24 Aralık 2012 Pazartesi

Kestik ve Katil Oldum Lan

   Şizofrenik hayallerimden birisini gerçekleştirdim. Hiç olmadığım biri oldum üç günlüğüne. Yaşadığım en farklı üç gündü. Kimliksiz kimsesiz ve isimsiz. Başka bir hayata üç günlüğüne misafir oldum. Belki tam olarak ne olduğumu ve nasıl davranacağımı tam bilemedim ama yine de kendimden kurtulmak mükemmel bir terapi oldu bana.
   Öğrenmeye devam ediyoruz ya hani film oyuncularının da bizden pek farklı olmadığını öğrendim. Demiştim ya bi gece eve gelsem ve kendimle karşılaşsam. Hakkaten ilginç olurdu. Peki bir sabah katil olarak uyansam? Kaç gün oldu hatırlamıyorum ama günlerden bir gün katil olarak uyandım. Kimi öldürdüm hatırlamıyorum. aslında öldürüp öldürmediğimden de emin değilim. Birini öldürmeden katil olabilir mi lan insan ? Övünmek gibi olmasın ama ben katil oldum. Şimdi ergen gibi "İçimdeki çocuğu öldürdüm" falan gibi bişey beklemeyin. Hakikaten ciddiyim. Bi katil nasıl yaşar lan? Ne yer ne içer nasıl giyinir? Bu zamana kadar hiç katil olmuş biriyle tanışmadım. Tanışsaymışım bu kadar zorlanmazdım belki de. Hoş içte bi sululuk var ya her kabın şeklini alıyorum. Katil olmanın da pek bi zorluğunu görmedim hani. Peşime polisler takılsa, ikinci kattan falan atlasam, birini gizlice takip etsem tenhada bassam tetiğe... Silahımda da susturucu olsa ve bi işi bitirmiş olmanın haklı gururuyla siyahları çıkarıp beyazlar giyinsem. Aslında işe polisi karıştırmayın, karışınca nolur bilmem ama pek iyi olmaz. Galayı kaçırmak istemeyiz heralde.
  Son zamanlarda deli gibi film izliyorum. Yerine göre heyecanlı, şaşırtıcı ya da anarşist duygulara kapılıyorum. Bu akşam kendi filmimi izledim.Nasıl desem baba olmak gibi. Hiç baba olmadım ama olsam bu kadar olurdum. Mutluluktan ağlamaya ilk defa bu kadar yaklaştım. Çok ilginç valla ya. Üç gündür gece gündüz kısa film çekmeye çalışıyoruz. Ve birini öldürmeden katil olmanın hazzını yaşıyorum. Gerçi kimse bilmiyor katil oldugumu. Polis de dahil. Hem Cem Karaca'nın da aslında bir ceviz ağacı olduklarını da bilmiyolar. Beni farketmemişler çok mu. Ceviz ağacı lan bu hani ceviz olsa anlardım. Neyse. Kısa film çekiyoruz kısa keselim ve "Kestik!". Sevgiler
 

20 Aralık 2012 Perşembe

Kışa Girerken

   Saçlarımı yıkadım ve makineyle kuruttum. Saçımın aldığı şekil camın yansımasından komik görünüyordu. Sigara içerken hep mutfağın camındaki yansımama bakarım. Sigaranın ateşinin her nefes çekişimde daha da kızarmasını izlerim. Bi de mutfakta volta atarak içerim ben sigarayı.Altı adımda biten bi koridorum var. Orada döner dururum. Bir yandan da bi sigara içme süresince yürüyebileceğim bi koridor hayal ederim ya da kocaman bir avlu. Hapishanelerdekinden...
   Bu gün resmen güneş ışığını hiç görmedim. Geçtiğimiz üç günde sabahın ilk ışıklarına kadar ders çalışıp çılgınlar gibi kahve içtiğimden düzensiz olan uyku düzenim iyice bozuldu. Akşama kadar uyumuşum. Uyandığımda sesimin iki perde daha kalınlaştığını hafif genze doğru meylettiğini farkettim. Hastalanmıştım. Uyku sersemliğini üstümden atmaya çalışıyordum. Kendi evimdeki ışığın yerini aradıktan sonra banyoda tek çubuğu kırılmış olan gözlüğümü lavaboya düşürmemle hastalağımın ciddiyetini anladım. Geçen soğuk algınlığı için içtiğim o sarı hapların peşine düştüm. En son odamdaydı. Ders notlarının ve kullanılmış bir yığın peçetenin arasında hapları arıyordum. Bir yandan da yerde duran banyo havlusuna basmamaya gayret ediyordum.          
   Odam çok uzun süredir toplanmadı. Ayaklarım çok üşürse bi tane plastik şişeye sıcak su doldurup ayaklarımın altına koyarım. Son iki girişimimde şişeler patladıktan sonra artık böyle fantezilere girişmiyorum hiç. Hazır yerler ıslanmışken silip süpürüyorum işte. Son zamanlardaki marjinal temizlik anlayışım bu yönde. Bitmiş sigara paketleri kitaplıkta duran sümüklü peçeteler geçen haftasonundan kalma üçgen peynir ambalajları falan filan. Odama sağlıklı biri  girse bile hastalanıp öyle çıkar. Benimse bünyem kuvvetlidir. Kış mevsimi hariç...
   Daha henüz buralara kar kış gelmedi. Gelmesini istemiyorum hiç. Soğuktan hazzetmem. Bi de minibüs şoförlerinin üzerime su sıçratmalarından. Her taraf kar buz olunca bunu yapamıyolar ya kış mevsiminin tek pozitif yönü bu heralde. He bide sahlep içmek var. Sırf sahlep içebilmek için kışın gelmesine sevinebilirim işte. Pekala yazın da içilebilir ama o zaman da limonatanın mevsimi kaybolur.Yazın sahlep, kışın limonata içilmez. Bi yerde green peace çi sayılabilirim. Dünyanın dengesinin bozulmasına izin veremem. Sevgiler
 

15 Aralık 2012 Cumartesi

Bir Deli'nin Not Defteri

   Beynime çakılı bir duyguyla yaşıyorum bir haftadır. Farkındalık diye bir kelimeyle ifade ediliyor ama bir kelimeden çok daha fazlası. Bir anda birden fazla yerde olabileceğini düşündürüyor insana. Ya da hiç bir yerde olmadığın hissini. Etrafındaki olayların ya da nesnelerin yeteri kadar gerçek olmadığını biliyorsun bu durumda. Aslında etrafındaki insanların birer aldatmaca olduğunu falan hissettiriyor. Belki de delirmenin ilk adımı ya da çoktan delirmiş olduğunun bir kanıtı. Kestiremiyorum.
   Bazen delirmenin nasıl bir duygu olduğunu merak ediyorum. Bir rüyadan uyanmak gibi mi yoksa hiç uyumamış olmak gibi mi ? Çoğu zaman yatağımdan başka biri olarak kalkmayı istiyorum. Bildiğin bambaşka biri... Farklı bir nevresimin üstünde farklı bir göz rengiyle ya da farklı boyda birisi olarak. İsmim de değişik olsun, belki yanımda da evlendiğim kadın. Çok saçma bir düşünce olduğunun farkındayım evet ama delilik de böyle bişey olsa gerek...
   Etrafında daha önce hiç tanışmadığın ve seninle arkadaş olduğunu söyleyen bir sürü değişik suret. Gerçekten çıldırtıcı bir his. Ne olduğunu nasıl olduğunu bilmeden alışmak zorunda olduğun gerçekliği bile meçhul bir sürü zırva. Aslında bu şekilde de bir yere varılmıyor. Şimdi yaşadıkların gerçek degil de orada hiç tanışmadığın insanların olduğu dünya mı gerçek. Hadi canım sen de... Nasıl bilebilirsin ki ?
   Denizin içinde vurgun yiyen insanların önce bayılıp sonra öldüğünü duymuştum. Bayılma hissi... Aynı anda milyonlarca rüya görmek gibi. Pembeler ve maviler içinde ölmek tuhaf olsa gerek. Ya da intihar ederek bu yolu kısaltmak. Gerçekten sağ bileğini kesen bir insanın sol bileğini de aynı soğukkanlılıkla kesip kesemediğini merak ediyorum.Vücudunun soğumasına an be an şahit olmak gittikçe üşümek belki de donarak ölmek...
   Her şey yolunda gittiğinde gerçekten bir an "Bu kadar yolunda olan şey ne ?" diye düşünmeye başladıysan "Farkındalık" zehri damarlarına dolmuş demektir. Ardından herşey tersine dönmeye başlar. Ve bardaktan boşanırcasına olur bu, şemsiyeni açana kadar her şey berbat olur. Sonra daha fazla şeyi anlamaya başlarsın ama gerçekliğinden şüphe duyarsın. Şüpheyse beynine saplanan bir kıymık gibi sürekli canını yakar. Şüphe geldiyse inanç kaybolur. Sigara dumanı gibi yanar ve kaybolur nereye gittiğinden haberin bile olmaz. Tekrardan inanmaya çalışmaksa 21 yılı baştan yaşamak gibidir. Geçmişte yaşadıklarını belki hiç yaşanmamış olduğunu kabullenemezsin. Sonra ne olur biliyor musun ? Bir kaç zaman sonra saçmalamayı kesersin. Herşey yoluna girer yavaş yavaş. Şüphelerini halının altına süpürürsün. Ta ki bir dahaki sorguya kadar.
   İnsanlara güvenmek bir insan için önemlidir. Güvenmezsen uyuyamazsın bile. Peki insanlara neden güvendiğini düşündün mü ? Belki onların samimiyetine güvenmişsindir. Güvenmesen bu kadar üzülmeyebilirdin. Herkesi mutlu etmeye çalışmak canımı yakıyor. En güvendiğim gerçeğin beni bu kadar üzüyor olması tuhaf. Bir rüyada olmak isterdim ya da "Kestik!" cümlesini duymak. Ya da şu anda delirmek isterdim. Cisimsiz gölgeler dolaşırdı peşimde ve daha hızlı yürümeye başlardım. Tavandaki çatlaklara bakıp bu evdeki bi önceki insanların hayaletlerini görürdüm. Gördüklerime kimseyi inandıramazdım. Kimse de kalmazdı etrafımda heralde. Daha fazla şey bildiğim için yalnız kalırdım. Delirmek aslında daha fazla şey görebilmektir. Ve sanırım ben deliriyorum...
 

9 Aralık 2012 Pazar

Saat

   Dün evde kimsecikler yoktu. Yalnızlığa talim ediyordum evde yine. Çekirdek stoğu yapıp bi sürü film izlemeyi planlıyordum. Planımın bi kısmını tamamlamışken dışarı çıktım bi abimle beraber. Sohbet muhabbet tam zamanında imdada yetişmişti. Film izlemeye orda devam edelim dedim ama internet hızı kaplumbağalarla yarışıyordu.Sonuna kadar beklemedim ama sanırım yarışı kaplumbağalar kazandı. Baktık film de izlenmiyo televizyonda zaten bişey yok -ya da olduğu zamanlara ben denk gelemiyorum. Gidip yatayım bari dedim ve gittim yattım. Uyumaya odaklanırken odanın içinde yankılanan saatin sesi dikkatimi çekti. Aslında çekmemeliydi eğer saatin sesine odaklanırsam nefes almayı becerememeye başlıyorum. 21 yıldır alışılagelmiş davranışları da bi anda bırakınca insanın içine oturuyo. Bi müddet sürüncemede kaldım. Sanırım yetersiz oksijenden olsa gerek uyumayı başarmışım.
   Misafirlik iyidir güzeldir de bu günümü de heba etti resmen. Uyan kahvaltı yap onları topla giyin hazırlan yine akşam oldu. Zaten bi damla gün, hemen de bitiyo. Kışları sevmem zaten bi de zaman mefhumu işe müdahil olunca iyice sinir oluyorum. Tamam dünyanın kanunu böyle dünya güneşin etrafında dönüyo , eğik duruyo , ışınlar dik gelemiyo falan filan bi sürü ince hesap. Hadi tamam havanın soğuk olmasını da kabullenebilirim. Ama evde doğalgaz bittiyse bu kabul edilemez bir durum. Dün evden çıkarken kartı yanıma alayım da gelirken gaz alırım diyerek ileri görüşlülüğümü kullanayım dedim. Kızılay'da EGO sırasındaki insanları görünce ne kadar da ileri görüşlü insan varmış yav diyip şaşırdım. Son kalan gazı yakmaya başladım. Biliyorum canım çay isteyecek. O zaman da "Çay yok, bok için !" repliğiyle bu yazıya son vercem. Sevgiler.