Ahan da blogger ı açmışlar valla çok sevindim. Baya zaman oldu yazmayalı be özlemişim. Hoş çok okuyan yok ya neyse önemli olan yazmak. Yazmadığım üç ay içerisinde romanlık günler geçirdim ama geçen geçti. Artık yeniden yazmaya bugünden başlayalım.
Şu benim Amerika işi vardı ya uçak biletini almaya kadar vardı o iş. Bu gün saat üç gibi kızılaya gideyim diyerekten evden çıktım. Mecbur bi saati bi saatini tumayan ve Sıhhiyeden ötesine gidemeyen banliyoya bindim. Elimde de bitirmek üzere olduğum Empati kitabı vardı. Tren gelene kadar onu da bitirdim. Müzik dinlemeyi bırakalı -bırakmak zorunda kalalı- baya oldu. Lanet kulaklık da bozulacak vakti buldu. Yarım saat ne yapmalı şu trende diye düşünürken kitabın beğendiğim yerlerini tekrardan okumaya karar verdim. Çok da önemli değil gerçi bi şekilde vardım Sıhhiyeye. Hava da inceden yağıyo. Yanımda şemsiye neyin de yok aslında tüm hayatım boyunca da hiç olmadı. Ha durdu ha duracak derken yürümeye devam ettim. Tam aksine hızlandıkça hızlandı. Boynumdan aşağı sular sızmaya başladıktan sonra yağmuru umursamamaya başladım. Umursasam nolcak ki kaç kere sırılsıklam olabilir bi insan. Rüzgarla birlikte yüzümdeki ıslaklık iyice can sıkıcı oldu.
Kızılaya vardım. İnsanlara çarpmadan yürümenin imkansız olduğu sokaklar bomboştu. Ve aylardan sonra o sokaklarda bankların var olduğunu farkettim. Yürürken en azından çoraplarım ıslanmadı hehe diye mutlu olmak için sudan sebeplere çoktan bel bağlamıştım. Etrafa bakınca cinsiyet ayrıımı yapmadan insanların en az iki kişilik gruplar halinde koşuşturmalarını gördüm. Evet tek başınaydım ve direk göze battığımı düşünmeye başlamıştım.
" Olmuyor ne yapsam olmuyor
Çok mu gördün hevesleri
Hasret senden yana
Sevda senden yana
Değişmedin kaderim
Hep mi hüsran
Bana hep mi veda
Yok mu sende hiç deva ? "
Şarkısı da nedense dilime dolandı. Islana ıslana yürümeye devam ettim. Yağmurunsa durmaya hiç niyeti yoktu. Işıkta bekleyen arabaların arasından karşıya geçerken akan suyun ayakkabımın boyunu geçmesi soğuk bi irkilmeye sebep oldu bende. Karşı kaldırıma geçtiğimde iki ayağımdan da vıcık vıcık sesleri duyabiliyordum. Varsın olsun be.O günkü yegane mutluluk sebebim olan kuru ayaklarım da beni terketmişti.
Sonuçta gittim uçak biletimi aldım. Aslında hiç büyütülecek bişey yok. Ver parayı al bileti bu kadar basit. Geri dönerken otobüse bineyim dedim ama yağmurun işine bak ; duruvermişti. Bu kadar yürüyünce acıktım haliyle. Yemek yedim sonra ordan okula gidiyim dedim. Bi sebebi mi olmalı diye düşündüm ve sadece gittim. Kahve içmek iyi geldi sonra tekrar banliyoya. Oturduğum koltuğun karşısında gençten bi çift vardı. Çoğu aşık gibi bunlar da problemliydi. 1 dakika içinde 3 kere kavgaya tutuşup 3 kere herşeyi tatlıya bağlıyorlardı.
" - Sen bana niye öyle davranıyosun?
- Sen de bana öyle davranıyosun çünkü
- Sen öyle davranmasan ben öyle davranmam
- Sen öyle davranmasan ben de ö.. "
Kesin be hep aynı boktan kavgalar. Neyse ki çok geçmeden ineceğim istasyona geldim. Trene binmeden önce yalnızlığa hayıflanırken , indiğimde böyle boktan bi ilişki yerine yalnızlığı bağrıma bastım. Her ne kadar "yalnızlık" benim duygularıma cevap vermese de.
Heralde temiz kalplilğimden olacak yurda gelince blog yazmalıyım diye düşündüm. Nasibe bak ki site açılmış. Tüm blogger lara hayırlı olsun.
ben okuyorum dostum... yaz sen...
YanıtlaSilEyvallah kardeşim ya mutlu ettin lan beni :)
YanıtlaSilbiz de okuyoruz artık :)
YanıtlaSilEyvallah :)
YanıtlaSil