Dün evde kimsecikler yoktu. Yalnızlığa talim ediyordum evde yine. Çekirdek stoğu yapıp bi sürü film izlemeyi planlıyordum. Planımın bi kısmını tamamlamışken dışarı çıktım bi abimle beraber. Sohbet muhabbet tam zamanında imdada yetişmişti. Film izlemeye orda devam edelim dedim ama internet hızı kaplumbağalarla yarışıyordu.Sonuna kadar beklemedim ama sanırım yarışı kaplumbağalar kazandı. Baktık film de izlenmiyo televizyonda zaten bişey yok -ya da olduğu zamanlara ben denk gelemiyorum. Gidip yatayım bari dedim ve gittim yattım. Uyumaya odaklanırken odanın içinde yankılanan saatin sesi dikkatimi çekti. Aslında çekmemeliydi eğer saatin sesine odaklanırsam nefes almayı becerememeye başlıyorum. 21 yıldır alışılagelmiş davranışları da bi anda bırakınca insanın içine oturuyo. Bi müddet sürüncemede kaldım. Sanırım yetersiz oksijenden olsa gerek uyumayı başarmışım.
Misafirlik iyidir güzeldir de bu günümü de heba etti resmen. Uyan kahvaltı yap onları topla giyin hazırlan yine akşam oldu. Zaten bi damla gün, hemen de bitiyo. Kışları sevmem zaten bi de zaman mefhumu işe müdahil olunca iyice sinir oluyorum. Tamam dünyanın kanunu böyle dünya güneşin etrafında dönüyo , eğik duruyo , ışınlar dik gelemiyo falan filan bi sürü ince hesap. Hadi tamam havanın soğuk olmasını da kabullenebilirim. Ama evde doğalgaz bittiyse bu kabul edilemez bir durum. Dün evden çıkarken kartı yanıma alayım da gelirken gaz alırım diyerek ileri görüşlülüğümü kullanayım dedim. Kızılay'da EGO sırasındaki insanları görünce ne kadar da ileri görüşlü insan varmış yav diyip şaşırdım. Son kalan gazı yakmaya başladım. Biliyorum canım çay isteyecek. O zaman da "Çay yok, bok için !" repliğiyle bu yazıya son vercem. Sevgiler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder