Delicesine bir sessizlik. Saat sabah dört suları. Genç adam ne yaptığından habersiz var olan düzendeki görevini ifa ediyordu. Annesinin kollarında olduğu zamanları hatırladı. O zaman mutluydu. Tek bir isteği vardı o da "Elma Şekeri" ydi. Bunu hiç bir zaman annesine söyleyemezdi. Ne kadar da kırmızılardı. Belki de çok da tatlıydı. Bir gün kendini tutamadı ve annesine sordu : "Elma şekeri alalım mı ?". Annesi çocuğa sadece baktı ve bir şey söylemedi. Çocuk sorduğu sorudan utanmıştı. O gece yatağında uyumak için uyku perisini beklerken düşündü. Pamuk prensesin yediği o büyük kırmızı elmayı hatırladı. Tabi ya ! Eğer o elmadan yerse belki sonsuza kadar uykuya dalabilirdi. Daha da kötüsü sevdiği prensesin bundan sonsuza dek haberi olmayabilirdi.
Genç adam evin içinde bir ileri bir geri amaçsızca dolaşırken o günden beri hiç elma şekeri yemediğini farketti. Belki çocukça bir şeydi ve artık büyümüştü. Eskisi kadar da güzel gelmiyordu artık gözüne. Aradan yıllar geçmişti. Hala aynı şekilde mi yapılırdı elma şekeri ? İçini tekrardan o çocuksu merak sarmıştı. Tekrardan annesine sorduğu soru aklına gelmişti. Annesi neden cevap vermemişti ki ?
"Wow! Süpersin !" şeklinde tepkiler veren ve çocuklarının yedi yaşında piyanoyla çaldığı Mozart'ın bilmem kaçıncı senfonisini dinlerken gözyaşlarını tutamayan bir annesi hiç olmamıştı. Düzene aykırı olarak doğmuştu. Her zaman soruları geçiştirilmişti. Sürekli engellenmişti. Değil piyano çalmak okuldaki müzik derslerinde blok flüt dahi alamamıştı. Çocukluğu süresince yatağının altında bir canavarın onu beklediğini ve gece olunca ortaya çıkıp onu yiyeceğini hayal edememişti. Çünkü ona masal okuyan bir dedesi olmamıştı. Ve yatağın altında bir canavar olduğunu hayal etmesi yasaklanmıştı.
Bazı geceler kendini kötü hissederdi. Annesini çağırıp : "Anne bu gece seninle uyusam olur mu ?" diye soruvermişti bir cesaretle. Annesi bir şey söylemeden ışığı kapatmıştı ve sabaha kadar açmamak üzere odanın kapısını kapatmıştı. Gök gürültüsünün ne olduğunu bilmiyordu. Korkmalı mıydı bilemiyordu. Belki de annesine sormalıydı...
Artık çocukluk yaşlarını geride bırakmış delikanlılık çağlarına ulaşmıştı. Merak ettiği çok şey olsa da artık annesine sormuyordu. Bir gün annesini ağlarken gördü. Elinden düşmüş bir kaç kare fotoğraf duruyordu yerde. Niye ağladığını merak etmişti. Sormalı mıydı acaba. Belki babasıydı yerde yatan belki de amcası belki de kardeşi , ablası ya da abisi.
Bir gün içinde değişik bir şeyler olduğunu farketti. Sıra arkadaşını ne zaman görse içi bir tuhaf oluyordu. Sesi karnına kaçkaçıyor elleri titriyordu. Neler olduğunu anlamıyordu. Sadece tuhaf bir şeyler olduğunu kestirmişti. Annesine sormak için gittiğinde onu hep ağlarken buluyordu. Bilmek istediği çok şey vardı ama soru sorması yasaklanmıştı. Biliyordu cevabını alamayacaktı. Yoksa aşk dedikleri böyle bir şey miydi bilmiyordu. Artık anlayacak yaşa gelmişti. Cesaretlendi. Boyu uzamaya başlamıştı ve kendine güveni de artmıştı. Gidip sıra arkadaşına içindekilerini söylemeliydi. Genç adam henüz söze başlamış , bir iki cümleyi yeni bitirmiş ve tam sormak istediği şeye sıra gelmişken sıra arkadaşı ayağa kalktı.Sıra arkadaşı sadece yüzüne baktı ve bir şey söylemeden çekti gitti. Bir daha o sıraya gelmemecesine. Genç adam anlamıştı. Aşık olması da yasaklanmıştı.Ya da adı her neyse işte...
Genç adam bu düşüncelerle uykuya daldı. Uyanır uyanmaz annesine gidip neden ona elma şekeri almadığını , neden hiç annesiyle uyumadığını, neden sürekli ağladığını ve o fotoğraflardaki kişilerin kim olduklarını bir bir soracaktı. Evinden çıktı. Köşedeki bakkaldan bir tane elma şekeri aldı. Sorularının cevabını alana kadar yememeye karar verdi. Hızlı adımlarla yarı öfkeli yarı meraklı yürüyordu. Bu sefer annesi ona cevap verecek miydi. Çocukluğundan kalma sırtındaki bu kamburdan kurtulacak mıydı. İşine yaramasa da bilmek istiyordu. Habersizce dayatılan yasakların artık kalkmasını istiyordu. Bu sefer ısrarcı olacaktı. Cevap alana kadar soracaktı. Kararlıydı.
Yolun sonuna gelmiş nihayet annesinin yanında oturuyordu. Elindeki elma şekerini evirip çevirip nereden başlaması gerektiğini düşünüyordu. Yıllarca var olan bir yasağı delecekti. Yine cevap alamamaktan endişeliydi. Ve sorularına başladı. Her sorudan sonra bir müddet bekliyordu annesi cevap versin diye.Annesiyse konuşmuyordu. Genç adamın sesi yükselmeye başlamıştı. Gözlerinden yaşlar boşalıyordu. Hıçkıra hıçkıra soruları tekrarlıyordu. Tek kelime karşılık almıyordu. Biraz bekledi ve sakinleşti. Hırsla sıktığı topraktan ellerini çekti. Elma şekerini yerden aldı ve ayağa kalktı. Sorularına asla cevap alamayacaktı. Elma şekerinin poşetini çıkardı ve bir ısırık aldı. Artık vazgeçmişti.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder