünüyo ?
   Aşk mı sevgi mi ? Hangisi daha geçerli ? Birini sevmek mi yoksa ona aşık olmak mı ? Bence cevabı basit : Sevgi herşeyin üstündedir. Aşk tam bir muammadır ne olduğu ve ne zaman olacağı hiç belli olmaz. Ama sevmeyi becerebilirsen onu anlamak da anlatmak da kolaydır. Bir tebessüm ettiğinde herşeyi anlatır. Aşk biter ama sevgi baki kalır. Ölene kadar sevmek mümkündür ama ölümsüz bir aşk yoktur , olmamıştır ve bir daha da olmayacaktır...
   Asya iki gözü iki çeşme her gece düşünür.Bir yanda deli gibi aşık olduğu adam diğer yanda da Asya'ya dostluğunu vermiş Asya'yı çok sevmiş bir adam.Filmin son sahnesi çok etkilemişti beni . Asya'nın oğlu Samet ,İlyas amcasının kamyonuna binmiş İlyas amcasının kucağında kamyon sürüyordu. İlyas'ın aklındaki düşünce eğer Samet gelirse Asya da gelirdi.Samet'i bahçede göremeyen Asya yola koşuyordu ve Samet in İlyasla gittiğini görünce kamyonun peşinden koşmaya başlamıştı.Tabi Asya nın kocası da kamyonun peşinden.En sonunda Samet ağlamaya başlayınca İlyas kamyonu durdurmak zorunda kalıyordu.Ve kamyondan iniyorlardı.İlyas Asya'yla göz göze geliyordu.Yalvarırcasına bakarken Samet babacım diyerek İlyas'tan uzaklaşıp babasına koşunca Asya da ayaklarını sürükleye sürükleye Samet in peşinden gitmek zorunda kalmıştı.Ama içinden : "Ben seninim ne duruyosun kaçırsana beni. " diyip gözyaşı döküyordu. İlyas da gözleri nemli kamyonun konyağını çoktan çevirmişti. Sevdiğine veda edememişti ama içinden onu sevdiğini söylüyordu :
   Hoşçakal... Selvi boylum al yazmalım...