18 Ocak 2011 Salı

Bir Nefes Hayal ...

   Günler günlerin ardından birbir geçiyo. Hızla geçmesini tüm kalbimle istediğim son üç gün var önümde. Bugün gidip pasaport çıkartıcam eğer evdeki hesap çarşıya uyarsa. Bugün için zaten bi mesele yok. Çarşamba günü teknik resim finali ve perşembe de mat finali var. Sıkılsam da bi yandan bu sınavları kurtuluş olarak görüyorum. Hani aşı olunca eve gönderirlerdi ya bizi tam olarak bu duyguyu yaşıyorum.
   Burnumnda hep hayalini kurduğum adana dürümün kokusu var. Ah İstanbu ah... Gecenin bi yarısı İstanbula incem. Sıcacık havası yüzüme değcek ve işte o an yüzümde tarifsiz bir tebessüm olcak. Mutlu mesut evime yüricem. Annem , babam ve abim... Bu kadar özliceğimi hiç hayal etmemiştim. Hep hiç tanıdığım olmasın alıp başımı gideyim, otobüs nerde durursa inip sıfırdan bambaşka bi hayata başlıyım isterdim. Tabi bu hayal annemin beni çaya çağırma sesiyle kesildiğinden olacak çok mantıklı gelirdi. Ama bu hayali ,sessizliği sadece bilgisayar fanının böldüğü bi odada tek başına kurmak inanılmaz itici.İnsanı hayata bağlayan hayallerinin olması ne güzelmiş. Birilerinin beni beklediğini bilmek...
   Yatağımda uyancam sabahleyin. Annem çoktan kahvaltıyı hazırlamış olcak. Yine kahvaltıdan sonra devam eden sohbetlere dalcaz annemle. Kahvaltı bitince abimle atlarız arabaya ver elini florya deniz kenarı. Al abi sıcacık bi bardak çay, denize karşı yudumla mis gibi. Denizden hafif bi esinti . Ürpermek bile keyif vercek . Akşamın onunda abimle dürüm yemeye gitcez tee Fatih e. İki tane bir buçuk adana . İşte bu ya . Bu cümleyi söylemek için sabırsızlanıyorum. Yemeğin üstüne iki çay . Sonra abi kardeş atla arabaya gecenin bi yarısı sinemaya git. Arada vur sohbetin gözüne gözüne...
   Sonra Eminönüne gitmek var. Galata köprüsünden boğaza bakmak bir ömre bedel. Köprüde balık tutan insanlar , vapur sirenleri martı seslerine karışcak. Ordan Kadıköye geçcem vapurla . Vapurda çay içmenin verdiği keyif atlanmicak kadar büyük. Haydarpaşada incem. Tam garın önünde bi kafe var. Orda söylicem kahvemi denize sıfır. Sonra yürürüm şöyle bir karşıdaki iskeleye doğru.Ufaktan geri dönüş yolculuğu. Olsun sonuçta evime dönmüş olcam. Annemin yaptıı mis gibi yemekler olcak ve peşinden taze demlenmiş çay...
   İstiklal caddesinde yürümek var daha. Her seferinde yol daha bi uzar gözümde. Bi yığın insan arasında yürürken kendimi hep başka bi alemde hissederim. Aradan geçen nostaljik tramvayın çanı da bu büyülü havayı tamamlar. Sağda solda oturmuş canlı müzik yapan gruplar , yanından hızla geçen koşuşturan insanlar , ben gibi sadece yürümek amacında olanlar... O caddede boş boş yürümek bile baya keyifli. İstiklal caddesinin sonunda gitarcılarla dolu bi cadde daha var. Tam galata kulesinin yanından geçer. Günümün en anlamlı bölümü o caddede geçer. Belki 50 kere aynı vitrinlere bakmışımdır. 51. sini de aynı hayranlıkla tekrarlayabilirim. Orda bir iki tane dosta selam verip birer çaylarını içtikten sonra o cadde karaköye iner.İstanbul hakkındaki az bilinen bi gerçek : O tarihi yarımadada hangi yokuşu inerseniz inin mutlaka bi sahile varır. Bu gerçekliği bi kere daha tecrübe etmek çok güzel olcak.
   Daha çok şey var anlatılcak. Bir yandan da sınavlar hala devam ediyo. Sınavları düşündükçe canım çok sıkılıyo. Bu hayallerle dayanıyorum bu kocaman yabancı şehre. Hala alışmayı ümit ediyorum. Kaç aydır vazgeçmeden yaptığım gibi. Ama gurbet her türlü zor. Konuşmak lazım . Bu şehirde insan kendini bile dinleyemiyo. Aslına bakarsanız ben bu şehre ait hiçbirşeyi sevmiyorum. Dönüş yolunu bile...
   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder