30 Mayıs 2011 Pazartesi

Oh Be !

   Evet millet bugün dananın kuyruğu koptu. Facebook denen gavur icadının nelere güç yetirebileceğini gördüm bu beni oldukça şaşırttı. Ama gayet iyi oldu ne mutlu bana. Yavaş yavaş aydınlanıyorum mu nedir artık zihniyet olarak yol katediyorum. Biliyorum bu sene için artık ne yapsam kar etmicek ama seneye daha başka olcak inanıyorum salak gibi bitmicek gelecek senem.
   Ufaktan hava kararmaya başladı EMG sınavı iyi kötü geçti. Yarın matematik finali var birazdan incem kütüphaneye bi güzel çalışcam. Son bi gayret ve ertesi gün lunaparka gitcez düşüncesi bile hoş. Çarşamba da vize randevusuna gitcem. Bu gün itibariyle bütün evrakları tamamlamış bulunuyorum. Elim ayağıma dolaşmazsa 9 haziran uçak kalkar babacım ver elini New York.
   Olm artık yeni şeyler keşfettim. Kendim kalkmadığım sürece kimsenin kaldıracağı yok. Yeni hevesler yeni hayaller bakarsın hayat daha da güzelleşir. Hele bi yarın olsun şu sınav bitsin bide iyi geçerse değmen benim keyfime be heyt !
   Hadi bakalım çayı da içtiğimize göre şimdi ders çalışabilirim. Uykum da var ama gece 12 ye kadar uyumadan çalışcam. Son gece abi ne kadar yorucu olabilir ki  ???



  

26 Mayıs 2011 Perşembe

Görüyorum Görüyorum !

   Gözlerimde lensler olmasına rağmen hala herşeyi bulanık görüyorsam belki de dünyam bulanmıştır ya da herşeyi görmek istediğim gibi görüyorum. Aslında ortalıkta ne toz varmış ne duman. Herşey bir hayal ürünü.İstediğm şekilde yontmuşum resmen. Ne güzel toz yoksa duman yoksa daha berrrak günlerim var demek ki; varsın yalnız olsun ne çıkar...

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Salak Günlere Dönüş

   Aslında ortalık daha toz duman. Bilmiyorum ne gördüm ne hissettim ama biraz daha uzaktan bakınca olay henüz netleşmemiş. Doğrulmak üzereydim oysa. Nese ayaklar altında ezilmektense bi köşede oturup beklemek daha iyi sanırım.
   Final haftasının ortalarına kadar geldim. Sabah erkenden yine okul var. İşin aslı keşke hergün okul olsa da bana da eğlence çıksa. Şu yurttan nefret ediyorum artık. Hoş seneye nerde kalacağım daha belli bilie değilken bu kadar artisliği niye yapıyorum ben de bilmiyorum. Sokakta kalmam ya düşünmeye lüzum yok neyse ne.
   Her şey iyi hoş da yalnızlık kötü be abi. Yalnızlığı da kabullendim bi yerden sonra. Şimdi de aç geziyorum. Bişeyler yiyim diyorum ne yesem midem bulanıyo. Bir iki şeyle geçiştiriyorum resmen. Bu aralar böyle be sanırım doğrulma işi başka bahara. Daha yolumuz var daha çocuğuz...
  

12 Mayıs 2011 Perşembe

Utanır İnsan Böyle Yalnız Olunur Mu ?

   Ahan da blogger ı açmışlar valla çok sevindim. Baya zaman oldu yazmayalı be özlemişim. Hoş çok okuyan yok ya neyse önemli olan yazmak. Yazmadığım üç ay içerisinde romanlık günler geçirdim ama geçen geçti. Artık yeniden yazmaya bugünden başlayalım.
  Şu benim Amerika işi vardı ya uçak biletini almaya kadar vardı o iş. Bu gün saat üç gibi kızılaya gideyim diyerekten evden çıktım. Mecbur bi saati bi saatini tumayan ve Sıhhiyeden ötesine gidemeyen banliyoya bindim. Elimde de bitirmek üzere olduğum Empati kitabı vardı. Tren gelene kadar onu da bitirdim. Müzik dinlemeyi bırakalı -bırakmak zorunda kalalı- baya oldu. Lanet kulaklık da bozulacak vakti buldu. Yarım saat ne yapmalı şu trende diye düşünürken kitabın beğendiğim yerlerini tekrardan okumaya karar verdim. Çok da önemli değil gerçi bi şekilde vardım Sıhhiyeye. Hava da inceden yağıyo. Yanımda şemsiye neyin de yok aslında tüm hayatım boyunca da hiç olmadı. Ha durdu ha duracak derken yürümeye devam ettim. Tam aksine hızlandıkça hızlandı. Boynumdan aşağı sular sızmaya başladıktan sonra yağmuru umursamamaya başladım. Umursasam nolcak ki kaç kere sırılsıklam olabilir bi insan. Rüzgarla birlikte yüzümdeki ıslaklık iyice can sıkıcı oldu.
   Kızılaya vardım. İnsanlara çarpmadan yürümenin imkansız olduğu sokaklar bomboştu. Ve aylardan sonra o sokaklarda bankların var olduğunu farkettim. Yürürken en azından çoraplarım ıslanmadı hehe diye mutlu olmak için sudan sebeplere çoktan bel bağlamıştım. Etrafa bakınca cinsiyet ayrıımı yapmadan insanların en az iki kişilik gruplar halinde  koşuşturmalarını gördüm. Evet tek başınaydım ve direk göze battığımı düşünmeye başlamıştım.
"  Olmuyor ne yapsam olmuyor
   Çok mu gördün hevesleri
   Hasret senden yana
   Sevda senden yana
   Değişmedin kaderim
   Hep mi hüsran
   Bana hep mi veda
   Yok mu sende hiç deva ? "
   Şarkısı da nedense dilime dolandı. Islana ıslana yürümeye devam ettim. Yağmurunsa durmaya hiç niyeti yoktu. Işıkta bekleyen arabaların arasından karşıya geçerken akan suyun ayakkabımın boyunu geçmesi soğuk bi irkilmeye sebep oldu bende. Karşı kaldırıma geçtiğimde iki ayağımdan da vıcık vıcık sesleri duyabiliyordum. Varsın olsun be.O günkü yegane mutluluk sebebim olan kuru ayaklarım da beni terketmişti.
   Sonuçta gittim uçak biletimi  aldım. Aslında hiç büyütülecek bişey yok. Ver parayı al bileti bu  kadar basit. Geri dönerken otobüse bineyim dedim ama yağmurun işine bak ; duruvermişti. Bu kadar yürüyünce acıktım haliyle. Yemek yedim sonra ordan okula gidiyim dedim. Bi sebebi mi olmalı diye düşündüm ve sadece gittim. Kahve içmek iyi geldi sonra tekrar banliyoya. Oturduğum koltuğun karşısında gençten bi çift vardı. Çoğu aşık gibi bunlar da problemliydi. 1 dakika içinde 3 kere kavgaya tutuşup 3 kere herşeyi tatlıya bağlıyorlardı.
   " - Sen bana niye öyle davranıyosun?
     - Sen de bana öyle davranıyosun çünkü
     - Sen öyle davranmasan ben öyle davranmam
     - Sen öyle davranmasan ben de ö.. "
   Kesin be hep aynı boktan kavgalar. Neyse ki çok geçmeden ineceğim istasyona geldim. Trene binmeden önce yalnızlığa hayıflanırken , indiğimde böyle boktan bi ilişki yerine yalnızlığı bağrıma bastım. Her ne kadar "yalnızlık" benim duygularıma cevap vermese de.
   Heralde temiz kalplilğimden olacak yurda gelince blog yazmalıyım diye düşündüm. Nasibe bak ki site açılmış. Tüm blogger lara hayırlı olsun.