25 Haziran 2011 Cumartesi
Beklenen Mektup
Bugün günlerden cuma. Manhattan'da cuma namazı kılacağım aklımın ucundan geçmezdi. Tam cami olmasa da hutbe okunana bi mescit bulabildik çok şükür. Artık gezmekten sıkıldık mı ne ya da o şaşaaya alıştık bence. Direk atlayıp eve geldik. Her gece film izleyip gecenin bi vakti uyuduğumdan olacak çok yorgun hissediyodum kendimi yattım uyudum. Arkadaş geldi başımda bişeyler saçmalıyo dedim noluyo bi zarf uzattı pedicab driver license im gelmiş. Bugün 12. gündü ve nihayet geldi. "Ne demek oluyo şimdi bu ?" Yarın emekçiler safına katılacağım anlamına geliyo bu kart. Valla işler gittikçe yoluna girmeye herşey çok güzel olmaya başladı. Yarın pedicab başına geçip asılcam pedallara. Artık nasip kısmet. Hep dediğim gibi "Bacağıma guvvet.". Sevgiler.
24 Haziran 2011 Cuma
Güzel Bayan
Hey sen ! Kaç gece uykularımı kaçıran her gördüğümde heyecandan midemi ağzıma getiren güzel bayan ! Bu yazdıklarım senin için belki denk gelir de birgün okursun. Sana bi kaç tane sır vercem belki lazım olur.
Bilmen gereken ilk şey eğer sana 'Seni seviyorum' dersem sakın inanma. Bundan asla emin olamazsın. Sevmeyi bilmez miyim peki ben ? Sevdim mi adam gibi severim bundan hiç şüphen olmasın. Benim asıl merak ettiğim 'Seni seviyorum' dersem bana inanır mıydın ?
Bazen hepimizin başına gelir be güzel bayan. Ne olur bilmezsin sağa gitsen yok sola gitsen yok gelen bir var mı dersen öyle bişey hiç olmadı zaten. İnsan oğlu böyle ; yalnızlığa gelemez. En olmadık birine denk gelir. Bi an olsa bi bakış oldu mu o iş oracıkta biter. Allah kurtarsın...
Biliyo musun kendimi o kadar yorgun hissediyorum ki kalkıp peşine koşasım gelmiyo. En olmadık anlarda aklıma takılmana daha doğrusu benim aklımın sana takılamsına da engel olamıyorum. Bak bunlar gerçek bunlara inanabilirsin. Sebebi deli divane aşık olamam mı ; değil tabi ki bunu ikimiz de biliyoruz. Dedim ya bazen hepimizin başına gelir yalnızlıktan sıkılıp birine yakınlık duyarsın , yakınlık duyurmaya çalışırsın en gürültülü mekana denk gelir. Aslında sen de duydun da müziğin ritmi daha hoş geldi biliyorum. Az çok ben de anlarım müzikten hani.
Şu an ebesinin fizanındayım. Olmaz olası keşke gitarımı getirip kalbimi orda bırakaydım. Şu mendebur X-ray niye ötmedi anlamıyorum aklımda insan kaçırıyorum ben birileri beni tutuklamalı. Kurban olayım sen olma o kişi zaten aklımı göz altına aldın bari elimi kolumu bağlama. Anlarsan bi sen anlarsın. Avukatımı istiyorum !
Hadi diyelim bu kadar yazıyı hiç yazmadım farz et ve sadece burdan yazmaya başladığımı bir düşün. Hadi diyelim ben 'Seni seviyorum' dedim ve sen de inandın. Ne değişirdi ? Bak bu sorunun cevabını hakkaten bilmiyorum. Cidden soruyorum. Ne değişirdi ? Hmm bi düşünelim. İnandın bana ben de sana söylediklerime ve sonra da senin söylediklerine. Sevdik kısacası. Sonra bozuştuk. Sonra küstük. Sonra ayrıldık. Sonra pişman olduk. Sonra özledik. Buraya kadar doğru gittim sanırım. Okuduğunda sen de hak verirsin kesin.
Bunların hiçbiri olmadığına göre çok şey değişirmiş gibi duruyo. Ama aslına bakarsan bunlar zaten yaşandı. Sessiz sinema gibi. Siyah-beyaz dublajsız filmler gibi. Sevdim. Tam olarak geçmiş zaman kullanmasam daha iyi gibi. Demek istediğim sevebilirdim eğer izin verseydin. Sonra bozuştuk. Evet bi sınavdan geçiyorduk. Sınavımız kötü geçti ve eğlenmeyi hakedemedik. Sen bi tarafa gittin , ben ayrı bi tarafa . Aslında aynı masada oturmamız ne kadar tuhaftı değil mi güzel bayan. Gelelim küsme faslına. Ne yani ilk okul çocukları gibi iki parmağımı uzatıp "boz" mu demeliydim. Büyüdük canım artık o kadar da değil. Ne kadar uzaklaştık nasıl ayrı kaldık hiç bilmiyorum. Ne kadar da ani oldu dimi. Gelen konar , konan göçer. Bu lafı duymuşsundur. Kondun ve göçtün. Sonrasında pişman oldum hem de çok. Tıpkı gece sarhoş olup sabah pişman olan sarhoşlar gibi pişman oldum. Şu anda özlüyorum. Aslında buna da inanma emin olamazsın yine. Özlediğimi varsay ne değişir. Uzun uzun anlattırma bana halden anla işte.
Aslında neyi özlüyorum biliyo musun. Sadece özlendiğimi bilmeyi özlüyorum. Seni değil. Buna kesinlikle inan ve emin ol. Vay be başlamayan bi aşkın bitiş hikayesi. İngilizceye çevirsem nobel alırım belki.İşte böyle güzel bayan bizim hikayemiz. Bazen hiç başlamaması bigün bitmesinden iyidir dimi. İyidir iyidir. İsabet olmuş.
Saygı değer takipçilerim eğer " Ne saçmalamış lan bu mal? " diye bi düşünce geçtiyse aklınızdan bu yazı size ait değil demektir. İçindeki şifreleri sadece bi kişi çözcek ve lanet ortadan kalkcak. Sevgiler.
Bilmen gereken ilk şey eğer sana 'Seni seviyorum' dersem sakın inanma. Bundan asla emin olamazsın. Sevmeyi bilmez miyim peki ben ? Sevdim mi adam gibi severim bundan hiç şüphen olmasın. Benim asıl merak ettiğim 'Seni seviyorum' dersem bana inanır mıydın ?
Bazen hepimizin başına gelir be güzel bayan. Ne olur bilmezsin sağa gitsen yok sola gitsen yok gelen bir var mı dersen öyle bişey hiç olmadı zaten. İnsan oğlu böyle ; yalnızlığa gelemez. En olmadık birine denk gelir. Bi an olsa bi bakış oldu mu o iş oracıkta biter. Allah kurtarsın...
Biliyo musun kendimi o kadar yorgun hissediyorum ki kalkıp peşine koşasım gelmiyo. En olmadık anlarda aklıma takılmana daha doğrusu benim aklımın sana takılamsına da engel olamıyorum. Bak bunlar gerçek bunlara inanabilirsin. Sebebi deli divane aşık olamam mı ; değil tabi ki bunu ikimiz de biliyoruz. Dedim ya bazen hepimizin başına gelir yalnızlıktan sıkılıp birine yakınlık duyarsın , yakınlık duyurmaya çalışırsın en gürültülü mekana denk gelir. Aslında sen de duydun da müziğin ritmi daha hoş geldi biliyorum. Az çok ben de anlarım müzikten hani.
Şu an ebesinin fizanındayım. Olmaz olası keşke gitarımı getirip kalbimi orda bırakaydım. Şu mendebur X-ray niye ötmedi anlamıyorum aklımda insan kaçırıyorum ben birileri beni tutuklamalı. Kurban olayım sen olma o kişi zaten aklımı göz altına aldın bari elimi kolumu bağlama. Anlarsan bi sen anlarsın. Avukatımı istiyorum !
Hadi diyelim bu kadar yazıyı hiç yazmadım farz et ve sadece burdan yazmaya başladığımı bir düşün. Hadi diyelim ben 'Seni seviyorum' dedim ve sen de inandın. Ne değişirdi ? Bak bu sorunun cevabını hakkaten bilmiyorum. Cidden soruyorum. Ne değişirdi ? Hmm bi düşünelim. İnandın bana ben de sana söylediklerime ve sonra da senin söylediklerine. Sevdik kısacası. Sonra bozuştuk. Sonra küstük. Sonra ayrıldık. Sonra pişman olduk. Sonra özledik. Buraya kadar doğru gittim sanırım. Okuduğunda sen de hak verirsin kesin.
Bunların hiçbiri olmadığına göre çok şey değişirmiş gibi duruyo. Ama aslına bakarsan bunlar zaten yaşandı. Sessiz sinema gibi. Siyah-beyaz dublajsız filmler gibi. Sevdim. Tam olarak geçmiş zaman kullanmasam daha iyi gibi. Demek istediğim sevebilirdim eğer izin verseydin. Sonra bozuştuk. Evet bi sınavdan geçiyorduk. Sınavımız kötü geçti ve eğlenmeyi hakedemedik. Sen bi tarafa gittin , ben ayrı bi tarafa . Aslında aynı masada oturmamız ne kadar tuhaftı değil mi güzel bayan. Gelelim küsme faslına. Ne yani ilk okul çocukları gibi iki parmağımı uzatıp "boz" mu demeliydim. Büyüdük canım artık o kadar da değil. Ne kadar uzaklaştık nasıl ayrı kaldık hiç bilmiyorum. Ne kadar da ani oldu dimi. Gelen konar , konan göçer. Bu lafı duymuşsundur. Kondun ve göçtün. Sonrasında pişman oldum hem de çok. Tıpkı gece sarhoş olup sabah pişman olan sarhoşlar gibi pişman oldum. Şu anda özlüyorum. Aslında buna da inanma emin olamazsın yine. Özlediğimi varsay ne değişir. Uzun uzun anlattırma bana halden anla işte.
Aslında neyi özlüyorum biliyo musun. Sadece özlendiğimi bilmeyi özlüyorum. Seni değil. Buna kesinlikle inan ve emin ol. Vay be başlamayan bi aşkın bitiş hikayesi. İngilizceye çevirsem nobel alırım belki.İşte böyle güzel bayan bizim hikayemiz. Bazen hiç başlamaması bigün bitmesinden iyidir dimi. İyidir iyidir. İsabet olmuş.
Saygı değer takipçilerim eğer " Ne saçmalamış lan bu mal? " diye bi düşünce geçtiyse aklınızdan bu yazı size ait değil demektir. İçindeki şifreleri sadece bi kişi çözcek ve lanet ortadan kalkcak. Sevgiler.
22 Haziran 2011 Çarşamba
Yeni Kıta Yeni Şans
Nerden başlamalı bilmiyorum. Baya zaman oldu New York'a geleli. Anca yerleştim anca düzenimi kurabildim. Ama hiç kolay olmadı. Bildiğim ve kullandığım herşey burda çok farklı. Alışması zaman aldı. İlk geldiğim zamanlarda hissettiğim o iğrenç belirsizlik duuygusu nerdeyse hiç kalmadı. Etrafı öğrenmek nasıl olduysa pek bi kolay oldu. Büyüdük mü ne.
JFK ye indiğim o gün herşey çok tuhaftı. İstanbul'dan öğlen 12 de uçağa binip 9 saat uçtuktan sonra saat 15.30 da New York'a inmek inanılmaz saçmaydı. Hele uçağın inmesi ve kalkması arka arkaya 10 kere "Adrenalin" e binmiş gibi bi his verdi. Baya bi heyecanla indik uçaktan anlayacağın. Hava alanının dışı ve ilk şok. Amerikayla özdeşleşmiş olan o sarı ford taksiler her yerde. Daha önce hiç görmediğim bi sürü araba , daha önce adını dahi duymadığım bi sürü marka kocaman tırlar kamyonlar... Çok sürmedi bi 10 dk sonra meşhur New York trafiğinin tam ortasında kaldık. İntihar sebebi.
Manhattan'a geldik. New York'un göbeği. Yüksek binalar ışıl ışıl caddeler hakkaten baş döndürücü bir tabloydu. Sonra eve geldik. Yaşamaya başladık. Sonra günler benzer şekilde geçti. Ne kadar anlatmaya çalışsam da pek bi faydası olmaz. Bi sürü teferruat.
Ankara'ya geldiğim zamanları gurbet sayardım. Vay be Ankara'yı özleyeceğim hiç gelmezdi aklıma. Neresi gurbetmiş ya hiç olmazsa yer biliyon yol biliyon hadi diyelim bilmiyosun herkese sorabilirsin ya da tabelaları okuyup anlayabilirsin. Her şeyi nasıl özledim anlatamam. En basitinden bi bardak demli çay-ki çay benim için bi çok şey ifade eder. Duygularım çok çabuk değişiyo. Bazen macera dolu Amerika oluyo bazen altın kafes gibi dar geliyo. Aslına bakıldığında inanılmaz bi tecrübe. Her anlamda paranı idareli kullanman lazım , her yeri kendin öğrenmen lazım insanlarla iletişim kurman lazım. Evet yabancısın ama bi şekilde yerli gibi davranman lazım. Çok tuhaf işte kelimelere dökülünce saçmalıyorum. Çünkü durumun kendisi de pek farklı değil.
Kendime şaşırıyorum ya. Resmen ingilizce dertleştim dün gece. Üniversiteye dair , aşka dair , kızlara dair hayata dair. Konuştuğum kız bir rustu. Ama diğerlerinden hakkaten farklıydı. İçki sigara içmiyo ve daha ciddi şeyler için çabalıyo. Benden büyüktü belki abla desem abes kaçmazdı. Başımdan geçenleri anlattım ona. Bütün hayatımda yaşadıklarımı, bi yere varamadığımı ve şu an yaşayacaklarımı kestiremediğimi ve umudumun giderek azaldığını. Onun durumu da biraz karışıktı. Sadece yanlış anlamda kullandığı ingilizce bi kelimeden ötürü sevgili olabileceği çocuğu kaybetmişti. Aslında ne kadar da ucuz bi bahane. Ama adam siyah olunca iş biraz ırkçılığa kaçmış sanırım. Laf döndü dolaştı müziğe geldi. Kız da müzisyen piyano çalıyo ve sesi acayip kaliteli. Birlikte üç beş şarkı söyledik gecenin bi yarısı. Gerçekten çok eğlendim. Sonra biraz İngilizce telaffuzları üzerine konuştuk ve dün gece böyle bitti.
Çok uzak be. Dönmek istesen dönemezsin kalmak istesen alışmak zorunda olduğun bi sürü şey. 12. gün bugün bi sürü şey öğrendim. En güzeli de ne biliyo musun.Burdan geri döndüğümde hayatım boyunca ihtiyacım olacak bi sürü tecrübe ve bü sürü hatıram olcak. Şu zamana kadar bile bi sürü olay oldu bi sürü şey geçti başımdan. Daha herşey için erken hele bi işe başlıyım ne kadar eğlencem Allah bilir. Bu uzun ara için kusura bakmayın en kısa zamanda tekrar yazarım. sevgiler.
JFK ye indiğim o gün herşey çok tuhaftı. İstanbul'dan öğlen 12 de uçağa binip 9 saat uçtuktan sonra saat 15.30 da New York'a inmek inanılmaz saçmaydı. Hele uçağın inmesi ve kalkması arka arkaya 10 kere "Adrenalin" e binmiş gibi bi his verdi. Baya bi heyecanla indik uçaktan anlayacağın. Hava alanının dışı ve ilk şok. Amerikayla özdeşleşmiş olan o sarı ford taksiler her yerde. Daha önce hiç görmediğim bi sürü araba , daha önce adını dahi duymadığım bi sürü marka kocaman tırlar kamyonlar... Çok sürmedi bi 10 dk sonra meşhur New York trafiğinin tam ortasında kaldık. İntihar sebebi.
Manhattan'a geldik. New York'un göbeği. Yüksek binalar ışıl ışıl caddeler hakkaten baş döndürücü bir tabloydu. Sonra eve geldik. Yaşamaya başladık. Sonra günler benzer şekilde geçti. Ne kadar anlatmaya çalışsam da pek bi faydası olmaz. Bi sürü teferruat.
Ankara'ya geldiğim zamanları gurbet sayardım. Vay be Ankara'yı özleyeceğim hiç gelmezdi aklıma. Neresi gurbetmiş ya hiç olmazsa yer biliyon yol biliyon hadi diyelim bilmiyosun herkese sorabilirsin ya da tabelaları okuyup anlayabilirsin. Her şeyi nasıl özledim anlatamam. En basitinden bi bardak demli çay-ki çay benim için bi çok şey ifade eder. Duygularım çok çabuk değişiyo. Bazen macera dolu Amerika oluyo bazen altın kafes gibi dar geliyo. Aslına bakıldığında inanılmaz bi tecrübe. Her anlamda paranı idareli kullanman lazım , her yeri kendin öğrenmen lazım insanlarla iletişim kurman lazım. Evet yabancısın ama bi şekilde yerli gibi davranman lazım. Çok tuhaf işte kelimelere dökülünce saçmalıyorum. Çünkü durumun kendisi de pek farklı değil.
Kendime şaşırıyorum ya. Resmen ingilizce dertleştim dün gece. Üniversiteye dair , aşka dair , kızlara dair hayata dair. Konuştuğum kız bir rustu. Ama diğerlerinden hakkaten farklıydı. İçki sigara içmiyo ve daha ciddi şeyler için çabalıyo. Benden büyüktü belki abla desem abes kaçmazdı. Başımdan geçenleri anlattım ona. Bütün hayatımda yaşadıklarımı, bi yere varamadığımı ve şu an yaşayacaklarımı kestiremediğimi ve umudumun giderek azaldığını. Onun durumu da biraz karışıktı. Sadece yanlış anlamda kullandığı ingilizce bi kelimeden ötürü sevgili olabileceği çocuğu kaybetmişti. Aslında ne kadar da ucuz bi bahane. Ama adam siyah olunca iş biraz ırkçılığa kaçmış sanırım. Laf döndü dolaştı müziğe geldi. Kız da müzisyen piyano çalıyo ve sesi acayip kaliteli. Birlikte üç beş şarkı söyledik gecenin bi yarısı. Gerçekten çok eğlendim. Sonra biraz İngilizce telaffuzları üzerine konuştuk ve dün gece böyle bitti.
Çok uzak be. Dönmek istesen dönemezsin kalmak istesen alışmak zorunda olduğun bi sürü şey. 12. gün bugün bi sürü şey öğrendim. En güzeli de ne biliyo musun.Burdan geri döndüğümde hayatım boyunca ihtiyacım olacak bi sürü tecrübe ve bü sürü hatıram olcak. Şu zamana kadar bile bi sürü olay oldu bi sürü şey geçti başımdan. Daha herşey için erken hele bi işe başlıyım ne kadar eğlencem Allah bilir. Bu uzun ara için kusura bakmayın en kısa zamanda tekrar yazarım. sevgiler.
7 Haziran 2011 Salı
Ayrı Telden
Sanırım en son olduğum finalden bahsederek başlasam yerinde olur. Yine korkarak girdiğim bi sınavdan 90 alıp çıktım. Bu sadece matematiğe özgü bişey , hala anlam veremedim.Sınavlar bitti bir sene daha eksildi ömürden. Hayırlısı...
Hangi gündü ne amaçla dışardaydım tam hatırlayamıyorum. Yine ren istasyonunda tren beklerken yanıma bi velet geldi. Elini uzattı "Allah sevdiğinden ayırmasın" dedi. Bu kadar yılışık birinin eminim parasızlık gibi bi derdi yoktu. " Sevdiğim yok benim. " dedim. Sanki içimde bişeyler cız etti. Bi anda canım sıkıldı. Ulan velet adam gibi istesene paranı. Benim özel hayatımı ne diye kurcalıyosun. Lazım azizim bi sevilecek...
Son zamanların en hareketli günlerinin hala içindeyim. İlk önce yurdu boşaltmaya çalıştım ki odada adım atcak yer kalmadan toparlanmak pek mümkün olmadı. Onları arabayla başka bi yere bıraktık. Sonra ver elini İstanbul. Biraz geç geldik sanki 7 saat sürdü yol. Önemli olan sağ salim gelebilmekti ki bunu başardık çok şükür.
Bi yarın kaldı önümde. Muhtemelen İstanbul dan yazdığım son blog olcak. Ne olcak beni ne bekliyo tam bilemiyorum. Belki her günü yazabilcem belki bu son olcak. Daha ayrılmadan İstanbul da kaldım aklım. İki gün bana yetmezdi ve birini harcadık boş boş. Yarın da pek farklı olmicak ya nese. Daha güzel günler beni bekliyo bundan hiç şüphem yok. Yeni bi macera yeni bi şans. Elveda İstanbul tekrara görüşmek üzere ...
Hangi gündü ne amaçla dışardaydım tam hatırlayamıyorum. Yine ren istasyonunda tren beklerken yanıma bi velet geldi. Elini uzattı "Allah sevdiğinden ayırmasın" dedi. Bu kadar yılışık birinin eminim parasızlık gibi bi derdi yoktu. " Sevdiğim yok benim. " dedim. Sanki içimde bişeyler cız etti. Bi anda canım sıkıldı. Ulan velet adam gibi istesene paranı. Benim özel hayatımı ne diye kurcalıyosun. Lazım azizim bi sevilecek...
Son zamanların en hareketli günlerinin hala içindeyim. İlk önce yurdu boşaltmaya çalıştım ki odada adım atcak yer kalmadan toparlanmak pek mümkün olmadı. Onları arabayla başka bi yere bıraktık. Sonra ver elini İstanbul. Biraz geç geldik sanki 7 saat sürdü yol. Önemli olan sağ salim gelebilmekti ki bunu başardık çok şükür.
Bi yarın kaldı önümde. Muhtemelen İstanbul dan yazdığım son blog olcak. Ne olcak beni ne bekliyo tam bilemiyorum. Belki her günü yazabilcem belki bu son olcak. Daha ayrılmadan İstanbul da kaldım aklım. İki gün bana yetmezdi ve birini harcadık boş boş. Yarın da pek farklı olmicak ya nese. Daha güzel günler beni bekliyo bundan hiç şüphem yok. Yeni bi macera yeni bi şans. Elveda İstanbul tekrara görüşmek üzere ...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)