12 Eylül 2011 Pazartesi

Saatim Yok ...

   Gittikçe sıradanlaşmaya başlayan Amerika macerasında biraz dalgalanma oldu sanırım. Dün benim doğum günümdü. Eksik olmasınlar kutlyan kutladı. Bir günlüğüne de olsa hatırlanmak hoşuma gitti. Ertesi gün herşey normal yine eskisi gibi. Bi daha ki doğum gününe inşallah.
   Türkiye'ye dönme vakti yaklaşırken internetten iş aramaya başlamıştım. İş ilanları o kadar saçma ki kardeşim madem bir haftada 1000 dolar kazanabiliyosun ne diye kendin yapmıyosun diyesi geliyo insanın. Geri kalan işler de çaycı, temizlikçi, anketör vs. Geleceği olmayan işler. Nese geri dönünce bakarım diyip şimdilik vazgeçmiştim. Ertesi sabah işte yemek yerken patron Türkiye'ye dönünce çalışmayı düşünüyo musun dedi. Dedim abi daha dün akşam iş bakındım aslında güzel olur dedim. Burda yaptığın işe Türkiye'de devam etmek ister misin dedi. Olur abi dedim. Saatine 3.5 dolar veririz dedi. İşte hayatımın teklifi.   O kadar güzel olur ki anlatamam. Günde iki saat çalışsam ayda 200 dolar para demek ki 300 küsur dolar yapar. İş çok basit zaten. Bi laptop , bi masa bi internet bağlantısı olsa yeter ki derslerden sonra okulda çalışabilirim. Alt yapı yeterli.
   Haftasonu gelmesi sebebiyle eski kaldığım eve bi gideyim kalan bi iki dosta selam vereyim dedim. Öğlen vakti Staten Island'dan feribota binip Manhattan'a geçtim. Devasa binaların arasında sel gibi insanları görünce tekrardan başımı döndürdü açıkçası. Tekrardan yüzümde bi tebessümle dolaşmaya başladım. Elimde de fotoğraf makinam ne gördüysem çektim. İşin kötü tarafı yanımda kimse yoktu benim fotom yok. Daha buralardayız çekiniriz. 10 eylül akşamı Manhattan'da dolandım ordan da Union city deki eve gittim. Allah'tan gidenlere rağmen bi kaç tanıdık kalmış. Ben görmeyeli 6 kişi kalınan evlerde 15 kişi kalmaya başlamış. Mülteci kampına dönmüş güzelim yer. Sabahleyin de evi polisler basmış. Baya bi güldüm güzel bi action olmuş. Manhattan manzaralı damımızda güzel bi akşam geçti. Evde 15 kişi olunca uyuyacak yer kalmamıştı. Salonda arabadan sökülmüş bi iki kişilik koltuk vardı. Uzandım oraya ayaklarım dışarı taştı sandalye filan ekledim. Pek rahat değildi ama olsun yine de yatacak bi yer buldum ya ona da şükür. Ayakkabılarımı çıkarmadan montla uyudum. Öyle yorulmuşum ki bi yattığımı hatırlıyorum. Bide sabah milletin beni görüp verdiği saçma sapan tepkileri. Anlıyacağın baya eğlenceli geçti. Ordan tekrar Manhattan'a geçtim. Saatin kaç olduğundan bihaberdim. Cep telefonum yok saati de almamışım. Biraz gezindim. İlk defa bu kadar gözüme hoş göründü eskiden 50 kere gördüğüm yerler. Paralı olmak ne güzelmiş be. Oturup kahvaltı yaptım Manhattan da ne kadar ulaşılmaz bi şeydi bi ay öncesine kadar. Thank God...
   Saati bilmeden eve dönmeye karar verdim. Yolda gördüğüm bi saat 12 ydi en son. Ne kadar geçti üstünden bilmiyorum Tren biletimi aldım. Saat bir  filandı. 45 dakika süren bi yolculuktan sonra Metro Park station da indim. Bi baktım kamerayı trende unutmuşum. Hemen geri koştum binmesine bindim, kamera da orada öylece duruyodu ama inmeyi başaramadım. Mecbur bi sonrak istasyona gittim,Metuchen. Her sabah işe giderken oradaki köprünün altından geçtiğimizi hatırladım. Yürümeye karar verdim. Arabayla 5 dakika süren yol yürüyünce o kadar da kısa değilmiş. Etrafta bi sürü zıplayan sincaplar filan dolaşıyo ama yollarda bi tane insan yok. Yürümekten sıkıldım. Otostop çekmeye karar verdim. Geçtim yolun kenarında beklemeye başladım. Baktım kimse oralı değil. Bi yandan da yürüyim dedim. Ama elim hala o uluslararsı otostop işareti halindeydi. Bi zamandan sonra bugün 11 eylül olduğunu farkettim. Heryer polis kaynıyodu, bayraklar yarıya indirilmiş filan. Milletin insaf edesi varsa bile bugün kimse camlarını bile açmamıştı. Ne kadar yürüdüm bilmiyorum. Eve geldiğimde canım çıkmıştı. Saate baktım. 1 saat 10 dakika yürümüşüm. Sıradışı bir haftasonuydu. Şimdi evdeyim. Kalkıp kendime çay alcam. Sevgiler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder