25 Kasım 2012 Pazar

"Bütün Hayat Böyle Oğlum"

   Hani senin sınavın vardır evdekiler de gezmeye giderler. Yalnızlığın güzel taraflarından birini yaşamaktasındır ama sınavın olduğu için de için kan ağlar. Hani evde havluyla dolaşırsın da kimse görmez diye düşünürsün ya tam o esna da kapının deliğine giren anahtar sesini duyarsın, odanın kapısını mı kapatsam yoksa dış kapı açılana kadar giyinsem mi diye derin bir ikilemde kalırsın ya şu sıralar yaşadığım en ciddi ikilem bu.
   Uzun zamandır hayatım ölmüş bir hastanın nabzını gösteren o zımbırtıdaki çizgi gibi dümdüz... Bazen ölmüş olabileceğimi düşünüyorum. Bunu düşünmediğim, bazenlerin diğer yarısında da ölüleri çok iyi anlıyorum. Bunu annemle konuştum. Dedim anacım hayatımda en ufak bir kıpırtı yok. Bir yaramazlık yok ama ne mutlu ne de mutsuz olmak ölülere has bir şey değil mi ? Filmlerdeki o esrarengiz ve ders verici ses tonuyla "Bütün hayat böyle oğlum." dedi. O sırada gözüm kitaplığımda duran az evvel bitmiş çay bardağına takılmıştı. Eğer annemi doğru anladıysam o çay bardağından daha anlamsız olduğumu düşündüm. Peki ya ben ölürsem ve o çay bardağı kırılmadan daha uzun süre varlığını devam ettirirse... Yok yok bir çay bardağından daha anlamsız olmak hiç mantıklı değildi. Mantıksa hep sahip olduğum ama son zamanlarda mumla aradığım bir şey. Daha güçlü bir ışık kaynağıyla aramıyor olmam da bunun delili.
   Annemin uzun yıllar bu gerçekle yaşayabilmiş olması şaşırtıcı. Benim yaşadığımın iki katı şey yaşamış ama her günü bir küme kabul etsek ve bütün günlerin kesişimini alsak kümenin eleman sayısı yüzü geçmez.-Matematiğime de laf ettirtmem.- Bunun adına hayat diyorlar dostum. Bunu düşündükçe ölüleri çok iyi anlıyorum. Yaşamak da sıkıyor insanı bir yerden sonra be. Ama napalım yaşıyoruz. Sıkılsak da yaşıyoruz ve yaşamaktan sıkılıyoruz. Böle böle beyin kısa devre yapıyor, çok düşünmeyin en iyisi... Sevgiler.

19 Kasım 2012 Pazartesi

Özgürlüğün Yeni Tanımı

   Uykusuzluk, gözüme cam kırıkları doldurmuş gibi bi acı verdiğinde güneş doğmak üzere olur hep. Ya da doğmuş... Ne zaman bu düzensiz düzeni düzeltmek istesem sadece daha geç uyumama sebep oluyo. Uykuya dalabilmem için sıra dışı şeyler hayal etmem gerekir. Yatağa ilk yattığımda geçirdiğim günü, daha evvel geçirdiğim zamanları belki hiç gelmeyecek olan gelecek zamanları düşünürüm. Bunları düşündüğümü farkettiğimde olaya müdahale eder ve şehrin bütün manzarasına hakim yüksekçe bir tepede bir bankta tek başına otururken hayal ederim kendimi. Niye yanımda sevgili yok onu ben de hala çözemedim. Bu gece de onu sorgulayayım bari.
   Şehrin curcunasından uzak kalmak ilk bakışta cazip geliyo. Bazen özgürlüğün bu olduğunu düşünüyorum. Ya tam sessizlik olacak ya da son ses metal müzik... İnsanları duymak dinlemek çok saçma. Ama itiraf ediyorum ki müzik dinlerken minibüs şoförü dikiz aynasına bakıp da bişey dediğinde o özgürlük duygusu yerini bi infiale bırakıyo. Cool çocuk modunu bozmak istemiyorum ama gidecegim yeri iyi bilmiyosam mecburen müziği kapatıyorum. Sonra sövüyorum ve geri açıyorum. İşin aslı kuşlar gibi olmak babacım. Kimseye eyvallah etmeden istedikleri yere gidiyolar. Kuşlar insanlara özgürlük simgesi gibi geliyo ama kuşları özgür kılan şey uçmaları değil istedikleri yere sıçmalarıdır bence. Hangimiz onlar kadar özgür olabiliyoruz ki şu hayatta... Özgürlüğün yeni tanımı... Neyse ver babacım müziği.Ve final... Sevgiler

12 Kasım 2012 Pazartesi

Beni Benden Kurtarın

   Yağmurlu bir gecede saçakların altından hızlı hızlı yürüyorum. Merakla arkama bakıyorum arada bir. Bu esnada verdiğim nefesin sesi bir hayli yüksek çıkıyor. Binanın dış kapısına gelip yağmurluğumun şapkasını çıkarıyorum. Kimse var mı etrafta diye bir kere daha dönüp bakıyorum. Deli gibi yağmur yağmaya devam ederken bir karaltı düşüyor binanın duvarına. Arkama bakamadan heyecanla binaya girip dış kapıyı kapatıyorum. Bir iki saniye bekleyip ne olup bittiğini anlamaya çalışıyorum. Yoldan gelip geçen sen ben gibi bi insanmış.Tehlike yok. Hiç bişey olmamış gibi ağır ağır çıkıyorum merdivenlerden. Evimin kapısına geliyorum. Ayakkabılarımı çıkarıp evime giriyorum. O esnada "ulan bu işte bi ibnelik var." dedirten bir müzik çalmaya başlıyor. Çaldığı yetmez gibi attığım her adımda ritmik olarak yükseliyor. Noluyo lan diyene kadar odamın ışığının açık olduğunu farkediyorum. Işığı kapattığımdan eminmişim gibi bi yüz ifadesi takınıyorum. Odama girdiğimde kendimle karşılaşıyorum. Müzik arttığı yerden devam ediyor. Noluyoruz lan diyorum. Aslında sen değilim ben diyo. Peki kimsin sen ? Ne bileyim !?
   Lan gerçekten bi gün eve gelip kendimle karşılaşmaktan ümitliyim. Çok film izliyosun diyeceksin ama o kadar film izlemişliğim de yok hani. Bazı filmlerin etkisinde çok kalıyorum.Çoğu zaman film artisti olmadığıma hayıflanıyorum. Her filmde başka bi hayat. Bide benimkine bak. Hep aynı... Her makarnaya mayonez sıkıyorum. Özetle bu. Sevgiler.

1 Kasım 2012 Perşembe

Ruhunu Teslim Ediyorum

   Hüzünlü yağmurunu bekliyorum sonbaharın. Alışmaya çalıştığım şeyler birikiyor boğazıma. Yine baş başayız  sevgilim sönmüş sokak lambalarının altında. Avuçlarımı terletiyor aşkın. Ölümüne sevişiyoruz seninle. Sessizliğim küsüyor bana , hatıraların gönlünü alıyorum. Teninin kokusunu taşıyor rüzgar. Kapatıp gözlerimi peşinden gidiyorum. Canımın sıkıntısını rafa kaldırıyorum. Bir mezar kazıyorum yalnızlığa. Seninle beraber mezara kıvrılıyoruz. Kırıyorum mezar taşlarını teker teker. Adımız geçmiyor hiç bir öyküde. Kimse bilmeden yaşıyoruz mahkumluğumuzu. Bir yol geçiyor ardımızdan. Sonunu bilmediğimiz tepelerin ardına doğru. Olanca gücümüzle haykırıyoruz suskunluğumuzu. Bir çiçek açıyor özlemimizde. Kana kana doyuyoruz aşka ve kimsesizliğe...
   Bir birimize sarılıyoruz. Bütün evler yıkılıyor bir bir. Depremin enkazında bırakıyoruz hiçliğimizi.Yüzü isli bir çocuk ağlıyor mutsuzluğumuza. Bir anne feryat ediyor hıçkırarak. Ruhunu tadıyorum izbeliğin ortasında. Bir paçavra gibi silkeleniyorum dilek ağacının dalında. Huzursuz bir dert ortağı bırakıyoruz ardımızda. Yabancı bir yüz buluyor bizi. Gözlerinden çalıyor beni. Yok pahasına satıyor çirkin sesiyle. Şekerini düşüren bir çocuk gibi ağlıyorum ve ruhunu tadıyorum tozun toprağın içinde. Kayboluyorum ve terliyorum teninde. Nefesin hışırdatıyor yaprakları. Bir hüzünlü yağmur yağıyor. İçine karışıyorum. Bir otomobilin altında eziliyorum. Zamanın içinde kan tutuyor beynimi. Tiksiniyorum mutluluğundan. Gecenin karası yüzüme çalınıyor. Kimsesizliğimden utanıyorum. Kurumuş yaprak gibi ikiye ayrılıyorum. Rüzgara teslim ediyorum aşkımı. Bir sigara daha yakıyorum ve ruhunu tadıyorum dumanında.
   Alışıyoruz terkedilmişliğimize. Bir çadır kuruyoruz göçebe sevgimizin eteklerine. Fırtınalara kafa tutuyoruz. İçleniyoruz her güne. Tutulacak yaslar çoğaltıyoruz birbirimizde. Ateşe veriyoruz kilitli sandıklarımızı. Küllerinden dövme yapıyoruz dudaklarımıza. İçimize kin doluyor ve yüzüne tükürüyoruz hayatın. Issız bir çölün kum fırtınasına terk ediyoruz son damlamızı. Seni göresim geliyor birden. Bir limanda bırakıyorum umutsuzluğumu. Bir mülteci gibi gemilerin en ücrasında telaşlanıyorum ve ruhunu tadıyorum karanlıkta.
   Sana hüzünlü bir yağmur bırakıyorum ardımda ve ruhunu teslim ediyorum...