26 Eylül 2011 Pazartesi

109

   Hiç bitmeyecek gibi başlayan günlerin sonuna geldik. Koskoca 109 gün. Sevdiklerinden kaç bin kilometre uzakta 109 gün. Sevdiklerinden uzak kaldıkça insan yakınındaki şeyleri sevmeye başlıyo. Başka bi deyişle alışıyosun herşeye. Az evvel cüzdanımı karıştırırken elime bi beş kuruş düştü. O kadar yabancı geldi ki yakından bakmadan tanıyamadım. Acayip şaşırdım anlatamam. Gözden ırak olan gönülden ırak misali...
   Buraya ilk geldiğimde herşey o beş kuruş kadar yabancıydı. Nerden başlamalı tam kestiremiyorum. O kadar acayip şey gördüm ve denedim ki gittikçe sıradanlaşmaya başladı. Hatta şu anda "Anlatılcak bişey yok ki" diyorum. Ama var .
   En tuhafıma giden şey yaya geçidine gelmeden arabaların durmasıydı. Araba 50 metre öteden yavaşlayıp duruyo. Bazen öyle oluyo ki resmen mahcup oluyosun. Keşmekeş trafikler gördüm ama bir korna sesi dahi duymadım. Nasıl böyle olmuşlar anlamak zor. Sonracıma dünya üzerindeki bütün köpek cinslerini gördüm sanıyorum. Hatta sabahın yedisinde köpek gezdirmeye çıkan insanlar gördüm. Peşindenkoşacak başka dert kalmadı mı yahu..
   Düğüne gider gibi süslü minibüsçüler gördüm. Nasıl yani ? Burda kadınlar servis çekiyo. Tır kullanan bile gördüm. Sokaklarda küçük arabalarda yiyecek satıyolar. Gerçi pek yedim diyemem ama helal satan müslümnlardan tavuk pilav yedim baya. Hatta favorimdi. Pretzel diye bişey vardı bizim simite benzer. Alıyım dedim. Parası neyse verdim. Benim hindistan cevizi sandığım o beya şeyler aslında tuzmuş. Alabildiğine yoğun bi tuz tadı ve ilk ısırıktan sonrası malesef çöpe. Fazla merak iyi değilmiş.
   New Jersey tarafları daha bi sakin. Resmen doğayla iç içe derler ya tam öyle bir yer. Yerel yasalara göre ağaç kesmek yasak. Kasırgaların devirdikleri hariç. Kasırgadan kasırgaya budanıyo ağaçlar senin anlıyacağın. Durum böyle olunca sağda solda otlayan ceylanlar zıplayan sincaplar görmen normal. Yollarda insanlar yürümüyo. Sincap görünce normal insan görünce şaşırıyosun. Sebebi çok basit. İki bin dolara ortalama bi araba alabiliyosun ve benzinin litresi 75 cent. Manhattan'da yarım litre su 1 dolar. Gerisini sen düşün.
   Geçen akşam Brooklyn köprüsüne çıktık. Anormal bi durum yok köprünün ortasında yaya yolu var ki iyi ki de var. O manzarayı yaşamak adamın ömrüne ömür katar be. Bide en çok intihar o köprüde oluyomuş da bana pek inandırıcı gelmedi. China Town'a gittik sonra. Bildiğin Çin. Gördüğünden hiç farkı yok. Çin kadar kalabalık ve Çin kadar tiksindirici. Irkçılık değil görürsen hak verirsin. İki buçuk saat yürüdük ama değdi güzel bir akşamdı.
   Bi sürü ünlü kişinin evleri Manhattan'da. O evleri gördüm hatta pedicab le turistlere de gösterdim. Bu ulvi görevi ifa ettiğim için mutluyum. Bi sürü filmin çekildiği mekanlar. Hayal gibi gelen şeylerin içinde olmak yakından görmek ve dokunmak acayip haz verici bişey. Madagaskar filmi yok mu hani şu animasyon olan. O penguenler Central Park'tan kaçıyolar. Ve  o hayvanat bahçesinin gerçeğini gördüm.
Peter Parker'ın Mary Jane'i beklediği bi sahne vardı hani Spiderman 3'te. Elinde çiçekle beklediği yerde fotgrafım bile var.
   Dört zencinin yanyana gelmesiyle oluşan o gruptan acayip bi koku yayılır. Adamlar her fırsatta ot içerler ve ne yazık ki ot kokusuna da aşina oldum. İlk geldiğimde ot içmenin yasak olmadığını düşünmüştüm de adamlar zenci yasak dinlemiyolar.
   Bugün son günümdü. Yarın pazartesi ve uçak kalkar. Amerika'daki son günümde bir günde 500 dolar nasıl harcanır onu öğrendim. Bu şeyi öğrenmemi sağlayan yüce Rabbime şükürler olsun. Abi alması iyi de taşıması baya koydu. Şimdi evin salonunda yığıldılar. O kadar şeyi nasıl yerleştircem hala çözemedim. Saat gecenin ikisine geliyo. Sanırım bu gece uyuyamıcam. Bir saçma yazının daha -çok şükür- sonuna geldik. Türkiye'den yazacağım bir sonraki blogda görüşmek üzere. New York hatıratının sonuna gelirken son bir kez daha Amerika'dan Sevgiler ...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder